Sitemize Hoşgeldiniz. (GirişKayıt Ol)

! Forum'dan Yararlanmak İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. !

Üye Olmak İçin TIKLAYIN

Not: Siteye Üye olduktan sonra size gelen maille Üyeliğinizi aktifleştirmeniz gerekmektedir. Aksi takdirde mesaj gönderemezsiniz.




Mesaj Önizleme 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Korkut Eken (1945 - .... )
22-10-2006, 16:44:18
Mesaj: #1
Korkut Eken (1945 - .... )
Eken, 1945 yılında Ankara'da doğdu. 1963 yılında baba mesleği olan subaylığa ilk adımı Kara Harp Okulu'na girerek attı. Hava İndirme Tugayı'nda görevliyken 20 Temmuz 1974'de paraşütçü birlikler ile Kıbrıs'ta ilk görev yapan askerlerimiz arasında yeraldı.

1978 yılında çok üstün eğitimli subay ve astsubaylardan oluşan Özel Harp Dairesi, özel birlik komutanlığına atandı. 1984 Eruh baskınıyla başlayan PKK terör örgütüyle mücadelede, birliğiyle birlikte Siirt ve Sason bölgelerinde görevlendirildi.

1986 yılına kadar devam eden bu görevinde sayısız sıcak çatışmaya girdi. Yaptığı çalışmalardan dolayı Türk Silahlı Kuvvetlerimiz'in en önemli madalyası olan Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası ile Başarı Madalyası ve birçok takdirname aldı. 1981 yılından 1986 yılına kadar Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Özel Harekat Timleri'nin teşkili, teçhizi ve eğitiminde görev aldı.

Kendi isteğiyle 1987 yılında Yarbay rütbesindeyken emekliye ayrıldı ve hemen MİT'de Güvenlik Dairesi Başkan Yardımcısı olarak göreve başladı. Basına sızan ünlü MİT raporunu hazırlayan Daire'de görevli olduğu için soruşturma geçirdi. Başka bir bakanlığa atanacağını öğrenince 1988 yılında MİT'den emekliye ayrıldı.
1993 yılında dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'ın daveti üzerine Emniyet Genel Müdürlüğü'nde çalışmaya başladı.

1996 yılına kadar Özel Harekat timlerini yetiştirdi ve bunlarla birlikte operasyonlara katıldı.

Samsun Terme nüfusuna kayıtlı Korkut Eken evli ve 3 çocuk babası.

PKK ile Mücadele

Korkut Eken, ilk ve tek ropörtajını 19 Ocak 2002 tarihinde Star gazetesi yazarı Saygı Öztürk'e verdi. İşte Eken'in ağzından PKK ile mücadelesi:

Güneydoğu'da operasyonlarda asker - polis sorunu yaşanıyor muydu?

Benzer sorunlar yaşanıyordu. Asker olmam nedeniyle komutanlarımızla da görüşüp, sorunu daha kolay çözüyorduk. Eruh - Şemdinli baskınlarından sonra 1984 - 1986 yıllarında, o zaman en yüksek rütbeli komutanlar, bizler dağlara çıktık. Olaylar yoğunlaşınca, paşalar dahil, ellerinde silahlar en önde gidiyorlardı. En yüksek rütbeli subaylardan bir tanesi bendim, dolayısıyla Apo'nun öldürülmesi konusunu kendime bir görev addetmiştim. İnanın rüyalarıma giriyordu. Bir kıstırsam, yakalasam diye ama Türkiye hudutları içine girmedi.

Apo'yu öldürmeyi niçin bu kadar istiyordunuz?

Ben, terör örgütünün başı öldürülürse örgütün çökeceğine inanıyordum. O dönemde bile yabancılar PKK'ya destek oluyor, helikopterle gıda atıyor, yaralılarını taşıyorlardı. Apo yakalanıp Türkiye'ye getirildiğinde işi anlamıştım. Bir zamanlar PKK terör örgütünü destekleyen ülkeler, nasıl olur da şimdi Apo'yu paketleyip bize teslim ediyorlar? Bu işin siyasallaşma süreci başlıyor ki bu, silahlı mücadeleden çok daha tehlikeli ve karşı mücadelesi zor.

