Sitemize Hoşgeldiniz. (GirişKayıt Ol)

! Forum'dan Yararlanmak İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. !

Üye Olmak İçin TIKLAYIN

Not: Siteye Üye olduktan sonra size gelen maille Üyeliğinizi aktifleştirmeniz gerekmektedir. Aksi takdirde mesaj gönderemezsiniz.




Mesaj Önizleme 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Kıbrıs Sorunu, Ortaklık Cumhuriyeti ve AB Üyeliği
18-05-2008, 11:16:55 (En son düzenleme: 18-05-2008 12:04:17 Dinçer.)
Mesaj: #1
Kitap Kıbrıs Sorunu, Ortaklık Cumhuriyeti ve AB Üyeliği
KIBRIS SORUNU, ORTAKLIK CUMHURİYETİ VE
AB ÜYELİĞİ GİRİŞİMLERİNİN SİYASİ VE HUKUKİ YÖNLERİ

Ahmet C. GAZİOĞLU


Kıbrıs adası, Türkiye�ye olan yakınlığı, jeopolitik ve jeostratejik konumu ile güvenliğimiz açısından taşıdığı önem nedeniyle Türk dış politikasında çok önemli bir yer tutmaktadır.

Kıbrıs, 1571�de, Osmanlı İmparatorluğu�na katılmış ve 1878 yılına kadar bu imparatorluğun bir parçası olarak elimizde kalmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde uygulanan �Millet Sistemi� nedeniyle Kıbrıs Rumlarına çeşitli ayrıcalıklar, din özgürlüğü ve özerk yönetim olanakları tanınmış; Rumca rahatça konuşulmuş, eğitim-öğretim, ticaret ve yaşam düzeyi yönünden büyük bir gelişme göstermiştir.

1877-78 yıllarında, Türk-Rus savaşlarının yenilgisi sonrasında, Ayastefanos Antlaşması�nı imzalamak zorunda kalan, Doğu illeri ile Balkanlar�da büyük toprak kayıplarına uğrayan Osmanlı yönetimi, 4 Haziran 1878 günü imzalanan İngiliz-Türk Savunma Antlaşması sonucu, Kıbrıs�ın yönetimini, egemenlik hakkı Osmanlı�da kalmak kaydıyla, İngiltere�ye devretmiştir.

1923�de imzalanan Lozan Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs�ın İngiltere�nin bir kolonisi olmasını tanımış olduğundan, 1925�te ada İngiliz Krallığı�na hukuken bağlanmıştır.

1878�den 1960 yılına kadar devam eden İngiliz yönetimi, bu süre içinde iki toplum arasında Türk dönemindeki eşitliğe dayalı dengelerin bozulmasına göz yumdu. Böylece Rum toplumu adanın yönetiminde önemli konumları ele geçirdi; ekonomik ve kültürel alanlarda ileri gitti. Türk toplumu ise, tüm baskılara karşın ulusal varlığını devam ettirmek ve adanın Yunanistan�a ilhakı girişimlerini önlemek için direndi; Türkiye ile bağlarını devam ettirmek için büyük çaba gösterdi.

İngiltere, İyonya adalarının 1860�lı yıllarda Yunanistan�a devrettiği için, 1878�de adaya ayak basan ilk İngiliz yöneticisi Sir Gernet Wolseley�i Larnaka�da karşılayan Kitium Piskoposu, İyonya adaları gibi, Kıbrıs�ın da İngiltere tarafından Yunanistan�a verilmesi dileğinde bulundu ve adanın yeni yöneticilerini sevinçle karşıladıklarını bildirdi.

O günden beri, Kıbrıs�ı Yunanistan�a ilhak için Rum-Yunan ikilisinin, karşısına dikilen Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye olmuştur.

1950�li yılların ortalarına kadar Türkiye, İngiltere�nin Kıbrıs�tan çıkmayacağını, bu nedenle ENOSİS tehlikesinin bulunmadığı görüşünü taşımakta; Rum-Yunan ikilisinin bu yöndeki faaliyetlerini önemsememekteydi.



Türk Kurtuluş Savaşı ve Kıbrıs Türkleri

Kıbrıs Türk Toplumu, İstiklal Savaşı�nı yakından izlemiş; İnönü ve Sakarya zaferlerinden sevinç duymuştur.

Yunanlı�yı İzmir�e çıkarıp Ege bölgesini işgal etmesine yardım eden İngiliz yönetiminin baskısı altında yaşayan Kıbrıs Türk Toplumu, gizlice adadan kaçıp Kurtuluş Savaşı�na katılmıştı.

Kıbrıs�ta Türkler, Kurtuluş Savaşı süresince yardım için köylerde, kasabalarda temsiller düzenledi; camiilerde para topladı; kurban derilerini Hilal-i Ahmer�e bağışladı. Bu hareketlerin önderliğini yapanlar ise, İngilizler tarafından tutuklanıp Girne kalesine hapsedildi.

Lefkoşa�da yayınlanan Söz Gazetesi�nde, Kurtuluş Savaşı�nı destekleyen yazılar yayımlanmaktaydı. Bu nedenle, Türkiye Büyük Millet Meclisi Basın ve Enformasyon Genel Müdürü Ahmet Ağaoğlu, 21 Ağustos 1922�de, Söz Gazetesi Müdürlüğüne mektup göndererek, �Anadolu her türlü güçlüklere göğüs gererek hayat ve istiklalini sağlamak amacına azimle ilerlerken, bu ulusal davaya karşı gösterilen içten teveccüh ve destek nedeniyle son derece duygulandığını� bildirdi; şükrana değer bu çabaların sürdürülmesini istedi.

Atatürk Sevgisi ve Milliyetçiliği

Kıbrıs Türk Toplumu, Atatürk ilkelerini hiçbir yasal zorunluluk olmadan aynen uygulanmıştır. Yeni Türk alfabesi, gönüllü halk eğitimi kursları ile herkese öğretilmiş; gazeteler yeni harflerle yayınlanmaya başlamıştı. Okullarda öğretmenler kimseden bir direktif almadan öğrencilerine yeni yazıyı öğretmiştir. Kıyafet devrimi başarıyla uygulanmıştır.

Uygulaması bir süre geciken sadece �Medeni Kanun� olmuştur. Adada yasaları yapan İngiliz Koloni Yönetimi olduğu için, 1950�li yılların başına kadar Türkiye�deki Aile Yasası�na uygun bir yasal düzenlemeye gidilmemişti.

İngiliz Sömürge Yönetimi, Kıbrıslı Türkler�in Türkiye�ye olan bağlılığını sarsmak, Atatürk Milliyetçiliği�nin yayılmasını önlemek için Türk toplumunu �İslam Cemaati� olarak tanımlamıştır.

İkinci Dünya Savaşı Sonrasında Gelişen İlişkiler

Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye ve Kıbrıs Türk toplumu arasında yeni ilişkiler kurulmuştur.

Türk yolcu ve yük vapurlarının düzenli olarak Kıbrıs limanlarına uğraması, öğretmen ve öğrenci gruplarının ziyaretleri Kıbrıs�la olan ilişkilerimizi güçlendirmiştir. 1948 yılının Temmuz ayında, Türkiye�den 54 kişilik bir öğretmen grubunun yaptığı ziyaret; Çorum CHP milletvekili Hasane Ilgaz, kadın gazetesi sahibi İffet Halim Oruz ile 7 Gün ve Hürriyet Gazetesi yazarlarından Rakım Çalapala�nın Kıbrıs�a yaptıkları ziyaret tarifsiz bir sevinç yaratmıştır. Çorum milletvekili Hasane Ilgaz, Ankara�ya dönünce, Kıbrıs�taki Türk varlığı ile ilgili gözlemlerini Cumhurbaşkanı İsmet İnönü�ye anlatmış, Kıbrıs�taki Türkler�in Anavatan�a olan bağlılıklarını belirtmiştir.

Bu ilişkiler sonucu, Kıbrıs Türk orta dereceli okullarına Türkiye�den yönetici ve öğretmenler gönderilmeye başlanmış; İş Bankası Kıbrıs�ta bir şube açmış; THY adaya seferlere başlamış; Lefkoşa�da Türkiye Tekel İdaresi bir sigara fabrikası kurmuş; Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği ile TC Tarım Bakanlığı arasındaki ilişkiler geliştirilmiştir. 1950�li yıllarda, Türkiye�deki üniversitelerde Kıbrıslı Türk öğrencilere burs verilmeye başlanmıştır.

