Sitemize Hoşgeldiniz. (GirişKayıt Ol)

! Forum'dan Yararlanmak İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. !

Üye Olmak İçin TIKLAYIN

Not: Siteye Üye olduktan sonra size gelen maille Üyeliğinizi aktifleştirmeniz gerekmektedir. Aksi takdirde mesaj gönderemezsiniz.




Mesaj Önizleme 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Şehitlerimiz
10-05-2008, 19:42:06
Mesaj: #1
Şehitlerimiz
"...Taşıdığım bayrak; temsil ettiğim mukaddes Türk milliyetçiliği davası uğrunda, komünist ve bölücü hainlerin kurşunlarıyla toprağa şehitler ordusuna katılmış olan Ruhi Kılıçkıran'dan Gün Sazak'a kadar şehit evlat ve kardeşlerimin ruhaniyetlerimin de su anda bizimle beraber olduklarını biliyorum. Onlar da beni dinliyorlar. Onların tekzib etmeyecekleri şekilde konuşmaya, yanlız hak bildiğimi söylemeye mecburum. Çünkü onlar, o üçbinaltıyüz can, bu hak bildiğimiz yolda ``vatan-millet-din ve devlet" uğrunda şehit oldular..."

Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askeri Mahkemesi Başkanlığı
Dosya Numarası: 1981/176
İfade Sahibi: Başbuğ Alparslan Türkeş
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
10-05-2008, 19:42:23
Mesaj: #2
RE: Şehitlerimiz
"Şehitlerini unutan hareketler, basarısızlığa mahkumdur" düsturu, Dava için seve seve ölüme koşan mensuplara sahip olan Ülkücü Harekette ayrı bir mana taşır. Çünkü ülkücüler akan kanın, çekilen ızdırabın büyüklüğü nisbetinde bir zafer kazanacaklarına inanırlar. Bu sebeple, ülkücü şehitleri unutmamak, her Türk Milliyetçisinin görevidir dersek gerçeği ifade etmiş oluruz. Şahadet riyası olmayan bir ibadettir...
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
10-05-2008, 19:42:35
Mesaj: #3
RE: Şehitlerimiz
"Allah Yolunda öldürülenlere ölüler demeyin.
Onlar hayattadırlar lâkin sizler hissetmezsiniz" (Bakara, 154) O ŞEHİDİN ARDINDAN Bir Leyle-i Kadir de, düşen din için yere
Şu matemli kalbimden,
O ÜLKÜCÜ ŞEHİDE...
Şimdi senin dinini, bu emin eller bekler
Atom atsalar bile, Yaratan�ı kim terekler?..
Ama ne var ki böyle, ürüyecek köpekler
Sen şehit oldun yiğit, onlar geberecekler.
Türk-İslâm�ın bayrağı, senin başındaki taç
Kalplerde yaşıyorsun, ölmedin ki ülküdaş!..
Saldırtmadın sağ iken mübarek mabedine
Uzanan el kırılır, elbet bu kutsal dine.
Yemin ettik Ülküdaş, yolumuz yolun olsun
İmansız alçaklardan, zafer kimin haddine?
Bakma gözlerimize, gözden değildir o yaş
Neden ağlayayım ki, ölmedin ki arkadaş!..
Övmeyeceğim seni, çünkü övgü az sana
Sen ki bayrağın gibi, boyandın bir al kana
Düğün gecesi demiş bu geceye Meclâna.
Bir Leyle-i Kadir de, sen kavuştun Mevlâ�na.
Omuzlarda gitse de, al bayraktaki na�aş
Sana öldü diyemem, şehit ölmez Ülküdaş!..
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
10-05-2008, 19:51:47
Mesaj: #4
RE: Şehitlerimiz
[Resim: ana.jpg]


Ana, ağlama gayrı
Tenime dokunuyor gözyaşların...
Ürperiyorum...
Son uğurlayışın değil ki bu.
Savaş yeni başlıyor daha.
Değişen sadece, sadece ardımdan okuduğun Ayete' el kürsi yerine, şimdi fatiha...
N'olur Ana yetişir. Kapanma tabutumun üzerine bu kadar, kapanma Ana...
Yıldızları göremiyorum...