Apo idam edilmeli mi?

Artık bize verildikten sonra idam edilmemeli. Doğrusu şu anda yapılan. Apo idam edilirse daha kötü şeyler olabilirdi. Kendimiz yakalasak, dağda bayırda bir çatışmada ölse tamam. Ama teslim olmuş, elleri kolları bağlı olarak verildiğine göre idam etmemiz doğru olmaz.

Güneydoğu'da olayların yaşandığı dönemde durum nasıldı?

Başlangıçta tabii askerin özel timlerin komutanı olarak Mardin, Hakkari, Siirt bölgeleri bana bağlıydı. O dönemde gece operasyon yapan bizim gibi birlik yoktu. Ondan sonra polisin özel timlerinin kurulması görevi verildi. Onu da hakkıyla yerine getirdiğime inanıyorum.

Timlerin yetiştirilmesi için kimlerden emir alıyordunuz?

Eğitimin bir süresi var. Biz eğitime ilk başladığımız 1982 yılında Amerikan sistemine göre eğitim vermeye başladık. Sonra fabrikasyon adam istemeye başladılar. Başbakan Turgut Özal, 500 kişinin hemen eğitilmesini istedi. Mümkün olmadığını söyledim. Çünkü o kadar kişiyi eğitecek kadromuz yoktu. Üstelik bunları bir ayda eğitmemizi istiyordu. Bunları o şekilde göndermemiz mümkün değildi. Eşkiyanın karşısına o şekilde gönderemezdik. Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde de ortalık yanıyordu. Bu kez 1000 özel harekatçı daha yetiştirmemiz istendi. Çaresiz kalınmıştı. Örgütle nasıl mücadele edilmesi gerektiği konusunda bilgi veriyordum. Birliğin sayısı değil, niteliği önemlidir.

Bir de devletin kullandığı "Yeşil" var. Bu konuda ne dersiniz?

Yeşil'le ilgili en ufak bir bilgim yok, tanımıyorum, çalışmadım. Bir defa Ankara Emniyet Müdürlüğü'nde göz altına alınmıştı. O zaman gördüm.

Devletin kullandığı bu tür kişiler çok mu?

Çok vardır. Örneğin bir dönem çok sayıda itirafçı grubu vardı. Şimdi itirafçıların devlete faydalı olacak ne tarafı var? Ama 1984 Eruh - Şemdinli baskınının yaşandığı dönemi ele alalım. Araziyi bilmiyorsunuz, yolu bilmiyorsunuz, geçiş yollarını bilmiyorsunuz, gizli depoları bilmiyorsunuz, bunlar yer gösteriyorlardı. Ondan sonra operasyonlara sokmaya başladılar.

İtirafçıların operasyonda kullanılmasına karşı mıydınız?

İtirafçı kim ki operasyonu yönlendirecek? Böyle bir şey var mı? Bizim eğitimimiz çok yüksek seviyede. Bir özel time katılan subay dört sene özel kurs görüyor. İtirafçıları yer gösterme dışında operasyonun içine katmazdım. Gerek yok.

Girdiğiniz çatışmalarda unutamadığınız ve sizi en çok etkileyen olay ne oldu?

Operasyondayız, çatışma çıkmıştı. Hemen yakınımda duran asker, gözümüzün önünde bize silah sıkan teröriste doğru yürümeye başladı. Bas bas bağırıyorum, gitmemesini söylüyorum. Ama o devam ediyor. Önüne kuşun sıkıyorum, ilerliyor. Konsantre mi oldu, şoka mı girdi bilemiyorum, gidiyor. Terörist tam kafasından vurdu. Orada öldü. Meğer o aslan çavuş, kaldığım lojmanın kapıcısının çocuğu değil miymiş?