İhtiyatlı Bir Yaklaşım

Tüm bu ilişkilere ve Rumlar�ın Enosis için başlattıkları uluslararası kampanyalara rağmen Türkiye, İngilizler�e güvenerek soruna karışmamayı tercih etti. Kıbrıs Türk Toplumu lideri Dr. Fazıl Küçük, 1950�li yılların başlarında, Rumlar�ın ENOSİS yolundaki girişimlerini ve Türk toplumunun sorunlarını anlatmak için gittiği Ankara�da devlet adamlarıyla görüşme olanağı bulamadı. Türk hükümeti, adanın Yunanistan�a ilhakı için başlatılan kampanyaları ciddiye almadı.

Ciddi Bir Uyarı

1954 yılı Eylül ayında, Başpiskopos Makarios�un Yunan Başbakanı Maraşal Papagos�u ikna ederek Kıbrıs sorununu BM�ye götürmesi Türk hükümeti için ciddi bir uyarı oldu. Sorunun uluslararası platformlarda ele alınması nedeniyle, Selim Sarper�in başkanlığındaki diplomatlar New York�ta Türkiye�nin Kıbrıs�la olan ilgisini kesin bir şekilde dile getirdi.

Adanın Türkiye için jeopolitik ve jeostratejik önemi, Kıbrıs�taki iki toplum varlığı ve bu toplumların eşit haklara sahip olduğu, Kıbrıs�lı Türkler�in Rum-Yunan egemenliğine karşı olması, Batı Trakya örnek gösterilerek anlatıldı.

BM�deki bu girişim, Rum-Yunan ikilisinin başarısızlığı ile sonuçlandı. 17 Aralık 1954 günü Genel Kurul�da yapılan, 8 çekimser oya karşı 50 olumlu oyla kabul edilen Kıbrıs�la ilgili 814 nolu ilk kararda �halkların eşit hakları ve self- determinasyon ilkesinin BM gözetiminde Kıbrıs ahalisi için uygulanması� hükmüne yer verildi.

Türk delegasyonu başkanı Selim Sarper, BM�de yaptığı konuşmasında self-determinasyon hakkının çok kez kötüye kullanıldığını örnekler vererek açıkladı. Yunanistan�ın da aynı yola başvurarak Kıbrıs Adası�nı ilhak girişiminde bulunduğunun altını çizdi.

EOKA ve Yıldırma Politikası

Rum-Yunan ikilisi BM�deki yenilgi üzerine ENOSİS�i sistemli şekilde şiddet kullanma, baskı veya tehdit yöntemleriyle gerçekleştirmeye karar verdiler. Makarios, Kıbrıs asıllı emekli bir Yunan Albayı olan Grivas�la Atina�da ve adada gizli toplantılar yaparak bir yeraltı terör örgütü kurulması üzerine anlaşmaya vardılar.

Makarios, bu konuda Yunan Hükümetini de ikna edince EOKA adındaki terör örgötü kuruldu ve adaya gizlice Yunanistan�dan silah ve diğer askeri malzemeler getirilmeye başlandı. 1955 yılının ilk ayında Baf kasabası yakınlarında EOKA�ya getirdiği silah ve cephane dolu Ay-Yorgi gemisinin yakalanması sonucu Rum-Yunan ikilisinin yıldırma politikasıyla ilgili hazırlıkları ortaya çıktı. EOKA, 1 Nisan 1955 günü sabotaj hareketleriyle ilk bombayı patlattı. Adanın her yerinde terör eylemleri başlattı. İlk hedefler elektrik santralleri, Kıbrıs radyo istasyonu, askeri karargâhlar, hükümet daireleri ve karakollardı.

Bu eylemlerle kıbrıs tarihinde yeni bir döneme geçildi. Adanın herhangi bir bölümünde EOKA bombaları patlatılıyor, siviller hedef haline geliyordu.

İngilizler�e karşı başlatılan EOKA hareketleri bir süre sonra Türkler�i de hedef almıştır. 1957 yılından itibaren adanın her tarafında Türk-Rum çatışması başlamış, Rum semtlerindeki Türk evleri ve camiiler yakılıp, yıkılmıştır.

Kıbrıs�taki olaylar sonucu Türkiye ve Yunanistan�da mitingler düzenlenmiş, Türk-Yunan ilişkisi bozulmuştur.


Üçlü Londra Konferansı

Türk hükümeti, Kıbrıs Türk Toplumu�nun yalnız bırakılmayacağını ve adanın Yunanistan�a verilmeyeceğini dünya kamuoyuna duyurmuş; Türkiye ve İngiltere arasında Kıbrıs�ın geleceğiyle ilgili gizli görüşmeler yapılmıştır. 1955 yılında İngiliz hükümeti, Londra�da Türkiye ve Yunanistan�ın katılımıyla Kıbrıs sorununa bir çözüm bulmak için konferans düzenlemiştir.

Makarios ve Rum liderliği, üçlü konferansa karşı çıkmıştır; çünkü ada üzerinde Türkiye�nin söz sahibi olmasını istemiyorlardı. Bu sebeple, Makarios, Atina�da Başbakan Papagos�la görüşmüş, basın aracılığıyla da Yunan kamuoyunu Londra Konferansı aleyhine kışkırtmaya çalışmıştır. Başbakan Papagos, Londra Konferansı�nın istedikleri gibi sonuçlanmaması halinde Kıbrıs konusunun BM�ye tekrar götürüleceğini açıklamıştır. Dışişleri Bakanı Stefanopulos da, Kıbrıs için self-determinasyona dayanmayan hiçbir çözümü kabul etmeyeceklerini açıklamıştır.

Makarios adaya döndüğünde, Londra�da düzenlenmesi düşünülen konferansın tek amacının Yunanistan�ın yeniden BM�ye başvurusunu önlemek ve çözümü zorlaştırmak olduğunu söylemiş; Kıbrıs sorununun İngiltere, Yunanistan ve Türkiye arasında siyasi bir sorun olmadığını; Kıbrıs halkı ile İngiltere�yi ilgilendirdiğini ileri sürmüştür.

Makarios ve Yunan hükümetinin Londra Konferansı�na karşı tavır alması üzerine Kıbrıs Türk lideri Dr.Küçük, Başbakan Adnan Menderes�e bir telgraf göndererek, Kıbrıs Türkleri�nin haklarının korunması için yardım istemiştir.

Türk basını, Kıbrıs�ın Yunanistan�a bağlanmayacağı görüşündeydi. Bu arada adanın taksiminin en gerçekçi çözüm olacağı ileri sürülmüştür.

Menderes�in Uyarısı

24 Ağustos 1955 günü Adnan Menderes, İstanbul�da Liman Lokantası�nda konferansa katılacak Türk heyeti ve basın mensuplarının davetli olduğu akşam yemeğinde Türkiye�nin Kıbrıs konusundaki tutumunu sert bir dille ifade etmiştir. Menderes konuşmasında, adadaki ırkdaşlarının yalnız bırakılmayacağını; Kıbrıs�ın kaderinin, oradaki Türk ve Rum nüfus oranlarına göre değil, coğrafi, siyasi, ekonomik ve askeri gerekçelere göre saptanacağını belirtmiştir.

Londra Konferansı, 29 Ağustos 1955 günü, Lancaster House�da ilk toplantısını yapmış ve üç ülkenin dışişleri bakanları; Macmillan, Zorlu ve Stefanopulos görüşlerini dile getirmişlerdir. İngiliz Dışişleri Bakanı, adanın İngilizler�in savunma sistemi içindeki önemine dikkat çekmiş, adadaki üslerinin devam etmesi durumunda egemenliği iki müttefiki ile paylaşabileceklerini ve Kıbrıs halkına da yönetim hakkının verilebileceğini belirtmiştir.

Stefanopulos, Kıbrıs halkına yasal hakları olduğunu belirttiği self-deternimasyom hakkının tanınmasını istemiştir. �Kıbrıs Türk azınlığı�nı da, Kıbrıs halkı olarak tanımladığı Rumlardan ayrı sayarak, onlar için de, din, eğitim, ekonomik haklar gibi konularda yeterli güvenceler verileceğini belirtmiştir.