[Resim: idam_13.jpg]

Mustafa Pehlivanoğlu 7 Ekim 1980 Ankara
Cevdet Karakaş 4 Haziran 1981 Elazığ
İsmet Şahin 20 Ağustos 1981 İstanbul
Fikri Arıkan 27 Mart 1982 Ankara
Cengiz Baktemur 30 Nisan 1982 Elazığ
Şahabettin Ovalı 12 Haziran 1982 Sinop
Ali Bülent Orkan13 Ağustos 1982 Ankara
Ahmet Kerse 30 Ocak 1983 Gaziantep
Halil Esendağ 5 Haziran 1983 İzmir
Selçuk Duracık 5 Haziran 1983 İzmir

12 EYLÜL zulmünde ; Ankara'da Bekir Bağ, Malatya'da Aydın Demirkol ve Mehmet Kazgan, isimli ülküdaşlarımız, sorgularda ki ağır işkencelerden dolayı şehit düştüler. Hüseyin Kurumahmutoğlu isimli ülküdaşımız da Mamak zindanlarında gördüğü işkenceden dolayı şehit düşmüştür...

[Resim: yozgatcezaevi.jpg]

12 Eylül'den önce Ülkücü Hareket ne durumdaydı?

Şimdi ne durumda?

Hergün bir Ülkü Ocagi kursunlaniyor, bombalaniyor yine de ocaklar tıklım tıklım...
Kazara bir "kurtarılmış bölge"ye girip pestili çıkıncıya kadar dayak yemek de yildirmiyordu kimseyi, okuldan sürülmek de, isten çikarilmak da...
Hergün en az bir ülkücü sehid ediliyor yine de kimsede "can korkusu" yok. Çünkü ülkücülügün ne demek oldugu, ülkücülügün varlik sebebinin ne oldugu gözle görülüyordu.Gepgenç arkadaslarini topraga veren ülkücüler kendi siralarini beklesirken; bir yandan kitap okuyup, seminerlere katilip fikrî egitimlerini yaparken diger yandan Türk düsmanlarina karsi fiili sekilde mücadele ediyorlardi.
Peki bugünün ülkücüleri düne göre nerdeler?
Din, devlet, vatan ve millet ugruna can vermek için birbiriyle yarisan insanlara neoldu?
Hangi el, üstümüze bu gevseklik tozunu serpti? Sanki Geçen zamanda Türkiye ve Türk insaninin mevcut durumu dünden daha mi iyi oldu?
Ekonomik felç, anarsi çok boyutlu, ihanet hadsiz hesapsiz, millî bütünlük nerdeyse tehlikede!!
Ülkücü hareket Türkiye'nin en dinamik gücüdür, fakat bu güç eskisi kadar faal degildir.
Eskisi kadar faal degiliz derken sakin ola sicak mücadele özlemi içinde oldugumuz zannedilmesin.Hicbir ülkücüye birsey olmasini istemeyiz.
Geçmis dönemlere nazaran terör ve bölücülük konusunda daha hassas bir devletimiz var. Yani "devletin candarmasi" isini yapiyor. Bize düsen is gönüllere girip Türkün törelerinin gereklerini benimsetmektir... Türkün cihana hakim oldugu zamanlarin yapisini yeniden insa etmektir.Kizlarimizi iffetli, ogullarimizi cesaretli, esnafimizi merhametli, hakimlerimizi adaletli, ögretmenlerimizi kiymetli, hocalarimizi selahiyetli, kisacasi bütün insanlarimizi hasmetli bir duruma getirebilmektir bize düsen is.
Ülküler süreklilik arzeder.Belli bir zaman diliminde veya belli bir mekan içre yasanacak degerlerden degildir ülkücülük.
Dost düsman herkes gayet iyi biliyor ki Alparslan TÜRKES'in ektigi tohum, koca bir çinar olarak âlemi serinletecektir.
Dallari, kitalari kusatacak olan bu ülkü çinarina hiç bir balta tesir edemeyecek, hiçbir yabanî ot suyunu çalmayacaktir.
Yeter ki, bugünün ülkücüleri emaneti hakkiyla üstlensin.
Yeterki ülkücüler davalarinin adami olsun.

