<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[HilalTürk - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.hilalturk.com/</link>
		<description><![CDATA[HilalTürk - http://www.hilalturk.com]]></description>
		<pubDate>Sat, 05 Jul 2008 21:17:25 +0300</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Akıl Almıyor!!!]]></title>
			<link>http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74432</link>
			<pubDate>Sat, 05 Jul 2008 20:36:26 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74432</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<br />
Hani duyunca kanınızı donduran şeyler vardır...bir ölüm haberi, dehşet verici bir olay...<br />
<br />
geçenlerde bir Fransız haber ajansı bu fotoğrafı geçti tüm dünyaya...<br />
<br />
Fotoğraf İsrail'den...<br />
<br />
İsrail'li çocuklar Lübnan'a atılacak olan füzelere mesajlar yazıyor...<br />
<br />
Sevgili Lübnanlı, Filistinli, Müslüman, Arap Hristiyan çocuklar...<br />
<br />
Sevgiyle ölün !<br />
<br />
imza:<br />
<br />
İsrailli çocuklar !..<br />
<br />
<br />
Evet İsrail'li çocuklar o füzelerin üzerine bunları yazıyor...bu nasıl bir öfkedir? Bir ülke yeni nesilleri bu şekilde mi yetiştirmelidir?<br />
<br />
amaç karşı tarafı yok etmek o zaman, bu çok açık şekilde belli oluyor...<br />
<br />
peki ya filistinli ve lübnanlı çocuklar...<br />
<br />
acaba bedenleri bu füzeler ile paramparça olurken böyle bir öfke mi duyuyorlar ?<br />
<br />
ya da öfkenin tanımını yapabilirler mi sizce?<br />
<br />
belki bilmedikleri bir yerlerde israilli çocuklarla bir araya gelseler her çocugun yapabileceği gibi oyunlar oynayacaklar masumca...<br />
<br />
İsrail'in Lübnandaki çocukları öldürmesi ne kadar acı ise , bu olay da o kadar acı ve mühimdir...<br />
<br />
vaadedilen topraklar diye gözünü kan bürümüş , 2. dünya savasında yasadıkları zulmü tüm dünyaya mal eden bir garip ülke var karşımızda: İsrail...<br />
<br />
yaşadıklarının acısını çıkarır gibi hareket ediyorlar...toplumsal psikolojileri çökmüş durumda ve aşırı makyavelist bir yapı içerisindeler...<br />
<br />
bu yapının aktörleri oyunlarını çok iyi oynuyor ve bu oyuna çocukları dahil etmekten çekinmiyorlar, atılan nefret tohumları bomba olup füze olup lübnana, filistine yağıyor...<br />
<br />
Dünya bunlara seyirci kalıyor...israil çocuklarını bile savasa dahil ediyor...<br />
<br />
medyadaki kalemlerimiz olan bitene tek kelime yazamıyor...<br />
<br />
neden?<br />
<br />
çünkü İsrail kızabilir...<br />
<br />
dünya tarihi savaşlar tarihidir derler ya , ne de güzel söylemişler...<br />
<br />
bu tarih burada bitsin artık!<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
Hani duyunca kanınızı donduran şeyler vardır...bir ölüm haberi, dehşet verici bir olay...<br />
<br />
geçenlerde bir Fransız haber ajansı bu fotoğrafı geçti tüm dünyaya...<br />
<br />
Fotoğraf İsrail'den...<br />
<br />
İsrail'li çocuklar Lübnan'a atılacak olan füzelere mesajlar yazıyor...<br />
<br />
Sevgili Lübnanlı, Filistinli, Müslüman, Arap Hristiyan çocuklar...<br />
<br />
Sevgiyle ölün !<br />
<br />
imza:<br />
<br />
İsrailli çocuklar !..<br />
<br />
<br />
Evet İsrail'li çocuklar o füzelerin üzerine bunları yazıyor...bu nasıl bir öfkedir? Bir ülke yeni nesilleri bu şekilde mi yetiştirmelidir?<br />
<br />
amaç karşı tarafı yok etmek o zaman, bu çok açık şekilde belli oluyor...<br />
<br />
peki ya filistinli ve lübnanlı çocuklar...<br />
<br />
acaba bedenleri bu füzeler ile paramparça olurken böyle bir öfke mi duyuyorlar ?<br />