Güneydoğu'da büyük hatalar yapıldı mı?

Başlangıçta yanlışlar var. Koordine sağlanamadı. Böyle olaylara başlangıçta hazırlık yoktu. Ama sonradan özellikle askeri birlikler, güvenlik kuvvetleri çok tecrübeli oldu. Yörede alan kontrolü şart. Alan kontrolünü yapamayınca vazgeçtiler. Karakolları kapattılar. Karakol basılıyordu. Bütün karakollara tek tek timleri gönderdim. Güneydoğu'nun bütün bölgelerine. Hakkari, Mardin, Siirt aklınıza neresi geliyorsa, tek tek bütün jandarma karakolları eğitildi. Baskına karşı planlar hazırladık, adamların eline verdik. Karakol komutanlarının takviye talepleri de yerine getirildi.

Abdullah Öcalan'ın durumu ne olacak?

Parti başkanı olabilir. Bu duruma getirildikten sonra başka ne olabilir? Zamanında öldürülmesi gerekirdi. Devlet kendi birimleri arasındaki çatışma yüzünden başarılı olamadı. Adamın gittiği yeri adım adım biliyorsun, yerini biliyorsun, yapılamaz mıydı eylem? Eh işte, o onu çekemedi derken olay basına sızdırıldı. Bunun kasıtlı olduğuna inanıyorum. Operasyonun o haliyle başarılı olamayacağını tahmin ediyordum. Dört birimle bu iş olmazdı zaten.

Bu eylemi siz başarıyla yapabilir miydiniz?

Başbakan veya kim sorumluysa, "Buraya gel kardeşim Korkut Eken, istediğin adamı almakta serbestsin. Türkiye genelinde kimi istersen seç, silah zaten var, onda bir eksik yok. Maddi finans icap ediyorsa karşılıyorum. Şu kadar da süre veriyorum, şu imkanlarla söylüyorum" dese bu işe başlar ve sonuç alırdım

[Resim: atacem8xz.gif]
[Resim: dmd26r.jpg]
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
22-10-2006, 16:44:59
Mesaj: #2
RE: Korkut Eken (1945 - .... )
MİT'e Giriş

Yıl 1986... "Yarbay Eken, gönüllüler arasından seçtiği Polis Özel Harekat Timlerine eğitim verirken, eğitim alanına iki Land Rover araç geldi. Araçlardan inenlerden biri MİT Müsteşar Yardımcısı Hiram Abas'tı. Abas için hep "Türkiye'nin en iyi silah kullanan kişisi" denirdi. Uzaktan Eken'in atışlarını hayranlıkla izledi. Eken şişeyi vurmanın ötesinde, kurşunu şişenin içinden geçiriyordu. Abas yanlarına gitti, değişik silahlarla o da hedeflere ateş etmeye başladı. Abas hedefleri 12'den vuruyor, aynı delikten ikinci kurşun geçiyordu...

Hiram Abas, aniden döndü ve uzakta duran Land Rover'lara ateş etmeye başladı. Araçların yanına gittiler. Kurşunun değdiği yerlere parmaklarını sürdü. İçeriye girip baktı. "Güzel" dedi.

Araçlara zırh geçirilmişti. Yeni alınacak Land Rover'ların zırhlarının dayanıklılığını belirlemek için ateş ediliyordu. Hiram Abas, Eken'e "Yarbayım bir de siz deneyin" dedi. Eken önce Land Rover'ı inceledi. Nereye ateş edeceğini kararlaştırmıştı. Atış tamamlandığında hep birlikte yine aracın başına gidildi. Hiram Abas, "Yarbayım zayıf noktaları iyi yakalamışsın. Tebrik ederim" diye Eken'i kutladı. Korkut Eken'e teklifi hemen orada yaptı: "Size ihtiyacımız var. Emekli olup MİT'e gelin".