ÜLKÜCÜ HAREKET ENGELLENMEZ!!!

[Resim: uc.jpg]

ÇÜNKÜ ONLAR; Allah'tan başkasına minnet etmediler. Kula kul olmadılar. Eylül'de ki hüznü, çileyi, yalnızlığı ve ihaneti yaşadılar ancak inançlarını kaybetmediler, yılmadılar yıkılmadılar...
ONLAR; beşeri ihtiraslar ve dünyevi menfaatlar için başkalaşım geçirmediler...
ONLAR; malum çevrelere şirin gözükmek için kutlu davalarına gölge düşürmediler, itibarları hep zirvede kaldı.
ONLAR; mevsimlik idealist, seçimlik milliyetçi. işlerine geldiği zaman 12 Eylül öncesi edebiyatı yapan, ülkücülük adına mangalda kül bırakmayan siyaset tüccarlığı yapmadılar.
ONLAR; can verdiler, ilkelerini vermediler.
ONLAR; alnı ak, sevdası Hakk olan yürekli insanlardı...
ONLAR; bizim arkadaşlarımızdı.
ONLAR; Ülkücüler'di.



[Resim: ani_fire.gif]

Yüce Allah, Kur'an-i Kerim'in bas tarafinda, el-Bakara suresinin ilk ayetlerinde, takva sahibi olan muttaki insanlari övmüs ve onlarin çesitli vasiflarini belirtmistir.

[Resim: ani_fire.gif]

Buna göre takva sahibi olan insanlar, hiç tereddüt etmeden hidâyet ve kurtulus yolu olarak Kur'an'i seçerler;

gaybe inanir,
bes vakitlik namazlarini kilar
ve helal yoldan elde ettikleri mallarini helal yolda, Allah'in yolunda harcarlar.
Bütün mukaddes kitaplara iman eder,
özelikle ahiret inanci ve hazirligi içinde olurlar.

Bu sekilde hareket eden takva sahipleri, ayni zamanda Allah tarafindan övülmüs, hak yolda bulunan ve felaha kavusacak olan insanlar olarak haber verilmislerdir

(el-Bakara, 2/1 -5)


[Resim: salavat.gif]
"Bu kalpler kendisine suyun degdigi zaman demirin paslanmasi gibi paslanirlar.

Denildi ki: "Ya Resulullah onlarin cilasi nedir?"

Buyurdu: "Ölümü çok hatirlamak ve Kuran okumak."

HZ. MUHAMMED (S.A.V.)



[Resim: gunes1.gif]
Her nefs ölümü tadıcıdır. Ecirleriniz (yaptıklarınızın karşılıkları) muhakkak kıyamet günü tastamam verilecektir. (O vakit) kim o ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulursa,artık o muradına ermiş olur. Dünya hayatı aldanma metaından başka bir şey değildir.

(Âl-i İmran Sûresi 105)

Kiyamet ve Ahir Zaman


[Resim: mfe3.jpg]

Ülkücü Hareketin

''MANEVİ LİDERLERİNDEN''...

Başbuğumuzunda Feyz aldığı bir zat...

Son dönem meşhur ilim adamlarından ve evliyâullahın gözdelerinden Kastamonulu Merhum Mehmed Feyzi Efendi...
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
10-05-2008, 19:56:58
Mesaj: #5
RE: Şehitlerimiz
[Resim: birs.jpg]


Yaşatmak İçin Can Veren Bir Kahraman


DURSUN ÖNKUZU

[Resim: onkuzu_11.jpg]

Önkuzu hey!.. Önkuzu !..

Önde gider Önkuzu ...

Anası 'Dursun' demiş ...