<br />
ya da öfkenin tanımını yapabilirler mi sizce?<br />
<br />
belki bilmedikleri bir yerlerde israilli çocuklarla bir araya gelseler her çocugun yapabileceği gibi oyunlar oynayacaklar masumca...<br />
<br />
İsrail'in Lübnandaki çocukları öldürmesi ne kadar acı ise , bu olay da o kadar acı ve mühimdir...<br />
<br />
vaadedilen topraklar diye gözünü kan bürümüş , 2. dünya savasında yasadıkları zulmü tüm dünyaya mal eden bir garip ülke var karşımızda: İsrail...<br />
<br />
yaşadıklarının acısını çıkarır gibi hareket ediyorlar...toplumsal psikolojileri çökmüş durumda ve aşırı makyavelist bir yapı içerisindeler...<br />
<br />
bu yapının aktörleri oyunlarını çok iyi oynuyor ve bu oyuna çocukları dahil etmekten çekinmiyorlar, atılan nefret tohumları bomba olup füze olup lübnana, filistine yağıyor...<br />
<br />
Dünya bunlara seyirci kalıyor...israil çocuklarını bile savasa dahil ediyor...<br />
<br />
medyadaki kalemlerimiz olan bitene tek kelime yazamıyor...<br />
<br />
neden?<br />
<br />
çünkü İsrail kızabilir...<br />
<br />
dünya tarihi savaşlar tarihidir derler ya , ne de güzel söylemişler...<br />
<br />
bu tarih burada bitsin artık!<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[En Güvenilir Yerin Yüreğindir...]]></title>
			<link>http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74431</link>
			<pubDate>Sat, 05 Jul 2008 20:25:25 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74431</guid>
			<description><![CDATA[En Güvenilir Yerin Yüreğindir...<br />
 <br />
Dostum, güneşe bak, toprağa bak,suya bak,buluta bak; fakat, arkana bakma....<br />
Kimin geldiği önemli değil,kimin gelmediği de...<br />
Unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez.<br />
Yolcuya bakıp, yolunu tanıma.<br />
Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.<br />
Vahim olan, yolun yolcusuz olması değil; Asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır;<br />
Yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal.....<br />
' En doğru yol:En dikensiz yoldur' diyenler seni aldatıyorlar.<br />
Onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır.<br />
Aldırma....<br />
Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir.<br />
Dikenine katlanmaktan söz edenler, aşıkmış gibi davrananlardır.<br />
Gerçek aşık olanlarsa, dikenini de seveler.<br />
Dostum, yollar yürümek içindir.<br />
Fakat,şu gerçeği de hiç unutma:<br />
Yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.<br />
Yol boyunca; Yola çıkıp da yürümeyenleri, yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları, yoldan metafizik uyuşturucularla keyif çatanları, tel<br />
örgülerle çevirdiği yolu kendisine zindan edip volta atanları, maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı gidip, 50.metrede yola yatanları, yürüyüşün uzun<br />
ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zar atanları, yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları, ayağına batan tek<br />
bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları, beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları, yanlış kılavuzlara<br />
kızıp yolu satanları göreceksin.<br />
Aldırma, yürü. Göğsüne yüreğinden başka muska takma.<br />
<br />
Vahiy haritan,<br />
Nebi kılavuzun,<br />
Akıl pusulan,<br />
iman sermayen,<br />
Amel azığın,<br />
Sevgi yakıtın,<br />
Ahlâk karakterin,<br />
Edep aksesuarın,<br />
Merhamet sıfatın,<br />
şeref ve izzet adın olsun.<br />
<br />
Doğru yol:<br />