Üç tarafın görüşlerini uzlaştırmak mümkün olmamış ve konferans İngilizler�in Kıbrıs için özerk yönetim önerilerinin açıklanması ile sona ermiştir.

Londra�daki üçlü konferansın en önemli sonucu, Türkiye�nin Kıbrıs sorununda birinci derecede ilgili bir devlet olduğu ve onun onayı olmadan, adanın statüsünde bir değişiklik yapılamayacağı gerçeğinin ortaya çıkması olmuştur.


Bağımsızlık Müzakereleri

EOKA, Kıbrıs�ta terör faaliyetlerini artırmış, Türklerden ölenlerin sayısı artmıştır. Teröre son verilmesi için 20-25 bin İngiliz askeri, Vali Mareşal Sir Harding�in önderliğinde gece-gündüz mücadele etmiştir.

EOKA�ya karşı Türk toplumunun can ve mal güvenliğini sağlamak için 1957 yılı sonlarında Türk Mukavemet Teşkilatı kurulmuş ve 1 Ağustos 1958�den itibaren Türkiye Genel Kurmayı�na bağlı Özel Harp Dairesi tarafından yönetilmeye başlanmıştır.

1956 yılında askeri Vali Harding ile Başpiskopos Makarios arasındaki gizli görüşmeler de sonuçsuz kalınca Makarios, Şeysel adalarına sürgün edilmiş; fakat EOKA�nın tedhişi bundan etkilenmemiştir.1958 yazındaki toplumlar arası çatışmalar, adadaki ayrılığın ilk adımlarını oluşturdu.

Bu arada Radcliffe, Anayasa önerileri ile İngiltere özerk yönetim planlarını ortaya koymuştur. Bu, itibar görmeyince Başbakan Macmillan taraflara, adada Türkiye ve Yunanistan�ın yönetimi ile paylaşmalarını esas alan bir Ortaklık Planı sunmuştur.

Rum-Yunan tarafı, Türkiye�nin adada söz sahibi olmasını öngören bu planı reddetmiştir. Türkiye ise, başından beri savunduğu �taksım� tezi ile bu ortaklık planının uyuşabilir olduğu kararına varmış ve planı kabul etmiştir. Macmillan planı, 1 Eylül 1958�de yürülüğe konulma aşamasına getirilmiş; fakat adanın taksimi korkusuyla Rum-Yunan ikilisi Kıbrıs�ın bağımsız bir ülke olması şeklindeki bazı görüşleri kabullenmek zorunda kalmıştır.

ABD, kısıtlı bağımsızlığı destekleyince, Türkiye Dışişleri Bakanı Zorlu ile Yunan Dışişleri Bakanı Averoff arasında, 1958 sonbaharındaki BM görüşmelerini takiben önce New York�da sonra da Paris�de bir dizi görüşme yapılmış ve Kıbrıs�ın, iki toplumun da siyasi eşitliğine ve kurucu ortaklığına dayalı; fakat dış ilişkiler ve güvenlik konularında kısıtlı; ENOSİS ve taksimin yasaklandığı, bir devlet yapısına kavuşturulması üzerine bir anlaşmaya varılmıştır.

Yapılan antlaşma 11 Şubat 1959�da Zürih�te, Yunan ve Türk başbakanları Karamanlis ve Menderes tarafından, sonra da Londra�da 19 Şubat�ta üç ülkenin başbakanları ile Kıbrıs toplumunun liderleri (Dr. Küçük ve Makarios) tarafından imzalamıştır.


Ortaklık Cumhuriyeti�nin Temel İlkeleri

20 Ağustos 1960�ta iki toplumlu Ortaklık Cumhuriyeti�nin temelindeki esaslar; bu cumhuriyetin yaşatılması, iki kurucu ortağın refahı ve barışı, antlaşmalarla iki anavatanın Kıbrıs üzerinde ve Doğu akdeniz�de sağladığı dengenin devamı için �olmazsa olmaz� esaslarıymış. Bu esaslardan uzaklaşmak Cumhuriyet�in yıkımı demekmiş ve nitekim öyle olmuş.

Cumhuriyet�i yaşatmak için esas alınan Anayasa�ya, değişmez maddeler olarak geçirilen temel ilkeler şöyle özetlenebilir:

� Cumhuriyet iki toplumun siyasi eşitliğine dayanacak.
� Egemenlik kurucu ortakların birlikte kullanacağı bir hak olacak.
� Kurucu ortakların biri, diğerini hiçbir şekilde hegemonyası altına almayacak.
� Adada egemen İngiliz üsleri bulunacak.
� Kıbrıs Cumhuriyeti Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından garanti edilecek.
� Kurulan devlet düzeni bozulursa garantör ülkeler birlikte veya tek başına müdahale edebilecek.

� Cumhurbaşkanı Kıbrıs Rum, cumhurbaşkanının yardımcısı ise Kıbrıslı Türk olacak ve her ikisinin de belirli konularda hükümet kararları ile yasama meclisinin geçireceği
yasaları veto hakkı bulunacak.

� Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye ve Yunanistan�ın birlikte üye olmadıkları herhangi bir
uluslararası kuruluşa katılamayacak.

� Türkiye ile Yunanistan�ın Kıbrıs�la olan ekonomik ve ticari ilişkilerinde �en çok mazhar ülke� hakkı bulunacak.

� İki toplumun siyasi eşitliği ve egemenlikteki ortaklığı tüm taraflarca kabul edilecek.
� Dışişleri, savunma ve güvenlik konularında cumhurbaşkan yardımcısının da onayı alınacak.

� Kamu hizmetinde Türk-Rum oranı 70-30 olacak.
� Beş kasabada Türklerle Rumlar�ın ayrı belediyeleri bulunacak.
� Toplumsal meseleleri yönetmek için Türk ve Rum toplumlarının ayrı meclisleri olacak.

Cumhuriyet�in Yıkılışı

Makarios, antlaşmaları imzaladığı ilk günden itibaren bu esasları yıkmak için çeşitli planlar yapmıştır. Bunların başında İçişleri Bakanı Yorgacis, meclis başkanı ve Rum lideri Kleridis ile Çalışma Bakanı Papadopulos�un hazırlamış olduğu Akritas Planı gelmekteymiş.

Makarios cumhurbaşkanı, Dr. Küçük cumhurbaşkanı yardımcısı seçildikten sonra üç Türk ve yedi Rum�dan oluşan Bakanlar Kurulu göreve başlamıştı. Rum bakanlarının tümü EOKA�nın ileri gelen üyeleri arasından seçilmiştir. Bunlar arasında, �Hudini� lakabıyla ün yapan ve adı birçok cinayete karışan, iki kez İngilizlerce tutuklanan; ama her defasında kaçan, Yorgacis�in de bulunması ve bu teröristin Makarios tarafından emniyet güçlerinin bağlı olduğu İçişleri Bakanlığı�na atanması İngiliz valisi Foot�un ve Türk toplumunun büyük öfkesine neden olmuştur.

Cumhuriyet kurulduktan bir süre sonra, Ortaklık Devleti, üniter bir Rum Devletine dönüştürülmüştür. Türk toplumunun azınlık hakları ile yetinmesi durumu, ilk önce diplomatik girişimlerle sonra da silah zoru ile gerçekleştirmek için hazırlanan Akritas Planı�nın gerçekleştirilmesi görevi de Makarios tarafından İçişleri Bakanı Yorgacis�e verilmiştir. Meclis Başkanı Glafkos Kleridis ve EOKA�nın ileri gelenlerinden Çalışma Bakanı Tasos Papadopulos ile ortaklık devletini ve Kıbrıslı Türkleri yönetmek için birlikte çalışıp bu planı hazırlamışlardır.

1963 Aralık ayında Türk toplumuna karşı başlatılan saldırılar, Akritas Planı�nın yürürlüğe konmasının ilk aşaması olmuştur. Bu plan çerçevesinde yüzlerce Kıbrıslı Türk öldürülmüş, 103 Türk köyü yıkılmış, Türkler mallarını bırakıp güvenli bölgelere göç etmişlerdir.