Durmaz.. gider Önkuzu ...

11-12 yaşlarında idim ... Erzurum da Kasım ayı donma noktasının başladığı günlerdi ve oldukça soğuk geçerdi... Mahellemizin büyükleriyle beraber Genç Ülkücüler Teşkilatı'na giderdik ve başkan Yılma Durak'ı hayranlıkla dinler, okul harici zamanlarda tahsilimizi bu kutlu ocakta yapardık...


Erzurum'da postahane' nin arkasında tek katlı küçük ama çok şirin bir binada faaliyet gösteren tek bir teşkilat vardı... Genç Ülkücüler Teşkilatı... O gün bütün bozkurtlar orada toplanmış olağanüstü bir tartışma başlamıştı. Küçük kafamla olayı çözmeye çalışıyor neler olduğunu anlamak için fevkalede bir gayret gösteriyordum. Başkan'ın gür sesiyle toparlandık,


-"Bozkurtlar!.. Dün Ankara'da bir arkadaşımız , ağır işkencelerden sonra okul binasından atılarak şehit edilmiştir"... diyordu... Hep bir ağızdan "şehitler ölmez, vatan bölünmez" sesleri Erzurum'da gökyüzünü kaplamıştı... ve bütün ülke semaları bu seslerle yankılanacak tı..


-YA ALLAH BİSMİLLAH ALLAHÜ EKBER ..


Yusuf Ziya ARPACIK


**************

**************


DURSUN ÖNKUZU, Cennet ülkemizin güzel beldesi, bozkurtlar yuvası Tokat'ın Zile kazasında dünyaya geldi..


Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulunda tahsil görürken İşgal altındaki okulda komünistler tarafından yakalanıp üç gün süren ve bisiklet pompasıyla ciğerlerine hava basmaya varan ağır işkenceler yapıldıktan sonra, 23 KASIM 1970 günü, okulun üçüncü katından aşağıya atılarak şehid edildi...


**************


KIZKARDEŞİ KADRİYE ÖNKUZU'NUN KALEMİNDEN:


AĞABEĞİM DURSUN ÖNKUZU


Yıl 1970… Kasım ayının 22. günü… İftar sofrasındayız. Mercimek çorbasını ağabeyimin çok sevdiğini hatırlatıyor, babaannem. Hepimizin gözleri doluyor. Kapı çaldı. Ağabeyimin arkadaşının babası berber Cemal Amca. Babamı istedi.



İndi babam. Sonradan öğrendiğime göre: “Öğrenci olaylarında Dursun yaralanmış, hemen Ankara'ya gidelim” demiş. Tabi radyo ve televizyonlar olaylarda ağabeyimin kaçırılarak işkence sonucu öldürüldüğünü açıklamış. Bizim bir şeyden haberimiz yok. Babam haberleri hiç kaçırmazdı halbuki. Tabi daha 19 haberleri başlamamıştı. Televizyonumuz zaten yok o zamanlar.



Babam hemen gitti Ankara'ya evimize akrabalar, komşular, ülkücü camiadan dostlar dolmaya başladı. Tabi anneme ve bize ağabeyimin yaralı olduğunu söylüyorlardı. Ben ozamanlar orta birinci sınıfta okuyordum. Ablam Amasya Yatılı Öğretmen Okulu birinci sınıfta okuyordu. Benim küçüğüm Zübeyde ise ilkokul ikide.