insanların çoğunun gittiği yol değildir,düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur.<br />
Yolda vereceğin her molayı öz eleştiri durağında vermelisin.<br />
Unutma, tevbe özeleştiridir.<br />
Her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman olmaman için elzemdir.<br />
Yön tayini sık sık gerekli olabilir.<br />
'Haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir.'<br />
<br />
<br />
alıntıdır]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[En Güvenilir Yerin Yüreğindir...<br />
 <br />
Dostum, güneşe bak, toprağa bak,suya bak,buluta bak; fakat, arkana bakma....<br />
Kimin geldiği önemli değil,kimin gelmediği de...<br />
Unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez.<br />
Yolcuya bakıp, yolunu tanıma.<br />
Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.<br />
Vahim olan, yolun yolcusuz olması değil; Asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır;<br />
Yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal.....<br />
' En doğru yol:En dikensiz yoldur' diyenler seni aldatıyorlar.<br />
Onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır.<br />
Aldırma....<br />
Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir.<br />
Dikenine katlanmaktan söz edenler, aşıkmış gibi davrananlardır.<br />
Gerçek aşık olanlarsa, dikenini de seveler.<br />
Dostum, yollar yürümek içindir.<br />
Fakat,şu gerçeği de hiç unutma:<br />
Yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.<br />
Yol boyunca; Yola çıkıp da yürümeyenleri, yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları, yoldan metafizik uyuşturucularla keyif çatanları, tel<br />
örgülerle çevirdiği yolu kendisine zindan edip volta atanları, maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı gidip, 50.metrede yola yatanları, yürüyüşün uzun<br />
ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zar atanları, yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları, ayağına batan tek<br />
bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları, beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları, yanlış kılavuzlara<br />
kızıp yolu satanları göreceksin.<br />
Aldırma, yürü. Göğsüne yüreğinden başka muska takma.<br />
<br />
Vahiy haritan,<br />
Nebi kılavuzun,<br />
Akıl pusulan,<br />
iman sermayen,<br />
Amel azığın,<br />
Sevgi yakıtın,<br />
Ahlâk karakterin,<br />
Edep aksesuarın,<br />
Merhamet sıfatın,<br />
şeref ve izzet adın olsun.<br />
<br />
Doğru yol:<br />
insanların çoğunun gittiği yol değildir,düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur.<br />
Yolda vereceğin her molayı öz eleştiri durağında vermelisin.<br />
Unutma, tevbe özeleştiridir.<br />
Her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman olmaman için elzemdir.<br />
Yön tayini sık sık gerekli olabilir.<br />
'Haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir.'<br />
<br />
<br />
alıntıdır]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sağlıklı Cips Var mı?/ Tarif]]></title>
			<link>http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74430</link>
			<pubDate>Sat, 05 Jul 2008 19:55:24 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74430</guid>
			<description><![CDATA[<br />
En zararsız cips hangisi dersiniz? Çocuklarınıza güvenle verebileceğiniz ,bilmediğiniz katkı maddeleri içermeyen bir cips yedirmek ister misiniz? İşte bunun en kolay yolu&#8230;    <br />
MAKARNA CİPSİ <br />
<br />
<br />
MALZEMELER:<br />
100 Gr. Kelebek makarna (Tercihen büyük makarnalar) <br />
20 Gr. Mısır unu <br />