Türkiye, Garanti Antlaşmasının kendisine tanıdığı müdahale hakkını kullanmak isteyince de ABD Başkanı Johnson Haziran 1964�te İnönü�ye diğlomatik kurallarla bağdaşmayan bir mektup göndererek bu girişimi önlemiştir. Böylece Türklere karşı başlatılan soykırım hareketlerinin devamına olanak yaratılmıştır.

Rum saldırılarından kaçan ve güvenli bölgelere sığınan Türkler 1964-1974 yılları arasında Rum baskısı altında Türklüğünü ve özgürlüğünü korumak için direnmişlerdir. Ortak Devletteki Türk Bakanlarla, Türk Milletvekilleri Cemaat Meclisi üyeleri ile birlikte Dr. Küçük� ün başkanlığında ayrı Türk Yönetiminin temelleri atılmıştır. Cemaat Başkanı Rauf Denktaş 1964 yılı başında Londra�da uzlaşma sağlamak amacıyla toplanan konferansa katılmak için adadan ayrılınca, Makarios tarafından Kıbrıs�a dönüşü yasaklandığından; onun görevi dışta Türk tezini savunmak olmuştur.

1967�de Rumlar�ın Geçitkale ve Boğaziçi�ne saldırıları ve yaptıkları katliam sonucu, Türkiye�nin yeniden müdahele girişimleri karşısında Rum-Yunan ikilisi, Grivas'ı geri çağırmak ve Yunan askerlerini geri çekmek, zarara uğrayan Türklerin de tazmin edilmesini kabullenmek zorunda kaldı. Bu esnada Türk Toplumu, kendi ayrı yönetimini daha da güçlendirdi; Otonom Türk Yönetiminin kurulması girişimini başlattı.

1968-1974 yılları esnasında Türk görüşmeci Denktaş�la Rum görüşmeci Kleridis arasında devam eden ikili görüşmelerde bir uzlaşmaya varılması fırsatı yaratıldı ve birçok konuda anlaşmaya varıldı. Fakat Makarios, bu yeni anlaşmanın da Enosisin yolunu tıkayacağı ve Türk Toplumuna özerk yönetim hakkı tanıyacağı gerekçesiyle derhal olumsuz bir tavır takınarak anlaşmanın imzalanmasını önledi. Böylece yaşamının da en büyük hatasını işledi. Çünkü bu kez, derhal Enosis yapılmasını isteyen Atina�daki askeri Hükümetle fikir ayrılığı içine düştü ve Grivas ın gizlice adaya gelip kurduğu EOKA B�nin kendisine karşı giriştiği terör eylemlerine hedef oldu.

EOKA B�yi Atina�daki askeri Hükümetin emrindeki yunanlı subaylar yönetip yönlendirmekteydi. Makarios, be nedenle, adadaki Yunanlı subayları geri çekilmesi için Cumhurbaşkanı Gizikis�e bir mektup gönderdi. 1974 yılı Temmuz ayının ilk günlerinde gönderilen bu mektup Atina�daki askeri hükümetle Makarios�un arasını artık tamiri olanaksız biöimde açtı. Bunun sonucu, Yunanlı subayların geri çekilmesi yerine, bu subayların yönetiminde Makarşos�a karşı düzenlenen 15 Temmuz darbesi oldu.

Darbe ilin başarı elde etti; Makarios dağ yolundan Baf�a kaçtı ve oradan İngilizler tarafından alınıp Londra�ya getirildi. Azılı EOKA�cı ve Türk düşmanlığı ile ün yapmış olan Nikos Sampson Atina cuntası tarafından Kıbrıs Cumhurbaşkanlığına getirildi ve Enosisin ilanı için hazırlıklar başlatıldı.

Bülent Ecevit Başkanlığındaki Türk Hükümeti CHP-MSP koalisyonu olarak, Yunanistan�a ilhakını önlemek ve Türk toplumunu kurtarmak için Garanti Antlaşması uyarınca müdahale kararı aldı ve bunu 20 Temmuz 1974 sabahı başlayan bir çıkarma harekatı ile uygulamaya koydu. Çok güç olan böylesine bir amfibik harekâtı, Türk ordusunun deniz, kara ve hava kuvvetleri koordineli olarak başarıya ulaştırdı. Birinci ve İkinci Barış Harekatı sonucu adanın kuzeyinde Türklerin toplandığı bir Türk bölgesi oluşturuldu.

Böylece Kıbrıs�ta Türklere karşı sürdürülen Rum zorbalığı ve Girit örneği katliamlar son buldu. Rumlar arası çatışmalar da sona erdi; Atina�da askeri hükümet devrildi; Sampson istifa etmek zorunda kaldı ve iki ayrı bölgede iki toplum artık huzur ve tam bir can güvenliği içinde, kendi yönetimleri altında yaşama ve gelişme olanağına kavuştu.

Şimdi yapılacak iş, kuzeydeki Türk bölgesinin demokratik çağdaş bir devlet düzeyine ulaştırılmasıydı. Nitekim o yönde ciddi adımlar atıldı ve nihayet 15 Kasım 1983�te KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ (KKTC) ilan edildi.

1974�den sonra adada federal bir çözüm oluşturulması için iki toplum liderleri arasında BM Genel Sekreterinin gözetiminde birçok görüşmeler yapıldığı halde, Rum-Yunan ikilisinin adanın tümünü yeniden kendi egemenlikleri altına sokma niyet ve planları sonucu bu uğraşılar hiçbir sonuç vermedi.

Bu esnada, Rumlar yeni bir strateji geliştirerek, adadaki iki devlet, iki eşit ve egemen yönetim gerçeğini ortadan kaldırmak için son çare olarak Avrupa Birliği�ne üyelik girişimlerini başlattı. 1990�da toplumlararası müzakereleri terk ederek AB�ye üyelik başvurusunda bulundu.







Avrupa Birliği, Kıbrıs ve Türkiye

Kıbrıs Cumhuriyeti henüz ilan edilmeden yaşanan 18 aylık geçici dönem esnasında, Batı Avrupa�da çok önemli bir tarihi olay yer almaktaydı. Bu olay, bugün Avrupa Birliği (AB) denilen kuruluşun oluşumundaki ilk adım olan ve �Avrupa Ekonomik işbirliği organizasyonu� adıyla başlatılan hareketti. İlkin �Avrupa Kömür ve Çelik, (AKÇT)� �Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET)� ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu� (EURATOM)� olarak üç alanda işbirliği sürecine geçilmişdi. Daha sonra, 25 Mart 1957 yılında imzalanan Roma Antlaşması ile 6 Batı Avrupa İlkesi, Avrupa Ekonomik Topluluğunu oluşturmaya karar verdi. Bu antlaşma 1 Ocak 1958�de yürürlüğe girdi.

Roma Antlaşması�nın esas amacının, Batı Avrupa�daki ilkin bir ekonomik topluluk, sonra da hem ekonomik, hem de siyasi bir bütünleşme yaratmak olan bir Hıristiyan kulübü ortaya çıkmış ve 40 yılıdır oyalama taktiğini sürdürmektedir.

Karar İki Halka Aittir

Bugün, sırf siyasi avantaj sağlayarak adadaki Türk toplumunu daha da yalnızlığa, daha da ekonomik ve politik çıkmazlara sürüklemek, böylece bir yandan �Kıbrıs�ın tümünde Helenizm�in mutlak egemenliğini kurmak� öte yandan Türk-Yunan uyuşmazlığı konularında Türkiye�yi sürekli köşeye sıkıştırmak için AB üyeliğini bir manivela ve bir şantaj aracı olarak kullanmak peşinde olan, iyi niyetten, dostluk ve işbirliği duygusundan yoksun Rum-Yunan ikilisinin ver onların aldattığı bazı Batılı çevrelerin Türk tarafına hazırladığı Ab tuzağını görmek Kıbrıs�ta iki devletin varlığına, siyasi eşitliğine dayalı bir anlaşmaya varıldıktan sonra kurulacak yeni federal veya konfederal Cumhuriyetin AB üyeliği elbette gündeme gelebilir. Gelmelidir de! Ama bunun kararını vermek, Kıbrıs�ın kaderinde ve egemenliğinde birinci derecede hak ve söz sahibi olan adadaki iki ulusal halka düşmektedir. Bu da ancak iki tarafta, ayrı ayrı düzenlenecek halk oylaması (referandum) ile gerçekleşebilir. Yani Kıbrıs Türk ve Rum Halklarına, AB üyeliği veya adanın geleceğiyle yakından ve doğrudan ilgili bu tür kararları dıştan empoze etmek girişimleri asla kabul edilebilir değildir. BU önemli husus, bir önceki BM Genel Sekreterinin raporlarında yer almış, Gali Fikirler Dizisi�nin 92. paragrafında açıkça belirtilmiştir.