Ertesi günü ablamı getiriyorlar ülkücü hocaları. Ben hala ağabeyimi yaralı hayal ediyor, ona en iyi şekilde bakar, hemşirelik yaparım biricik ağabeyime diyordum. Heyhat!.. yaradanımıza kavuşalı kaç gün olmuş halbuki. Camilerde selalar kendime gelebildim. Bu mahşeri kalabalığın anlamını ancak o zaman idrak edebildim. İki gün sonra cenazeyi getirdiler ülküdaşlarının acılı, hüzünlü tekbirleri arasında. Zile o tarihe kadar öyle bir kalabalık görmemeişti. Otobüslerle Ankara'dan çevre il ve ilçelerden, köylerden akın akın gelen ülkücüler son yolculuğunda birlikte olmak istemişlerdi Şehit Önkuzu'nun ruhuyla. Kılıçkıran, İmamoğlu, Özmen ve Önkuzu… İşte davanın ilk şehitleri. Bu nasıl bir dava idi, nasıl bir mücadeleydi. Bu birçok kısır düşünceli, egoist, maddeci yöneticilerin dediği gibi sağ sol davası değildi. Bu, Türk - Gayrı Türk savaşıydı. Şuuru, kültürü, ruhu ve gönlü ile Türk olanla, hiçbir şeyi Türk olmayanların, gerçek imanı yüreğinde duymayanların savaşıydı.



Daha ortaokul, lisedeyken ülkücü mücadelenin ön saflarında yer almıştı. Zile kalesinin tam karşısında Ü.O.D açılmıştı. Önceleri birkaç arkadaştılar. Sonra çığ gibi büyüdüler, çoğaldılar. Babam sürekli çok ileri saflarda mücadele ettiğini söyler, mesleğini eline aldıktan sonra ne yaparsan yap derdi. Ailenin tek umudu tek dayanağı oydu. O öylesine imanlı, kararlı ve samimiydi ki o günlerde yapılan haksız düşünce, görüş ve davranışlara asla tahammül edemiyordu.


Birkaç önce Süleyman Özmen Y.Ö Okulu'nda şehit edilmişti. Ağabeyim o olayı bizlere göz yaşları içersinde anlatmıştı. Anneme kan lekeleri olan bir ceketini saklamak üzere yıkamamasını tembih ederek emanet etmişti. “Bu kan Süleyman'ın kanı sakın yıkama, mübarek şehit kanı; yarın Allah'ın huzurunda şahitlik edecek inşallah” demişti. Kendisinin de birkaç ay önce söylediği bu sözden sonra aynı kaderi beklediğini nerden bilsin. Ah canım ağabeyciğim.


O bir ülkü deviydi. Hiçbir çıkar gözetmeksizin. Çok büyük ideallere sahipti. Öylesine inançlıydı ki düşüncelerini gerçekleştirmek için elinden geleni yapardı. Milliyetçi, ülkücü çocuklara, gençlere, kızlara milli manvi değerlerimizi kaybetmemeleri için seminerler düzenlerlerdi. Okul derslerinde başarısız olan talebelere ücretsiz matematik, fen kursları verirdi. Maddi imkanları kısıtlı olduğu halde verilen hediyeleri kabul etmemişti. Onu akrabalarımız, arkadaşları mahcup, utangaç, az ve öz konuşan, konuşunca herkes tarafından dinlenip beğenilen birisi olarak tanırlardı. En büyük idealli büyük bir kütüphaneye sahip olmak ve gençlerin hizmetine sunmaktı. Çok kitap okurdu. Eline geçen parayı kitaba yatırırdı. Yaz tatillerinde çalışıp okul masraflarına katkıda bulunurdu. Judo öğrenmişti. Her sabah jimnastik yapar, titizliği ile ablamı yorardı. Namazlarını düzenli olarak kılar, kılamadığı vakitleri küçük bir deftere not ederdi. O zamanlarda Zile'nin yetiştirdiği çok kültürlü, muhterem bir zat olan müftü Arif Efendi'den ders alırdı. Ağabeyimin yetişmesinde büyük bir payı olmuştu Arif Efendi'nin. Ağabeyim İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesini kazanmış, kayıt yaptırmıştı. Ama o okula komünistler hakim olduğu için Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okuluna geçmişti. Kader işte. Nereye gitsen değişmiyor.