Eken, 1987 yılında Özel Birlik Komutanlığından emekliye ayrıldığında, zaman geçirmeden MİT'te göreve başladı. Görev yeri, MİT Güvenlik Dairesi Başkan Yardımcılığıydı." *


Eken ve Çatlı

"Korkut Eken, Emniyet'te olduğu dönemde, Abdullah Çatlı'ya ihtiyaç duymuştu... Haber gönderdi, "Ankara'ya gelsin görüşelim" diye. Aslında Çatlı'nın bir ayağı Ankara'daydı. Sık sık geliyor, görüşmelerde bulunup gidiyordu. Görüşme yeri için gizli saklı bir yer de seçilmemişti. Ankara Tandoğan'da bulunan ve bugün adı Ador olan Merit Altınel Oteli'nin lobisinde buluşma gerçekleşti.

Kahve içerken Eken, "Sana bir dış görev vereceğim. Fransa'ya gideceksin, Dursun Karataş'a bakacaksın. Almanya'da PKK'nın lider kadrosunun yerini tesbit edeceksin. Bu bilgileri onbeş gün içinde temin etmeni istiyorum" dedi.

Abdullah Çatlı hiç itiraz etmedi. Bilet ve masrafları için gerekli para verildi. Ayrılırken el sıkıştılar. Korkut Eken, "Gel seni bir öpeyim" dedi ve o güçlü elleriyle Çatlı'yı kendine doğru çekip öptü. Sırtını okşarken, "Bu zor görevde sana güveniyorum" dedi.

Abdullah Çatlı, "Yarbayım, ben de size güveniyorum. Siz olmazsanız ben böyle bir görevi kabul etmezdim. Çünkü, bana yapılan bazı şeylere çok üzüldüm. Kelle koltukta görev yapıyorum ama neredeyse beni vurdurtacaklardı" diye yanıtladı.

Eken, "Merak etme, komutanına güven" deyince, Çatlı'dan şu sözcüğü duydu: "Güveniyorum Emmi."...

Birbirlerine güvenmişlerdi. Eken, Çatlı'nın getirdiği raporları okurken, rapora girmeyen özel bilgileri de dinliyordu. Bu raporlar Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'a veriliyor, raporun bir örneği de Başbakan Tansu Çiller'e sunuluyordu. Çatlı, Avrupa ülkelerinde önemli bir istihbarat ağı oluşturmuştu. "Net" bilgiler getiriyor, bilgileri fotoğraf ve filmle destekliyordu..." *


Gazeteci Saygı Öztürk soruyor, Korkut Eken Çatlı'yla bağlantısını açıklıyor:

Abdullah Çatlı'yı tanıyor musunuz?

Abdullah Çatlı'yı MİT'ten emekliye ayrıldıktan sonra, yani devlet hizmetinde olmadığım bir dönemde İstanbul'da bir yemekte tanıdım. O yemekte MİT'ten ayrılanlar da vardı, sekiz - on kişiydik.

Emniyette göreve başladıktan sonra mı Çatlı'yla ilişki kurdunuz?

Emekliye ayrıldıktan sonra uzun yıllar MİT ve Emniyet'le bağım olmadı. 1993'te ben Emniyet'te göreve gelince kendisiyle irtibat kurdum. Mahkemede Çatlı'yı tanıyıp tanımadığım sorulunca, tanıdığımı ifade ettim. Sebebi, tanıdığım için çekineceğim birşey yoktu. Bu kişiyi hem Abdullah Çatlı olarak, hem de kod ismi Mehmet Özbay olarak, şimdi hatırlamayacağım birkaç kod ismi daha vardı, hepsiyle tanıyorum.

İnterpol tarafından aranan bir kişiye neden görev teklif ettiniz?