Temel İlkeler ve Hukukun Üstünlüğü

Bilindiği gibi, 1960 antlaşmalarının ve Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasının en temel ilkeleri de bunu gerektirmektedir. Bugün varlık nedenini bu antlaşmalara ve 1960 anayasasına dayandırmakta olan, bu antlaşmaların geçerliliğini yitirmesi durumunda varlık nedeni de ortadan kalkan, fakat dünya bu gerçeği göz ardı ettiği için �Kıbrıs Cumhuriyeti� olarak tanınmaya devam eden adanın güneyindeki sahte devletin Kıbrıs Türk halkını asla temsil etmediğini ve edemeyeceğini hala bilmeyen mi var?

Güney�deki de-facto devletin tek dayanağı olan 1960 antlaşmaları ve anayasasının temel ilkelerinin geçerliliği ise hukuken devam etmektedir. Durum bu olduğuna göre, Uluslar arası hukuka saygılı ve hukukun üstünlüğüne inanan Batılı ülkelerin, Rum yönetiminin 1960 antlaşmaları ve anayasasına aykırı ve tek yanlı olarak yaptığı üyelik başvurusunu kabul edip, tüm Kıbrıs adına bu yönde ikili müzakereler başlatmaları ve Kıbrıs�ın üyeliği konusunda bu kadar çelişkili, bu kadar seviyesiz ve bu kadar ilkesiz bir ahlak bunalımına düşmeleri üzücüdür.
Bilindiği gibi bu kısıtlamalar, Kıbrıs anayasasına geçirilmiş (madde 50-57) ve Garanti Antlaşmasına da madde I, paragraf 2 olarak şu şekilde girilmiştir: �Kıbrıs Cumhuriyeti, herhangi bir devlet ile tamamen veya kısmen, herhangi bir siyasi veya ekonomik birliğe katılmamayı taahhüt eder. Bu itibarla herhangi bir devlet ile birleşmeyi veya dolayısıyla, bunu teşvik edecek her nevi hareketi yasak ilan eder.�

Burada açıkça görüldüğü gibi, amaç enosisi ve taksimi önlemek ve Türk-Yunan dengesini korumaktır. Halbuki Kıbrıs�ın AB�ye üyeliği bu dengeyi bozmakta ve enosise kapıları açmaktadır.

Türk ve Yunan Dışişleri Bakanları Zorlu ve Averoff, 11 Şubat 1959 günü, Kıbrıs sorununa çözüm olarak üzerinde anlaşmaya vardıkları hususları İngiliz hükümetine anlatmak için Londra�da düzenlenen toplantıda, Kıbrıslı Rum Cumhurbaşkanı ve Kıbrıslı Türk Cumhurbaşkan yardımcısına tanınan Veto hakkıyla ilgili konulara da değinerek, �Türkiye ve Yunanistan�ın her ikisinin de üyesi bulundu uluslar arası kuruluşlarla antlaşmalara Kıbrıs�ın katılımının Veto edilmeyeceğini� belirtmişlerdi.

Bu toplantıya katılan İngiliz Devlet Bakanı Lord Perth�in Kıbrıs�ın dış politikasına ilişkin söz konusu Veto hakkı ile ilgili daha ayrıntılı bilgi istemesi üzerine ise yunan Dışişleri bakanı Averoff kendisine şu anıtı vermişti: �Teorik olarak Kıbrıs Cumhuriyeti�nin dış politikası serbest olacaktır. Fakat, uygulamada veto mekanizması işleyecek ve bu politikanın ancak Türkiye ve Yunanistan�la anlaşarak belirleneceği ve uygulanabileceği böylece güvence altına alınacaktır.�

Kısıtlı Bağımsızlık

Kıbrıs�ın bağımsızlığını bazı alanlarda kısıtlamanın ana nedeni, 1923 Lozan Antlaşması ile bölgemizde kurulan Türk �Yunan dengesinin, müzakeresi yapılmakta olan Kıbrıs antlaşmaları ile de korunması, hatta daha da pekiştirilmesi, böylece gereksiz yere iki ülke arasında yeni bir sürtüşme ve gerginlik yaratılmasının önlenmesi idi.

Türk ve Yunan Dışişleri Bakanlarının, bu amaçla üzerinde anlaşmaya vardıkları kısıtlayıcı koşulların başlıcaları şunlardı:

a. Rum Cumhurbaşkanı ve Türk Cumhurbaşkan Yardımcısı�nın dışişleri, savunma ve güvenlik konularında çıkarılacak yasalar ve alınacak kararlar üzerinde kesin veto hakkının bulunması,

b. Enosis ve taksimin yasaklanması,

c. Türkiye ve Yunanistan�ın ikisinin de üye olmadığı uluslar arası kuruluşlara, her iki avantajın da rızası alınmadan Kıbrıs�ın üye olamayacağı.

Kıbrıs Rum Yönetiminin tek yanlı olarak tüm Kıbrıs adına AB�ye üyelik başvurusu yukarda belirilen kısıtlayıcı koşulların tümüne de ters düşmektedir. Zira üyeleri arasında hem ekonomik, hem de zamanla siyasi entegrasyonu öngören AB�ye Kıbrıs�ın üye olması, Yunanistan�ın üye bulunduğu bu kuruluş kanalı ile adanın Yunanistan�la entegrasyonunu, yani birleşmesini, gerçekleştirecektir. Bu da, 1960 antlaşmalarına ve anayasasına aykırı bir durumdur.



AB Üyeliği Dolaylı Enosistir

12 Şubat 1959 günü, Londra�da yapılan ikinci toplantı esnasında, yine Lord Perth�in bir sorusu üzerine, Türkiye ve Yunanistan�a Kıbrıs karşısında ayrıcalıklı, fakat eşit düzeyde ekonomik haklar (MFN) tanınmasının nedenini izah ederken Averof şöyle demişti:

�Bundan amaç, üç ülke (TC, İngiltere, Yunanistan) dışındaki diğer ülkelerle Kıbrıs�ın daha elverişli (More favourable) ikili anlaşmalar yapmasını, ayrıca, Türkiye veya Yunanistan�ın Kıbrıs�ta diğerinden daha avantajlı ekonomik durumlar elde etmesini, örneğin, Yunanistan�ın bir nevi ekonomik enosisi gerçekleştirmesini önlemektir.�14

Halbuki, daha geçenlerde güney Kıbrıs�ta iktidarda olan ve Rum lideri Kleridis�in kurduğu DİDİ partisinin bugünkü başkanı Nikos Anastasiadis, partisinin üniversite öğrencileri kolu photoporia�nın 22 Mart 2001 tarihinde Atina�da düzenlediği etkinlikte yaptığı konuşmada, �Kıbrıs�ı AB ile birleştirmekle Yunanistan�la birleştirmiş oluyoruz� demiştir.

1960 antlaşmaları, anayasası ve uluslar arası hukuka aykırı bu tür açıklamalar, Rum liderliğinin AB�ye üyelik başvurusu ile güttükleri amacın, Yunanistan�la birleşmek, yani AB şemsiyesi altında Enosisi gerçekleştirmek olduğunun açık kanıtıdır. Yani Rum tarafı, bilerek ve kasden, Yunan şantajlarına boyun eğen AB�yi de arkasına alarak 1960 antlaşmalarını , yani uluslar arası hukuku pervasızca çiğnemektedir.

Halbuki, adanın bir başka ülke ile doğrudan ve dolaylı olarak birleşmesi bir yana, böyle bir durumu teşvik edici nitelikteki davranış ve hareketler de yasaklanmış bulunmaktadır. Demek ki, Kıbrıs adına AB�ye üyelik başvurusu, sadece anayasadaki veto kapsamına giren dışişleriyle ilgili bir konu olması yanında, enosise ol açan niteliği ile de uluslar arası antlaşmalara ve hukuka aykırıdır. O halde, karşı taraf, AB üyeliğini barış ve dostluk için değil, sinsi ve yayılmacı emellerinin gerçekleşmesi için bir araç ve bir kılıf olarak kullanmak niyetini açıkça ortaya koyarken, Türk tarafının ham hayallere kapılmak, boş vaatlerle avunmak yerine daha gerçekçi olması ve bazı karşı önlemler alarak hukukun üstünlüğü ilkesini devamlı öne çıkarması gerektiğini asla göz ardı edemeyiz.