Tuz (İsteğe göre baharatlar)<br />
<br />
<br />
HAZIRLANIŞI:<br />
<br />
Makarnayı uygun bir tencerede haşlayıp, süzün. İyice suyu süzüldükten sonra, bir tepsiye mısır unu , arzu edilen baharatlar ve tuz ekleyip karıştırın. Makarnaları bu karışıma atıp elinizle harmanlayın. Daha sonra kızgın yağda makarnalar altın rengini alıncaya kadar kızartıp, kağıt havluya alın&#8230; Soğuduktan sonra &#8216;özellikle&#8217; mayonez ve ketçapla servis yapabilirsiniz. Afiyet olsun&#8230; <br />
<br />
<br />
Hazırlayan:Sidelya Nur<br />
<br />
KAYNAK<br />
<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
En zararsız cips hangisi dersiniz? Çocuklarınıza güvenle verebileceğiniz ,bilmediğiniz katkı maddeleri içermeyen bir cips yedirmek ister misiniz? İşte bunun en kolay yolu&#8230;    <br />
MAKARNA CİPSİ <br />
<br />
<br />
MALZEMELER:<br />
100 Gr. Kelebek makarna (Tercihen büyük makarnalar) <br />
20 Gr. Mısır unu <br />
Tuz (İsteğe göre baharatlar)<br />
<br />
<br />
HAZIRLANIŞI:<br />
<br />
Makarnayı uygun bir tencerede haşlayıp, süzün. İyice suyu süzüldükten sonra, bir tepsiye mısır unu , arzu edilen baharatlar ve tuz ekleyip karıştırın. Makarnaları bu karışıma atıp elinizle harmanlayın. Daha sonra kızgın yağda makarnalar altın rengini alıncaya kadar kızartıp, kağıt havluya alın&#8230; Soğuduktan sonra &#8216;özellikle&#8217; mayonez ve ketçapla servis yapabilirsiniz. Afiyet olsun&#8230; <br />
<br />
<br />
Hazırlayan:Sidelya Nur<br />
<br />
KAYNAK<br />
<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ter Kokusuna Çözüm Yolları]]></title>
			<link>http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74429</link>
			<pubDate>Sat, 05 Jul 2008 19:51:34 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74429</guid>
			<description><![CDATA[Terden kaçış mümkün değil. Ama en aza indirmek elimizde. Sıcak havalarda bu dertten nasıl kurtulabiliriz?<br />
Her ne kadar hoş bir durum olmasa da terleme tüm sağlıklı insanlarda olması gereken vücudun su, tuz ve ısı dengesini sağlayan fizyolojik bir olay. Ancak yine de bunu önlemenin çaresi yok değil. <br />
<br />
Sıcakları fazlasıyla hissettiğimiz şu günlerde, hepimizin en büyük kabusu onca deodoranta ve parfüme rağmen terlemek ve bunla beraber yaşadığımız koku problemi. <br />
<br />
TERLEME NEDİR? <br />
<br />
Terleme tümüyle istemimiz dışında gelişen, metabolizmamızın doğal bir fonksiyonudur. Üstelik vücudumuz için iki önemli işlevi vardır; cildi nemlendirip, vücut ısısını sabitler ve vücudun boşaltım sistemine katkıda bulunur. <br />
<br />
Ter aslında salgılandığında renksiz ve kokusuzdur. Fakat, bakteriler koltukaltı gibi sıcak ve nemli ortamlarda hızla çoğalarak bu salgının kötü kokmasına neden olur. <br />
<br />
NEDEN TERLİYORUZ? <br />
<br />
Genellikle ortam sıcaklığının yükseldiği, dans, spor gibi fiziksel aktiviteler sırasında terleriz. Bu şekilde vücut ısımızı sabit tutmuş oluruz. Zatenin bunun için vücuda yayılmış en az 2 milyon ter bezi görev yapmaktadır. Fiziksel aktiviteler dışında da heyecan, korku, utanma ve sıkılma gibi pek çok olay, fizyolojik bir neden olmadığı halde bizi terletir. <br />
<br />
Vücut ısısı dış sıcaklıklar veya gerilim yüzünden artış gösterdiğinde kan dolaşımı hızlanır. Böylece, ter bezlerinin aktif hale geldiği vücudun üst kısmına doğru bir sıcaklık akımı başlar. Deri üzerinde oluşan ter bu durumda hemen buharlaşıp, deriyi soğutur. Bu sayede insan bir gün içinde kendini fazla yormadan iki litreye kadar su kaybeder. Terlemenin ikinci önemli fonksiyonu ise vücuttaki zehirli maddelerin dışarı atılmasıdır. Bu nedenle saunalara sık sık gidilmesi önerilir. <br />
