Sitemize Hoşgeldiniz. (GirişKayıt Ol)

! Forum'dan Yararlanmak İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. !

Üye Olmak İçin TIKLAYIN

Not: Siteye Üye olduktan sonra size gelen maille Üyeliğinizi aktifleştirmeniz gerekmektedir. Aksi takdirde mesaj gönderemezsiniz.




Mesaj Önizleme 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Datça
22-12-2006, 20:57:37
Mesaj: #1
Datça
[Resim: img4fd6.jpg]
Akvaryum koyu...
Bir zamanlar meşakkatli yolculukları göze alabilenlerin ulaşabildiği Datça'nın yeni yerleşimcileri, yarımadanın 4 bin yıllık yerleşik yaşam kültürünün izlerini sürüyor.

[Resim: img6bg5.jpg]
Liman...
"Başı kertikli şu dağı Nicole'e verdim, şu denize uzananı da Aygün'’e..." Yarımadanın içlerine doğru giden yolda, otomobilin direksiyonunda oturan adam, yanından geçtiğimiz dağları bir bir gösterirken, Datça'nın dağlarını bol keseden dağıtmış olmanın keyfini çıkarır gibiydi.

[Resim: img2ir2.jpg]
"Kendine ayırdığın dağ yok mu?" diye sorduğumda, "Olmaz mı" dedi. "Yıllar önceydi, Hüseyin hocayla Mesudiye'ye gidiyorduk. Karşımıza çıkan dağı gösterip; 'Bak bu dağ benim', dedim. 'Tapun mu var' dedi. 'Tapum yok ama, benim; aksini diyen de çıkmadı' dedim. Sustu! Ertesi gün köyün kahvesine gittiğimde beni görenler, bir güldü sonra sustu. Kahveci Mustafa'nın yanına vardım, 'Ne oluyo bunlara' dedim.'Sorma' dedi, 'Dün hoca gelmiş. Bizim Nihat var ya' demiş, 'Aklını oynatmış, ses etmeyin!'"

Yarımadanın dağlarını sevdiklerine paylaştıran bu adamın adı, Nihat Akkaraca, yaşı 75. Aklı fazlasıyla başında ama Balıkaşıran'dan batıya doğru uzanan yarımadada yaşayan tüm Datçalıların esrikliği onda da var elbet.

İlkokul mezunu olsa da 40'ından sonra İngilizce ve Almanca öğrenmiş; Simi'den gelen komşularla anlaşacak kadar da Yunanca... Ama, asıl yıllarca Sinop'ta çalıştıktan sonra döndüğü memleketi Datça'da, binlerce yıllık kültürel birikimin farkına varmayı öğrenmiş: "Bir İngiliz vardı, adı Jeff; annemin yaşam öyküsünü yazmak istedi. Bir roman gibi olsun istiyordu, biraz bibliyografya gibi olunca beğenmedi. Bundan ders çıkardım. Yaşlıların bana anlattıklarını öyküler halinde derlemeliyim, dedim ve yazmaya başladım".

[Resim: sunsetrp5.jpg]
1936'ya kadar Marmaris’ten Datça'ya yol yoktu, sonraki yıllarda da meşakkatli yolculukları göze alabilenler ulaşabildi ancak. 1970'lerin başında kurulan Aktur tatil sitesi, Datça adının büyük kentlerde duyulmasına yol açtı. Yeni yerler keşfetmede mahir olanlar içinse, harita üzerinde yapılacak küçük bir araştırma yeterliydi.

"1975 yazında Almanya'da başlayan yağmurlar bir türlü dinmek bilmiyordu," diyor Carla Winkler Mayer ve anlatmayı sürdürüyor: "Güney'de bir yerlere gitmeliydim. Eşimle karavanımıza atladığımız gibi yollara düştük. Bir süre Ayvalık ve İzmir'de oyalandık, sonra haritam bizi Datça yarımadasına yönlendirdi. Yol çok kötüydü, Datça'ya elektrik jeneratörle ve zaman zaman veriliyordu. Ama burası enteresan bir dünyaydı ve insanlar çok içtendi". Mayer, o yıl tatilinin tamamını yarımadada geçirmiş ve Datça'ya hayran kalmış. "Delice bir fikre kapıldık. Çünkü Balıkaşıran'dan geçmiştik bir kere... Burada bir yer alıp yerleşecektik..."

Sonunda turizm işinde karar kılmışlar. Carla, hem arsa alımında hem de otel inşaası sırasında pek çok sorunla karşılaşmış. Sonra otelcilikten vazgeçmiş. Yarımadadaki yürüyüş yollarını gösteren bir kitabın ikinci baskısının hazırlığında şu sıralar; yanında artık ikinci eşi Manfred var.

"Çin’i Tayland'ı, Tibet'i gördüm ama, her seferinde yine Datça'ya döndüm; burası insanı delicesine kendine bağlayan bir yer" diyen Carla, Datça'yı tek sözcükle tanımlıyor: "Hayatım".

Alman Türkolog Horst Unbehaun ise Datça'yı şöyle anlatıyor: "Yazlık kooperatifler ve tatil köyleri yarı işler, yarı harabe olsa da yayılmaya devam ediyor. Eski virajlı Marmaris–Datça karayolu hızla ıslah ediliyor. Çoğunluk, yeni geniş yolun Datça'ya gelişini bekliyor; onlara göre turizm ancak o zaman gelişebilecek. Fakat yeni yolla birlikte Datça'nın sessizliğinin tamamen kaybolacağını savunanlar da var."

Datça’da bulacaklarınız...
Çağların silemediği, zamanın solduramadığı güzelliğini sonsuza kadar koruyacak bir kent Knidos.
Knidos kentinin en ilginç yapısı Aphrodite Tapınağı. İnsan imgesinin düşünebildiği en güzel Aphrodite, sanat tarihinin ilk çıplak kadın heykeli Knidos Aphrodite'i.I.Ö. IV. Yüzyılda ya$ayan Knidos’lu ünlü matematikçi ve astronom Eudoksos'un Güneş Saati. Mevsimleri ve saatleri gösteren bu saatin dünyada bir esi daha yok. I.Ö. 350-400'e tarihlenen Aslanlı Gömüt. Orijinali piramit şeklinde olan bu Dor gömütünün tepesinde 3 m. Uzunluğunda, 1.80 m. Yüksekliğinde bir aslan heykeli bulunuyormuş. 1 ton ağırlığındaki bu şahane aslan bugün British Museum'da. Antik cağda Knidos'a giden ticaret gemilerinin fırtınalı havalarda sığındıkları ve yüklerini boşalttıkları Körmen LimanıTaş Evleri, bahçe duvarlarından sarkan begonvillerin bir renk cümbüşüne dönüştürdüğü daracık sokakları, şair Can Yücel’in müze haline getirilen evi ile Datça'nın görülmeye değer yerlerinden biri Eski Datça. Ege Denizi ile Akdeniz'in bir arada görülebildiği tek yer, Balıkaşıran.




[Resim: atacem8xz.gif]
[Resim: dmd26r.jpg]
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 


Foruma Git:

Her Hakkı Saklıdır HilalTurk.CoM © 2006-2008 | Powered by MyBB Copyright © 2002-2008 MyBB Group
Türkçe Çeviri MyBB