Bakınız Onlar Neyin Peşinde

Bakınız, biz 1960 antlaşmalarının ve anayasanın temel ilkelerine bağlı kalınması, hukukun üstünlüğüne saygı gösterilmesi gibi çağdaş ve uzlaşıcı bir yaklaşım içinde iken Rum-Yunan ikilisi neyin peşindedir? İşte birkaç örnek:

- Bağımsızlığımızı, özgürlüğümüzü ortadan kaldırmak için KKTC�ye ve Kıbrıs Türk halkına karşı, kendi ambargolarına ek olarak, Avrupa�nın ambargo uygulaması girişimlerini başlattılar ve bu yönde Avrupa Adalet Divanı�ndan, 1994�te, siyasi bir karar çıkardılar. Böylece KKTC�de yetiştirilen narenciye ve tarım ürünlerinin AB ülkelerine satışını önlediler.

- Dış dünya ile iletişim ve ulaşım olanaklarımızı geliştireceği, Kuzey�de ayrı bir yönetimin varlığını dünyaya kanıtlayacağı, ekonomik ambargoları hafifleteceği düşüncesiyle BM Genel Sekreterinin hazırladığı Güven Yaratıcı Önlemler (GYÖ) paketinin uygulamasını önlediler.
- Yıllar süren müzakereler sonucu üzerinde görüş birliği sağlanarak masaya konulan ve kalıcı anlaşmanın ana ilkelerini içeren temel görüşleri, bir çırpıda ellerinin tersi ile iterek, hiç gündemde yokken, AB üyeliğini öne çıkardılar ve bunu bir önkoşul haline getirdiler.

- BM gözetimi altında çözüm ve uzlaşma görüşmeleri devam ederken, esas niyetlerini barış ve uzlaşma olmadığını kanıtlayan biçimde ve ORTAK SAVUNMA DOKTRİNİ adı alında saldırı amaçlı askeri hazırlıklara başladılar. Bu çerçevede, günde ilkin bir, sonra iki milyon dolara kadar para harcayarak üstün teknoloji ürünü silahlar, roketler, tanklar vs� almaya başladılar.

- Saldırgan ve adanın tümüne egemen olma niyetlerini açığa çıkarmakta hiçbir sakınca görmeyerek Kıbrıs�ta, Yunanistan�a deniz ve hava üssü olanağı yarattılar. Nitekim, Baf�ta hava ve Terazi�de deniz üssünün inşaatı tamamlanmış bulunmaktadır. Baf askeri hava üssüne Yunan eski başbakanlarından ve bu günkü Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreou�nun babası Andreas Papandreo�nun adını verdiler.

- Sınırlarda başlatılan kışkırtıcı şövence hareketleri, bayrak yakma, taşlama, ara bölgede gerginlik yaratma olaylarını teşvik ederek örgütlenmeyi devam ettirdiler.
Çok kısa süre önce (Mart 2001�de), silahlanma masraflarını karşılamak üzere, 1996-2000 yıllar esnasında Yunanistan�ın Kıbrıs Rum yönetimine 580 milyon dolar yardım yaptığının Rum Savunma Bakanı tarafından açıklanmış olması da, Rum-Yunan ikilisinin neyin peşinde olduğunu açıkça göstermektedir.

Bu hareketler, barış ve uzlaşmanın yolunu tıkamaktan başka hangi işe yarar ki?

Bu düşmanca davranışlar, siyasi eşitliği, iki kesimliliği, karşılıklı güveni öngören federal bir çatının oluşmasına ve her iki toplumun böyle bir çatı altında birlikte AB üyesi olmasına katkıda bulunabilir mi?

Adil, Pratik ve Akılcı Yol

Sözde Kıbrıs Cumhuriyetinin AB üyeliğinin gerçekleşmesine bu kadar çok istekli olanlar, bunun bedelini Türk toplumuna ödetmek ve uluslar arası hukukun üstünlüğünü çiğnemek yaklaşımından derhal vazgeçmelidirler. Bir çözümden sonra Kıbrıs�ın AB üyeliğinin gerçekleşmesi için en uygun, en adil, en pratik, en akılcı yolun, kurulacak yeni konfederal Kıbrıs Cumhuriyeti�ni Türkiye ile birlikte ve eş zamanda AB�ye üye yapmak olduğu arık anlaşılmalıdır.

Aslında, tüm AB üyeleri, Kıbrıs Rum başvurusunu destekleseler bile, Kıbrıs Cumhuriyeti�nin garantörü olan İngiltere�nin Garanti Antlaşması�nın kendisine yüklediği sorumluluk ve 1960 antlaşmalarının müzakeresi esnasında, Kıbrıs Cumhuriyeti�nin uluslar arası kuruluşlara üyeliği konusunda üzerinde görüş birliği sağlanan ilkeye saygı göstermesi ve Kıbrıs Rum yönetiminin AB�ye başvurusunun müzakeresini engellemesi gerekmekteydi. Adada iki toplumun, üzerinde uzlaşılmış bir düzenleme içinde, yeniden merkezi yönetimi paylaşacakları güne kadar AB�ye yasal yönden kaçınılmaz bir görevdir. Çünkü, Türkiye ve Yunanistan�ın birlikte üye olmadıkları herhangi bir uluslararası siyasi, askeri ve ekonomik kuruluşa Kıbrıs Cumhuriyeti�nin üye olamayacağını belirten ilkenin ve antlaşmanın altında İngiltere�nin de imzası vardır.

Kıbrıs�ın Türkiye ile Yunanistan�ın birlikte üye olmadıkları uluslar arsı kuruluşlara katılımını önleyen ilke ve koşulu da içeren 1960 antlaşmalarının, Doğu Akdeniz�de ve özellikle Kıbrıs�ta Türkiye ve Yunanistan arasında yarattığı yaşamsal önemdeki denge açısından ne kadar geçerli olduğunu, bugünkü dünyamıza ve yakın çevremizdeki gelişmelere bakarak anlamak mümkündür.

Konuya Sıcak Bakıyoruz

Durum bu olmakla beraber, Kıbrıs Türk tarafı AB�ye üyelik konusunda Klerides�in ileri sürdüğü gibi, katı bir tutum içinde değildir. Aksine, Türkiye de, KKTC de AB�ye üyelik konusuna sıcak bakmaktadır. Bunun tek koşulu, Kıbrıs Rum yönetiminin, tüm Kıbrıs adına yaptığı yasa dışı başvurunun işlemden kaldırılması ve ancak Kıbrıs�ta çözüme varıldıktan ve her iki halkın onayının alınmasından sonra, iki tarafın ortak başvurusu şekline dönüştürülmesi ve ancak o zaman müzakere edilmesidir.

Önemli olan, uzlaşma zeminini yaratmak ve kurulacak yeni Kıbrıs Cumhuriyeti olarak, 1960 antlaşmalarının öngördüğü ilkeleri de dikkate alarak, AB�ye girmektedir. Bu nedenle Rum tarafının tek yanlı ve yasadışı başvurusunun şimdilik dondurulması ve öncelikli konulara el atılması gerekmektedir. Bu da, uzlaşma müzakerelerinin zeminini hazırlamaktır. Yoksa tarafların üzerinde anlaşarak kuracakları yeni Kıbrıs Cumhuriyeti ortaya çıkmadan önce AB üyeliği ile uğraşmak, arabayı atın önüne koymaktır; iyi niyet ve ciddiyetten yoksun bir davranıştır.