Ağabeyimiz kız olmamıza rağmen bizlerle çok ilgilenir, büyük bir insan gibi her şeyini paylaşırdı. Kitap okuma alışkanlığım onun sayesinde olmuştu. Yaşasaydı kim bilir ne büyük hizmetleri olacaktı. Ama o birçoklarımıza nasip olmayacak şerefli bir ölümle Rabbimize kavuştu. Hem de öyle bir mertebe ki tam on üç kişi insanlık dışı işkenceler yaparak ulaşılamayacak sabrı, tahammülü, Allah yolunda can vermenin lezzetini tattırdılar. “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah'ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler.” (Al-i İmran Suresi,169-170. Ayet).


Ruhları Şad, Mekanları Cennet olsun…


Kadriye Önkuzu



**************


[Resim: onkuzu_29.jpg]


Önkuzu hey !..Önkuzu !.. Önde gider Önkuzu ...


Bu bayrak düşmez yere Ölmedikçe son kuzu !..



[Resim: onkuzu_13.jpg]



[Resim: onkuzu_15.jpg]


Dursun adı ... Dursun adı ... O gitti , dursun adı ...


Dillerde türkü olsun , Yürekte vursun adı !..




[Resim: onkuzu_32_1.jpg]




[Resim: onkuzu_2001.jpg]


Kuzular koç olacak , Toy, düğün , göç ... olacak ,


Bu yıl ki kuzuların Adları ÖÇ olacak !!!
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
10-05-2008, 20:00:08 (En son düzenleme: 10-05-2008 20:00:38 ülkü-şimal.)
Mesaj: #6
RE: Şehitlerimiz
[Resim: davut-yagmur.gif]3 Mart 1978

Kars’ın Ardahan ilçesine bağlı Tepeler köyünden olup 21 yaşındaydı. Ailesinin en büyük çocuğuydu. Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü 2. sınıf öğrencisiydi. Ailece Ardahan’ın Kaptanpaşa mahallesinde oturuyorlardı. Okul tatili münasebetiyle ailesinin yanında bulunduğu sırada, 21 Şubat günü, akşam saatlerinde kalabalık bir grup komünist militan tarafından evleri basıldı. Annesi ve babasıyla birlikte bıçaklanarak ağır yaralandılar. Erzurum’a hastahaneye kaldırıldıysa da kurtarılamayarak on gün sonra şehit oldu.

Cenazesi, köyünün mezarlığına defnedildi. Babası, aldığı yaralar sebebiyle sakat kaldı.

* * *

[Resim: davut_yagmur_1by.jpg]

* * *

' - BİZ FAŞİSTLERİ GEBERTTİK... '

Bu sene Ardahan’da kış, kara dedikleri türdendi, çok sert geçiyordu. Gerçi, okuduğu memleket olan Erzurum da buradan geri kalmazdı... İşte okul tatil olmuş, hergün hasretin ağırlaştırdığı geçmek bilmeyen günler, nihayet tükenmişti.

Her tarafın buz kesmiş karla kaplı olduğu bu memlekette hava o kadar soğuktu ki, tükrüğü daha ağızından çıkıp yere düşmeden, havadayken donuyordu. Hele yere düşen o buz parçasının çıkardığı tuhaf ses... İnsanı iliklerine kadar titretiyordu. Kara kışa aldıran kimdi...?

Öyle pek uzak olmasa da Ardahan’da yolunu gözleyen bir anası vardı. Tez davranıp memlekete varmış baba ocağına, ana kucağına kavuşmuştu. Biliyordu sayılı günlerin çabuk biteceğini... Bu sebeple sevgisini adeta imbikliyordu. Ardahan kızıl bir sefalet içinde de olsa memleketin havası gerçekten hoştu. Dertleşecek arkadaşları da vardı.

İşte bu gün de Ali Nail ile buluşmuşlardı. Evlerine yakın olan Zirai Donatım’ın tanıdık bekçisinin kulübesinde yanan ateşin başında demli çayları içip güzel bir sohbet etmişlerdi. Bu zevk bile her şeye değer diye geçirdi içinden... Az önce kulübeden çıkmış karnını doyurmak için evine gidiyordu. Anacığı ne pişirmişti ola ki...