Çünkü Avrupa'da çok gücü ve potansiyeli vardı. Çatlı'nın Avrupa'daki çok büyük haber alma imkanından faydalanmak için görev teklif ettim ve kabul etti. İki - üç defa Avrupa'ya gitti, çok güzel net bilgiler verdi.

Çatlı'dan aldığınız bilgileri ne yapıyordunuz?

Özellikle Avrupa'daki PKK'lı liderlerin yerleri konusunda, faaliyetleri konusunda bilgiler getirdi, raporlar getirdi. Biz de bu raporları ilgili makamlara aktardık.

Abdullah Çatlı'nın arandığını bile bile ona görev vermeniz doğru bir yaklaşım mı?

Abdullah Çatlı'nın kanun kaçağı olduğunu bakan biliyor. Bakanın yemeklerine bu kişi katılıyor, onunla konuşuyor, milletvekillerinin yanlarına gidiyor. Parti kongresine gidiyor. ANAP kongresine onlarca arabayla geldi.

Çatlı verdiğiniz görevleri istediğiniz gibi yerine getirebiliyor muydu?

Çatlı önemli görevler yaptı. Öna "PKK'nın askeri kanat sorumlusu şu anda Hollanda'ya kaçtı diye bir duyumumuz var. Adamın yerini tespit et bildir" diyorsunuz. Gidiyor, onbeş gün sonra bilgileri getiriyor. O, Avrupa'daki Türklerin çoğunu örgütlemiş. Bu kadar meşhur. Her gittiği ülkede krallar gibi karşılanıyor.

Kanun kaçağını yakalamanız gerekirken, siz görev veriyorsunuz. Ceza almanız da bu yüzden değil mi?

Bizim yaptığımız hemen her ülkede olan bir işlem. Her ülkede bu böyledir. Geçmişte de böyle olmuştur. Ülkemizde olanın aynısı Çin'de de, Amerika'da da, İngiltere'de de inanın aynen böyledir. Normal bir vatandaş bu tip bir görevi kabul edebilir mi? Resmi görev daha tehlikeli olur. Neden? Devletin adı çıkar. Siz adamı görevlendirirken diyorsunuz ki, "Kardeşim yakalanırsan tanımayız, sahip çıkmayız. Bu şartları kabul ediyor musun?"

Çatlı'ya siz de öyle mi dediniz?

Tabii ki benzer şeyler söyledim. Çatlı, TBMM'ye gidiyor, milletvekilleriyle görüşüyordu. Bürokratların yanına gidip geliyordu. Onların çoğu da onu Mehmet Özbay adının yanısıra Abdullah Çatlı olarak da tanıyordu. Bu nasıl aranmak?

Çatlı'ya bu görevi verirken, hizmetinin karşılığında o sizden ne istedi?

Bunlar da bu tip görevlere talip olurken, gerçek şu ki, güvence, yani devletten aranmamasını isterler. Ailesinin yanında rahat yatmak ve oturmak istiyorlar. Budur yani. Başka bir şey yok.

Silahlı bir eylem yaptırdınız mı?

Çatlı'yı istihbarat faaliyetlerinde kullandım. Çatlı'yla ilişiğinizi kestiğiniz zaman yerine hazır bulunan başkasını gönderirsiniz. Bunlar olan işler.

Yurtdışına nasıl gönderiyordunuz?

Niye? Normal pasaportu vardı. Mehmet Özbay adına düzenlenmişti. Yeşil pasaport konusunda bilgim yok. Zaten yurtdışındaki bu tip görevlerde yeşil pasaport çok dikkat çeker.

Çatlı ölene kadar size bağlı mı çalıştı?

Çatlı benimle çok uzun çalışmadı. Benden alınıp kime verildiğini bilmiyorum. Beni aşıp görüşmeler yaptığını öğrenince bundan hoşnut olmadığımı biliyordu. Halbuki, bu tip insanlarla, idare edenin arasında çok güzel sevgiye, saygıya dayanan bir bağlılık gereklidir. Mutlaka mesafe konulmalı.