Fikirler Dizisinde AB Üyeliği

Denktaş, BM Genel Sekreteri�ne yıllarca önce yazdığı bir mektubunda, Ab konusundaki olumlu davranışımızı yinelemekte ve şöyle demekteydi:

�Bir alternatif yaklaşım olarak, Klerides�e şunu önerdim: Eğer federasyon kurmak hedefimizi gerçekleştirirsek, Federal Cumhuriyetin AB�ye üyeliği için �FİKİRLER DİZİSİNDE� öngörülen ve Vasiliu ile üzerinde anlaştığımız koşullara uymayı kabul etmekteyim. Fikirler Dizisinin 92. paragrafında şöyle denilmektedir. Avrupa Ekonomik Topluluğu�na üyelikle ilgili konular üzerinde tartışılarak anlaşmaya varılacak ve varılan bu anlaşma ayrı referandumlarla iki toplumun onayına sunulacak�

Denktaş, mektubunda, bu görüşe bağlılığımızı yinelemekte ve ilke olarak, AB üyeliğine karşı çıkmamaktadır. Buna karşın Rum lideri Klerides, şimdi, soruna kapsamlı bir çözüm bulunmadan, AB üyeliğinin Kıbrıs Türk tarafınca da desteklenmesini ve böylece be sahte devletin yaptıkları başvurunun müzakeresinin tamamlanıp Avrupa Birliği kapılarının bu sahte adı altında Rumlara açılmasını istemekte, bunda ısrar etmekte, Türk tarafıyla başka hiçbir konuyu görüşmeyeceğini tekrarlayıp durmakta ve üstelik hiç çekinmeden AB üyeliğinin gerçekleşmesi ile HELENİZMİN Kıbrıs�ta zafere ulaşacağını açıklamaktadır.

Demokles�in Kılıcı

AB�nin 1999 Aralık ayında Helsinki�de Türkiye�nin üyeliği aday ülke olarak kabulü kararının son paragrafını Kıbrıs konusuna ayırması da aslında sorunun çözümünde yardımcı ve teşvik edici nitelikte değildir. Aksine, bir tehdit unsuru olarak düşünüldüğü söylenebilir. Çünkü Türkiye�nin AB üyeliğine aday ülke olarak kabul edilmesi ile Kıbrıs sorununun çözümü ve Güney�deki Rum yönetiminin üyeliği konularını birbiriyle ilişkili kılmakta ve böylece Ankara�nın Kıbrıs�a bazı ciddi ödünler vermesini zorlamak niyetini açığa çıkarmaktadır.

Bilindiği gibi Türkiye ile ilgili Helsinki kararının son paragrafında, Kıbrıs�ta bir çözüme varılmadığı takdirde, bunun, Kıbrıs�ın AB üyeliği için bir engel oluşturmayacağı, fakat üyelik aşamasına gelindiğinde ilgili tüm faktörlerin de dikkate alınacağı belirtilmektedir. Bundan da maksat, Kıbrıs sorununu Türkiye�nin AB üyeliği sürecinde, �DEMOKLES�İN KILICI� gibi kullanmak ve Ankara�yı ödün vermeye zorlamak niyetidir.

Hâlbuki ürk tarafı, adanın tümünü temsil etmeyen Güney Kıbrıs�taki de-facto Rum yönetiminin tüm Kıbrıs adına söz söylemek hakkına sahip olmadığı gerçeğini dile getirmekte ve AB ile Rum Hükümetinin yaptığı üyelik müzakerelerinin hiçbir yasal dayanağı olmadığı görüşünü, uluslar arası hukuk ve antlaşmalar çerçevesinde haklı bir tez olarak ileri sürmektedir.

Özel Bir Düzenleme

Türk tarafı, müzakereler yoluyla Kıbrıs�taki iki halkın ve iki yönetimin egemen eşitliğine dayalı bir uzlaşma sonucu kurulacak yeni bir Kıbrıs Cumhuriyeti�nin, belirli koşullar yerine getirildiği takdirde, AB�ye üyeliğine karşı değildir. Bu yönde birçok kez yinelenen açıklamalar, resmi bildiriler vardır. Nitekim 31 Ağustos 1998�de Denktaş�ın açıkladığı önerilerde, Ab üyeliği konusunda belirtilen Kıbrıs Türk görüşü aynen şöyledir:
�Kıbrıs Konfederasyonu, iki tarafın ortak mutabakatı olduğu takdirde, Avrupa Birliği�ne katılım politikası izleyebilecektir. Türkiye�ye, AB�ye tam üyeliği gerçekleşene kadar, özel düzenleme ile Kıbrıs Konfederasyonu�na ilişkin olarak AB üyesi ülkelere tanınan tüm hak ve yükümlülükler aynen tanınacaktır.�

Burada açıkça belirtildiği gibi AB üyeliği için ilkin adada konfederal içerikli bir çözüme varılması gerekmektedir. Yani, ilkin Kıbrıs�taki iki devlet esası dikkate alınarak müzakereler yoluyla Kıbrıs sorunu çözümlenecek; Kıbrıs dışa karşı bir, fakat içte iki devletten oluşan bir statüye kavuşturulacak ve bu yöntemle gerçekleştirilecek birleşik Kıbrıs�ın AB üyeliği için gerekli çalışmalar başlatılacak.

Bu esnada Türkiye üyelik için hazır değilse, Türkiye�nin üyeliği gerçekleşinceye kadar, özel bir düzenleme ile AB üyesi üyelere, örneğin Yunanistan�a Kıbrıs�ta tanınan tüm hak ve yükümlülüklerin Türkiye�ye de tanınması istenecektir.

- Niçin?
- Çünkü Türkiye�nin Kıbrıs�ta uluslar arası hukuktan kaynaklanan yasal hakları vardır. Kıbrıs�ın AB üyeliği ile, bu hakların ortadan kaldırılması veya sulandırılması amacını güden Bizans oyunlarının önlenmesi gerekmektedir. Bu da, ancak yukarıda belirtilen bir düzenleme ile mümkündür. İşte ancak o zaman, bütün bir Kıbrıs�ın üyeliği Ab için baş ağrısı olmayacaktır; adada huzursuzluk ve çatışma tehlikesi ortadan kalkacaktır; Türkiye-AB ilişkilerinin iyileşmesi ve aynı çatı altında bütünleşme süreci hız kazanacaktır.
Tam Bir Aldatmaca

Rum Yönetimi lideri Glafkos Kleridis�in AB�ye üyelik müzakerelerine Kıbrıs Türk tarafının da katılması önerisi ise tam bir aldatmacadır; bir Bizans oyunudur. Kleridis�in amacı, kendisinden direktif alarak üyelik müzakerelerini AB ile yürüten heyette Kıbrıslı Türklerin de yer almasını sağlayarak Güney�deki yasadışı Rum hükümetini Türk tarafının da resmen tanıdığını kanıtlamaktır.

Kleridis�in bu art niyetli çağrısı karşısında Denktaş haklı olarak şunu sormaktadır:
�Kıbrıs Heyetine Türkler eşit sayıda da katılsa, hatta hayat başkanı da olsa, bu heyet kimin emrinde olacak, kimden direktif alacak, kimin hayati olacaktır?�

Bu karma heyetin, Kıbrıs Hükümeti olarak tanınan, fakat sadece Rumlardan oluşan Hükümetin ve yönetimin heyeti olacağı ve sadece onlardan direktif alacağı aşikarken, ortada iki halkın uzlaşması, anlaşması sonucu ortaya çıkan bir yeni Kıbrıs Cumhuriyeti ve her iki tarafın katılımı ile oluşacak merkezi bir Kıbrıs Hükümeti henüz oluşmadan, Kıbrıslı Türklerin, adanın tümünü temsil ettiğini iddia eden Güneydeki yasa dışı Rum Hükümeti heyetinde yer alması, 40 yıldan bu yana elde edilen tüm hak ve kazanımlarımızı, özgürlüğümüzü ve siyasi eşitliğimizi, egemenliğe dayalı ulusal varlığımızla devletimizi inkar etmek anlamına gelmez mi?

Azınlık Konumu

Bir çözüm olmadan, AB üyelik müzakereleri sürecinde Rum heyetine katılmak, Kıbrıs Türklerinin batı Trakya Türk Toplumu gibi, Rum Yunan Cumhuriyetinde basit bir Azınlık konumuna düşmesini peşinen kabullenmek demektir.