Pek kimse geçmediği için yolu izi belirsiz olmuş ara sokaktan çıkıp Lise Caddesi’nde yürürken duyduğu bazı patırtıların sebebini anlamak için ardına dönüp baktığında bir grup insanın kendisine doğru el kol sallayarak koştuğunu “tutun faşisti..!” diye bağırdıklarını gördü... Bir grup komünist..!

Bu alçakların eline düşmemek için hızla kaçmaya başladı, hem de arkasına bile bakmadan. Kaptanpaşa Mahallesi’ndeki evleri yakın bir yerdeydi zaten. Oraya kadar gelmeye cesaret edebileceklerine ihtimal vermiyordu. Ama, ardı sıra patlayan silahlar, peşindekilerin kötü niyetini de gösteriyordu... Silah sesleri ve bağırtılar arasından sıyrılan o korkunç çığlığı duyduktan sonra ardı sıra gelenlerin seslerinin azaldığını hissetti.

Çok şükür eve varmıştı, dönüp ardına baktığında kimseleri göremedi. Telaşla içeri girdi. Anasına seslendi. Babası da evdeydi. Başından geçeni anlattı. Anası, korkuyla pencereye seyirtti. Ama, kimse yoktu dışarılarda...

- Senin gözünü korkutmak için yapmışlar herhalde! dedi, babası.

Davut,
- Baba, valla silah sıkarak kovaladılar..!

Bu cevapla evi içini koyu bir sıkıntı kapladı.

Dakikalar bir birini itercesine geçiyordu ama, karanlık daha kavuşmamıştı...

“Kahrolsun faşistler”, “Faşistlere ölüm!” sloganları tekrar duyulmaya başlandı. Davut, pencereden dışarıya baktığında tanıdığı-tanımadığı bir sürü komünist militanın evlerinin önünde yığıldığını görünce iyice şaşırdı.

Kimisi küfrediyor, kimi de taş atıyordu ama devamlı „faşist katil dışarı“ diye bağırıyorlardı. Eve çaresizliğin getirdiği bir korku ve telaş hakim olmuştu. Dışarıdaki kısa sürede büyüyen kalabalıktan eve kadar sokulup kapıyı kırmak için zorlayanlar vardı. İçeriden ateş açılacağı korkusu olmasa ne kapı kalacak ne duvar...

Bir müddet sonra siren sesleri ile kalabalık şöyle bir dalgalandı. Ablukanın bir yeri yırtılıp da polisler görününce aile halkı derin bir nefes aldı. Polislere kapıyı açtılar. Gelen polisler '' Davut silah sıkmış, birini vurmuş“ diyorlardı ama bu saçma iddianın düzmece olduğunu kendileri de biliyorlardı. Evde arama yaptılar. Her hangi bir suç unsuru yoktu.

Derken, olaylardan haberdar olan kaymakam vekili bir jandarma üstteğmeni olay yerine yetişti. Gözü dönmüş komünist eşkiyanın gösteri yapıp taşladığı evi korumaya çalışan polisler yol verdiler.

Üstteğmen içeri girdi, ihbar ve şikayet için tekrar arama yaptırdı. Bir şey yoktu.

Eşkiyalar, kapıda barikat kurmuş, kızıl salyalar saçarak devamlı “faşist katil dışarı” diye bağırıyorlar… Devlet aciz, görevliler canından korkuyor… Polis de, jandarma da şikayet edilen Davut’u gözaltına almak için evden çıkarıp karakola götürmeye korkuyor… İlk iş, dışarıdakileri yatıştırıp dağılmalarını sağlamak… Üsteğmen bir türlü üstesinden gelemediği bu işi bir başka şekilde çözmeye uğraşıyor:

- Gençler biz içeride herhangi bir silah bulamadık. Müsaade edelim isterseniz sizlerden de 5-6 kişi içeri girsin ve bakıp görsün ki silah var mıdır, yok mudur?

Ana bu, sezgisi güçlü… Yavrusuna kıyılacağını hissederek haykırıyor

- Hayırrrr, ben evime kimseyi sokmam.