[Resim: atacem8xz.gif]
[Resim: dmd26r.jpg]
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
20-01-2007, 16:28:29
Mesaj: #3
RE: Korkut Eken (1945 - .... )
Kırcı'nın Mektubu

“Eken’e hapis cezası verilmesinde, ‘Çatlı’ya silahları Eken vermiş’ diyen Haluk Kırcı’nın ifadesi önemli bir yer tutuyordu. Haluk Kırcı, 12 Ocak 1999 tarihinde istanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Şube Müdürlüğü’nde sorguya alındı. İfadesinde şunları söylemişti:

‘Çatlı’ya görev teklifini yapan Eken’dir. Çatlı, yurtdışına gönderilerek PKK’nın önde gelen isimlerinden Ali Sapan, Kani Yılmaz, DHKP-C lideri Dursun Karataş ile ilgili istihbari faaliyetlerde bulundu. Bildiğim kadarıyla Eken, Çatlı’ya yurtdışı operasyonlarda kullanılmak üzere sayısını bilmediğim UZİ marka silah vermiş, bunlardan bir kısmını Çatlı yurtdışına göndermişti. Bir kısmı da Florya'daki evindeydi.’

Oysa Haluk Kırcı, bu iddialarını mahkemede kabul etmemişti. Ödemiş Cezaevinde olan Kırcı 28 Ocak 2002 tarihinde yazdığı ve gazeteci Saygı Öztürk’e gönderdiği mektupta şunları yazıyordu:

Sayın Korkut Eken, dört kişinin kendisi hakkında ifade verdiklerini söylemiş ve benim ismimi de bunların arasında zikretmiştir ki, doğrudur. Öncelikle bilmenizi isterim, ben Korkut Bey’i tanımıyorum. Hayatımda hiç görmedim, tesadüfen de olsa bir araya gelmedim. Fakat buna rağmen polis ifademde Sayın Eken’in ismi geçti. Sorgu esnasında polis, rahmetli dostum Çatlı’nın ilişkileri üzerinde duruyor ve kimlerle irtibatlı olduğunu araştırıyordu. Konu üzerinde pek fazla bilgim olmadığını söylememe rağmen kabul etmiyorlar, ısrarla Sayın Eken ile Sayın Ağar’ın isimlerini dikte etmeye çabalıyorlardı. İşte böylesine bir baskı ve zorlama neticesinde Sayın Eken’in ismi polis ifademde yer aldı. Birebir ilişkilerine şahit olmadığım irtibatları ve olayları diğer ifadelerimde, doğruları anlatmak suretiyle düzelttim. Yani polis ifademde Sayın Eken’in isminin yer alması rahmetli Çatlı ile ilgili olduğu gibi, bilinçli bir baskının ve zorlamanın neticesidir.

Ben hayatım boyunca, ne çetecilik ve mafyacılık ne de bir başka suç organizasyonunun içinde yer almadım. Türk milliyetçiliğinin bana yüklediği misyondan dolayı, ülkücü saflarda yer aldım ve 12 Eylül öncesi ülkemde meydana gelen bazı şiddet olaylarına katıldım. En az Sayın Yarbay kadar ülkemi sevdim ve ülkemin çıkarları için olmadık zorluklara katlandım. 14 yıldır cezaevlerinde çile çekiyorum ve bir devrin bütün sorumluluğunu omuzlarımda taşımanın mücadelesini veriyorum.

Sayın Eken’in ismini birkaç kez rahmetli Çatlı’dan duydum. Kazadan sonra ise kim olduğunu öğrendim. Samimi her vatandaş gibi gıyaben kendisini sevdim ve saygı duymaya başladım. Ülkeme verdiği kutlu hizmetlerinden dolayı saygıyla anıyorum. Bu davanın en büyük mağduru Sayın Eken’dir...”
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
20-01-2007, 16:28:53
Mesaj: #4
RE: Korkut Eken (1945 - .... )
Bu Ceza Neden?