<br />
Aynı koşullarda terleme oranı kişiden kişiye göre de değişebilir. Ortalama olarak bir insan günde 0.5 ile 1 litre arası terler. <br />
<br />
TERLEMEYE KARŞI NE YAPABİLİRİZ? <br />
<br />
Ter kokusu için çok çeşitli çözümler var. En önemlisi temiz olmak. Bunun yanısıra da terlemenin yarattığı rahatsızlığı bir takım önlemler alarak en aza indirebilirsiniz; <br />
<br />
Rahat ve hava alan kıyafetler giyin. Özellikle pamuklu kıyafetleri tercih edin. <br />
Vücut temizliğine özen gösterin. Özellikle koltuk altında oluşan istenmeyen tüyleri alarak kötü kokuyu büyük ölçüde önleyebilirsiniz. <br />
Kahve, alkol ve yakıcı gıdalardan uzak durun. <br />
<br />
NE KULLANMALIYIZ? <br />
<br />
Ter kokusunu azaltmanın iki yolu var; Deodorant ve antiperspirantlarla gün boyu hoş kokmak çok zor değil. Ancak deodorant ve antiperspirant birbirinden ayrı şeylerdir. Bu iki ürün en çok terlemeye karşı verdikleri savaş konusunda birbirlerinden ayrılırlar; <br />
<br />
DEODORANTLAR <br />
<br />
Deodorantlar antibakteriyel bazı maddeler ve alkol içerirler. Bu sayede de bakteri üremesini denetim altına alarak, ter kokusunun oluşmasını önlerler. Terin ayrışması için bakteriler belirli enzimlere gerek duyar. Bu nedenle bazı deodorantlar bahsedilen bu tür enzimlerden içerir. Diğer yandan ise daha çok parfüm yağları içerdiklerinden dolayı da güzel koku yayarlar. Örneğin Fa dedodorantları hijyenik tazelik sunarlar ve bu sayede de bakteri artışını durdururlar. Bu sayede deri hem korunmuş hem de bakım görmüş olur. <br />
<br />
Deodorant kullanırken dikkkat etmeniz gereken en önemli nokta deodorantı temiz ve kuru koltuk altına uygulamanızdır. Terli bir koltuk altına deodorantı sıkmak, oluşmuş ter kokusu ile deodorantın karışımından oluşan daha ağır ve kötü bir kokuya neden olur. Ayrıca giysinin üzerine sıkmak da kokuyu engellemez. Bu arada sprey deodorantları, koltuk altına 15 cm&#8217;lik mesafeden kutuyu dik tutarak püskürtmeniz gerektiğini de sakın unutmayın. <br />
<br />
ANTİ-PERSPİRANTLAR <br />
Antiperspirantlar, terlemeyi deodorantlara oranla daha fazla önlerler. Ter oranını ayarlayıp, çok fazla ter üretilmesine engel olurlar. Ter üretimini aliminyum tuzları sayesinde engelleyip, ter bezlerini sıkıştırırlar. İçerdikleri alüminyum kloride ve benzeri aktif maddeler ile vücuttaki terlemeyi engeller, nemi azaltır ve kokuları sayesinde de tazelik verirler. İçindeki maddelere göre etki süresi ve gücü değişim gösterir. <br />
<br />
Ancak antiperspirant ürünler daha çok pudralı formül içerdikleri için, genellikle koltuk altına uygulanmalıdır. Kıyafet üzerine sıkılan antiperspirant ürünlerin hiçbir etkisi yoktur. Koltuk altına sürülen antiperspirant ürün, ter bakterilerinin pudra tabakası dışına çıkmasını engeller ve böylece bakteriler kuruyup gider. Alkol içermediklerinden dolayı vücut için son derece hafiftirler. Ayrıca ferahlatıcı bir etki sağlarlar.<br />
<br />
KAYNAK...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Terden kaçış mümkün değil. Ama en aza indirmek elimizde. Sıcak havalarda bu dertten nasıl kurtulabiliriz?<br />
Her ne kadar hoş bir durum olmasa da terleme tüm sağlıklı insanlarda olması gereken vücudun su, tuz ve ısı dengesini sağlayan fizyolojik bir olay. Ancak yine de bunu önlemenin çaresi yok değil. <br />
<br />
Sıcakları fazlasıyla hissettiğimiz şu günlerde, hepimizin en büyük kabusu onca deodoranta ve parfüme rağmen terlemek ve bunla beraber yaşadığımız koku problemi. <br />