Olacak gibi değil, kimse duymuyor bile kadını. Çaresizlik içinde son bir gayretle kapıya dikiliyor, elinde Kur’an-ı Kerim… İçeri girmek üzere hazırlanan militanlara,

- Oğluma bir şey yapmayacağınıza dair Kur’an-ı Kerim üzerine yemin edin! Yoksa içeri sokmam…

Gülerek yemin eder bu kafirler... İkisi kadın 6 kişidir bunlar... Hemen evin içine dağılır bu militanlar...“davut nerede?“ diyerek...

Bu arada Davut, babası ile birlikte evin kelerine inip, evin aranmasını orada beklemeye başlar. Ama az sonra, kelerde korkunç bir boğuşma başlar, o bölmeye giren birinin "buradalar" diye bağırması üzerine... Ana, elinde Kur’an, ileri atılır

- Buna yemin ettiniz !!!

Ana bir tarafa, Kitap bir tarafa savrulur…

Davut’u ve babasını bıçaklarlar... İkiside kanlar içinde yerlere yuvarlanır. Bu arada içerideki arbede dışarıdan farkedilmiştir, kalabalık içeri girmek için tekrar hücuma başlar... Polis ve jandarma engelini aşanlar eve doluşurlar. Ev talan edilir. Yarım saatten fazla süren bu hengame

- Biz Faşistleri geberttik!

nidasıyla son bulur. Kalabalık, coşkuyla marşlar söyleyerek hastahaneye doğru yürüyüşe geçer. Oltu Caddesi’nden başlayarak yollarının üstündeki Milliyetçi- Ülkücü bilinenlerin bütün ev ve dükkanları tahrip ederler. MHP ilçe teşkilatı ve Ülkü Ocakları’nı olduğu gibi, sağcı bütün parti binaları da basılır, harap edilir.

Olaylar, kısa sürede etrafa duyrulur, çevre ilçe ve köylerden gelen militanların katılımı ile süratle genişler. Komünist militanların kışkırttığı binlerce insan sokaklarda tahrip ve yağmaya girişirler. Olaya müdahele etmek için ordu birliklerinden yardım istenir. Tank ve kariyerler, Ardahan’a girene kadar olayların önü alınmaz

İlçede olaylar bu şekilde gelişirken, öldü sanılarak kanlar içinde bırakılan Davut ve babasının iniltileri anayı sevindirse de herkes kendi canının derdine düştüğü için, yaralıları taşıyacak araba bulunamaz. Son çare, bir Cemse’ye koyarlar Davut’u ve babasını öyle yollarlar Erzuruma….

Hava soğuk, tükrük daha yere düşmeden donmaktadır… Bu memlekette kara bir kış yaşanmaktadır. Ama, her yer buz keserken Davut, ateşler içinde yanmakta, kavrulmaktadır. Baba, kendini unutmuş «Davudum» diye haykırmaktadır. Saatler süren bir yolculuktan sonra Erzurum’a varılır… Davut ve babası, yoğun bakıma alınır… Baba, sakat kalacak da olsa kurtulur…

Ama Davut şehit olur…

Ruhu şad, mekanı cennet olsun.

Almıla Aksoy
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 


Benzer Konular...
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  Giresunlu Şehitlerimiz ErSaGun 1 52 20-10-2008 01:09:06
Son Mesaj: belinay
  Şehitlerimiz ErSaGun 1 36 16-10-2008 19:37:06
Son Mesaj: Dinçer
F08 Güneş Operasyonunda Yüreğimizi Yakan Şehitlerimiz Asena 5 115 30-03-2008 19:35:27
Son Mesaj: Mc_Türk_Yılmaz
  Çanakkale Savaşı Şehitlerimiz / Tüm Şehit İsimleri 46MARAŞLI 4 412 10-03-2008 02:54:01
Son Mesaj: 46MARAŞLI

Foruma Git:

Her Hakkı Saklıdır HilalTurk.CoM © 2006-2008 | Powered by MyBB Copyright © 2002-2008 MyBB Group
Türkçe Çeviri MyBB