Ne yazık ki Yunanistan�ın Türkiye�den çok önce 1981 yılında AB üyeliğine kabulü, Türk-Yunan ve Türk AB ilişkilerinde çok daha avantajlı konuma girmesine büyük bir olanak, önemli bir fırsat yaratmıştır. Ab içinde kararların oybirliği ile alınmasının her üye ülke için VETO hakkını Yunanistan Türkiye aleyhinde birkaç kez kullanmış, bu sayede AB�nin Türkiye�ye gerek gümrük birliği, gerekse aday ülke olması nedeniyle yapılması taahhüt altına alınmış mali yardımların yıllarca gerçekleşmesini önlemiştir. Türkiye-AB ilişkilerinin gelişmesi ve Türkiye�nin adaylığa kabulü sürecinde sürekli olarak Kıbrıs ve Ege sorunlarını kendi lehine avantajlar sağlamak için şantaj nitelikli davranışlarla birer koşul haline getirmeye büyük çaba göstermiş ve bunda şimdilik kısman de olsa başarılı olmuştur.

Ciddi Bir Uyarı

Bu gerçeklere son makalelerinden birinde dikkat çeken Londra Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof.Clement DODD, Rum-Yunan ikilisinin Güney Kıbrıs�ın Avrupa Birliği üyeliğini gerçekleştirip bunu tüm adanın üyeliği şeklinde kabul ettirmek suretiyle bir taşla iki kuş vuracaklarını belirtmekte ve şöyle demektedir: �Eğer Güney Kıbrıs AB üyeliğine kabul edilirse, AB üyesi bir ülke olarak topraklarının bir kısmını yabancı bir devlet tarafından işgal edilmiş olduğunu ileri sürerek, AB�nin bu hususta bir şeyler yapması, örneğin Türkiye�ye yaptırımlar uygulaması çağrısında bulunabilir. Bu durum ise, Türkiye�nin gümrük birliğini terk etmesi ve ceza olarak üyelik statüsünü kaybetmesiyle sonuçlanabilir. İşte o zaman Türkiye�de siyasi bir kargaşa yaratılabilir.�

Prof.Dodd, bu hususa dikkat çektikten sonra, daha da ciddi bazı olası gelişmelere değinmekte ve şu önemli yorumda bulunmaktadır: �AB içinde bir gelecek yaratmaktan vazgeçmek, tarihi bir siyasi hevesin (ambition) sonu olacaktır. Fakat Kıbrıs Türklerini gözden çıkaran (satan) herhangi bir hükümet ayakta kalamaz. AB ile ortaya çıkan zorluklar, Ankara�da milliyetçi ve İslamcı siyasi partileri iktidara getiri. Bu da, batı�nın petrola dayalı önemli çıkarlarının bulunduğu Orta Doğu ile Hazar denizi bölgesinde, ayrıca Orta Asya�da Türkiye�nin bir istikrar faktörü olma arzusu ve kapasitesini ciddi şekilde kısıtlayacaktır.

Böyle bir durumda, Türkiye ve Yunanistan arasındaki düşmanlığın azalması da beklenemez. Üstelik hayal kırıklığı ve asabiyet Kıbrıs�ta ve Ege�de, Doğu Akdeniz�deki barışı tehdit edici olaylara da pekâlâ yol açabilir�

Kıbrıs�ta kalıcı ve adil bir çözüme varılması, ancak AB�nin tuttuğu yanlış yoldan dönmesi ve Rum liderliğine, bir anlaşma oluncaya kadar Kıbrıs�ın üyelik sürecinin dondurulacağı mesajının verilmesi ile hız ve ivme kazanabilir.

Bu görüşün doğruluğunu kanıtlamak gayet basittir. AB�nin Kıbrıs�ın üyelik müzakeresinin ancak çözümden sonra gündeme gelebileceğini bildirmesi, söylediğimiz haklılığını doğrulamak için yeterli olacaktır. AB, bunu yaptığı takdirde, Kıbrıs�ın üyelik başvurusuna ilişkin aldığı yanlış kararlarla işlediği çok ciddi, çok vahim hataları düzeltmiş ve Kıbrıs�ta kalıcı bir çözümün yolunu açmış, uzlaşma sürecini hızlandırmış olur.

Bedeli Ağır Olacaktır

Böyle yapmaz da, süreç başlamıştır, artık durdurulamaz gibi hiçbir inandırıcılığı olmayan sözlerle, Kıbrıs Türk Halkını 1960 Cumhuriyeti�nin kurucu ortağı olarak elde ettiği statüden ve uluslar arası hukuka dayalı siyasi eşitlik, egemenlik ve güvenlikle ilgili haklarından yoksun bırakmak amacına yönelik yasa ve ahlak dışı Bizans oyununa bizi kurban etmekte direnirlerse, bunun sonuçlarını iyi hesaplamalıdırlar. Çünkü, işte o zaman, adanın bugünkü bölünmüşlüğünü pekiştirmiş ve KKTC�nin Türkiye ile, en azından Rum kesiminin AB ve Yunanistan�la entegrasyonu ölçüsünde bütünleşmesini adeta empoze etmiş olacaklardır.

Böyle bir sonuç, hem AB-TC, hem Kıbrıs Rum kesimi arasında sorunların kat kat artmasına neden olacak, bölgede gerginliği daha da körükleyecektir. Batı Avrupa ve AB, herhalde böyle bir sonuca varmak niyetiyle yola çıkmış değildir. Belki de, sonuçlarını iyi hesaplayamadan, Rum-Yunan ikilisinin oyununa gelmişlerdir. Başlattıkları hatalı ve tehlikeli sürecin, belki de Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olacağı propagandasına kapılmışlardır. Belki TC-AB Gümrük Birliği pazarlığı esnasında Türkiye�nin elindeki kozlarını kullanmasını önlemek, pazarlık gücünü, Kıbrıs�ın üyeliği konusunu gündeme getirerek zayıflatmak ve böylece Ankara�yı bazı olup-bittilerle baş başa bırakmak stratejisi olarak bu yola başvurmuşlardır.

Ama bu yanlış davranışın, uluslar arsı hukuku hiçe sama pervasızlığının, mutlaka AB için de bir bedeli olacaktır. Ortadoğu�da, Kafkaslar�da, Balkanlar�da ve nihayet dünyada gelişmekte olan duruma ve yer alan olaylara dikkatlice bakmak ve Türkiye�deki siyasi gelişmeleri biraz akıllıca ve iyice izlemek, ne dediğimizin anlaşılması için yeterlidir.

KKTC�nin Avrupa uygarlığına, kültür ve yaşamına yakın ve yatkın küçük, fakat başı dik, aydın, uzlaşıcı ve barışçı Türk halkının büyük çoğunluğundan çok samimi duygularla ve tam bir açık kalplilikle yükselen seslere, uyarılara AB�nin kulak vermesi ve hukukun üstünlüğüne saygı göstermek erdemine sahip olduğunu kanıtlaması zamanı gelmiştir.
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
18-05-2008, 12:04:50
Mesaj: #2
RE: Kıbrıs Sorunu, Ortaklık Cumhuriyeti ve AB Üyeliği
Paylasim icin Tesekkürler.. Ellerine Saglik Asyali.. AEO.-

[Resim: headeraa1.jpg]
[Resim: 46860.gif]
[Resim: araniyor1.gif]
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
18-05-2008, 13:30:41
Mesaj: #3
RE: Kıbrıs Sorunu, Ortaklık Cumhuriyeti ve AB Üyeliği
Sağol Dinçer kardeş. Görüyorsun her yerden
dibimizi oymaya çalışıyorlar. Türk'ün Türk'den başka
dostu yok. Selamlar
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 


Benzer Konular...
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  Batı Trakya Türk Cumhuriyeti (1913), Tarihteki ilk Türk Cumhuriyeti dogubey 1 32 21-12-2008 18:32:30
Son Mesaj: Dinçer
  Türkmenîstan Cumhuriyeti ülkü-şimal 0 74 31-03-2008 09:37:43
Son Mesaj: ülkü-şimal
  Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti ülkü-şimal 0 38 31-03-2008 09:35:12
Son Mesaj: ülkü-şimal
  Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin Kuruluşu (13 Şubat 1975) ülkü-şimal 0 54 31-03-2008 09:34:27
Son Mesaj: ülkü-şimal
  Gagoguz Özerk Cumhuriyeti ülkü-şimal 2 39 16-03-2008 00:00:08
Son Mesaj: Asena

Foruma Git:

Her Hakkı Saklıdır HilalTurk.CoM © 2006-2008 | Powered by MyBB Copyright © 2002-2008 MyBB Group
Türkçe Çeviri MyBB