Devlet için verilmiş başarı dolu 35 yılın ardından verilen bu ceza niye? Bu sorunun cevabını Korkut Eken de bilmiyor:


Bunca başarılı hizmetleriniz olduğuna göre, "çete"den nasıl mahkum oldunuz?

Yedi TİP'liyi öldürmekten hükümlü Haluk Kırcı, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde ve Savcılıkta "Korkut Eken tarafından silahların Abdullah Çatlı'ya verildiğini tahmin ediyorum" diyor. Hatta bir kısım silah ve patlayıcıları Abdullah Çatlı'nın evinde gördüğünü belirtiyor. Abdullah Çatlı'nın eşi Meral Çatlı'ya soruyorlar. "Hayır ben evimde tek bir silah ve patlayıcı görmedim" diyor. Birisi çıkıp da benim haraç aldığımı, rüşvet aldığımı, çek - senet imzalattırdığımı ispatlarsa kafama kurşun sıkmaya hazırım. Bunu yapmazsam şerefsizim.

Suçsuz olduğunuzu belirtiyorsunuz. O zaman niçin ceza aldınız?

Ben kimsenin avukatlığını yapmak istemiyorum. Ama inanın düşünüyorum, dış güçlerin de parmağı var diye. PKK'nın canını yakan bir grubu yani özel timleri yetiştirdiğim için mi cezalandırıldım diye aklıma geliyor.

Sizin gibi cezaya çarptırılan başka subay oldu mu?

Hayır yok. Ama benim gibi görev yapan çok subay var özel kuvvetlerde. Alay komutanları, tabur komutanları, bölük komutanları, astsubaylar çok.

Susurluk olayında sanık olduğunuzu nasıl öğrendiniz?

Eşim televizyon haberinden öğrenmiş. Sanık olduğuma inanamadım. Enteresan bir oyun oynandı ama ilişkileri falan kendimce tam çözmüş değilim.

Af için bir talebiniz var mı?

Hayır. Affı suçlu olan ister. Ben suç işlemedim ki af talebinde bulunayım. Bazıları benim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmamı öneriyor. Kesinlikle böyle bir şey yapmam. Ülkemi yabancılara şikayet etmem. İdam edileceğimi bilsem bile böyle bir yola başvurmam.

Yaptıklarınızdan pişmanlık duyduğunuz olaylar var mı?

Aynı şeyleri yaşarsam yine aynı şeyleri yapardım. Kötü bir şey yapmadım. İnandıklarımı yaptım. Üstlerimden aldığım emirleri yerine getirdim. Cezaevine gitmek için evimden ayrılırken bana "Pişmanlık yasasından yararlanmak ister misiniz?" sorusu yöneltildi. Bu yasadan suç işleyip de pişman olanlar yararlanır. Ben suç işlemedim ki pişman olayım.
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 


Benzer Konular...
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  Evril Turan ( 1945 - .... ) TahsiN 1 341 03-12-2008 04:40:49
Son Mesaj: Jön TüRk
  Türkan Şoray ( 1945) GRİKURT 1 79 03-12-2008 04:36:15
Son Mesaj: Jön TüRk
  Orgeneral Sebahattin Işık Koşaner (1945 - .... ) belinay 3 53 03-12-2008 04:27:45
Son Mesaj: Jön TüRk
  KORKUT EKEN 2 HAKAN BİLİCİ 2 37 03-12-2008 04:23:47
Son Mesaj: Jön TüRk
  Korkut Eken [1945-] ülkü-şimal 2 55 03-12-2008 03:55:30
Son Mesaj: Jön TüRk

Foruma Git:

Her Hakkı Saklıdır HilalTurk.CoM © 2006-2008 | Powered by MyBB Copyright © 2002-2008 MyBB Group
Türkçe Çeviri MyBB