<br />
TERLEME NEDİR? <br />
<br />
Terleme tümüyle istemimiz dışında gelişen, metabolizmamızın doğal bir fonksiyonudur. Üstelik vücudumuz için iki önemli işlevi vardır; cildi nemlendirip, vücut ısısını sabitler ve vücudun boşaltım sistemine katkıda bulunur. <br />
<br />
Ter aslında salgılandığında renksiz ve kokusuzdur. Fakat, bakteriler koltukaltı gibi sıcak ve nemli ortamlarda hızla çoğalarak bu salgının kötü kokmasına neden olur. <br />
<br />
NEDEN TERLİYORUZ? <br />
<br />
Genellikle ortam sıcaklığının yükseldiği, dans, spor gibi fiziksel aktiviteler sırasında terleriz. Bu şekilde vücut ısımızı sabit tutmuş oluruz. Zatenin bunun için vücuda yayılmış en az 2 milyon ter bezi görev yapmaktadır. Fiziksel aktiviteler dışında da heyecan, korku, utanma ve sıkılma gibi pek çok olay, fizyolojik bir neden olmadığı halde bizi terletir. <br />
<br />
Vücut ısısı dış sıcaklıklar veya gerilim yüzünden artış gösterdiğinde kan dolaşımı hızlanır. Böylece, ter bezlerinin aktif hale geldiği vücudun üst kısmına doğru bir sıcaklık akımı başlar. Deri üzerinde oluşan ter bu durumda hemen buharlaşıp, deriyi soğutur. Bu sayede insan bir gün içinde kendini fazla yormadan iki litreye kadar su kaybeder. Terlemenin ikinci önemli fonksiyonu ise vücuttaki zehirli maddelerin dışarı atılmasıdır. Bu nedenle saunalara sık sık gidilmesi önerilir. <br />
<br />
Aynı koşullarda terleme oranı kişiden kişiye göre de değişebilir. Ortalama olarak bir insan günde 0.5 ile 1 litre arası terler. <br />
<br />
TERLEMEYE KARŞI NE YAPABİLİRİZ? <br />
<br />
Ter kokusu için çok çeşitli çözümler var. En önemlisi temiz olmak. Bunun yanısıra da terlemenin yarattığı rahatsızlığı bir takım önlemler alarak en aza indirebilirsiniz; <br />
<br />
Rahat ve hava alan kıyafetler giyin. Özellikle pamuklu kıyafetleri tercih edin. <br />
Vücut temizliğine özen gösterin. Özellikle koltuk altında oluşan istenmeyen tüyleri alarak kötü kokuyu büyük ölçüde önleyebilirsiniz. <br />
Kahve, alkol ve yakıcı gıdalardan uzak durun. <br />
<br />
NE KULLANMALIYIZ? <br />
<br />
Ter kokusunu azaltmanın iki yolu var; Deodorant ve antiperspirantlarla gün boyu hoş kokmak çok zor değil. Ancak deodorant ve antiperspirant birbirinden ayrı şeylerdir. Bu iki ürün en çok terlemeye karşı verdikleri savaş konusunda birbirlerinden ayrılırlar; <br />
<br />
DEODORANTLAR <br />
<br />
Deodorantlar antibakteriyel bazı maddeler ve alkol içerirler. Bu sayede de bakteri üremesini denetim altına alarak, ter kokusunun oluşmasını önlerler. Terin ayrışması için bakteriler belirli enzimlere gerek duyar. Bu nedenle bazı deodorantlar bahsedilen bu tür enzimlerden içerir. Diğer yandan ise daha çok parfüm yağları içerdiklerinden dolayı da güzel koku yayarlar. Örneğin Fa dedodorantları hijyenik tazelik sunarlar ve bu sayede de bakteri artışını durdururlar. Bu sayede deri hem korunmuş hem de bakım görmüş olur. <br />
<br />
Deodorant kullanırken dikkkat etmeniz gereken en önemli nokta deodorantı temiz ve kuru koltuk altına uygulamanızdır. Terli bir koltuk altına deodorantı sıkmak, oluşmuş ter kokusu ile deodorantın karışımından oluşan daha ağır ve kötü bir kokuya neden olur. Ayrıca giysinin üzerine sıkmak da kokuyu engellemez. Bu arada sprey deodorantları, koltuk altına 15 cm&#8217;lik mesafeden kutuyu dik tutarak püskürtmeniz gerektiğini de sakın unutmayın. <br />
<br />
ANTİ-PERSPİRANTLAR <br />
Antiperspirantlar, terlemeyi deodorantlara oranla daha fazla önlerler. Ter oranını ayarlayıp, çok fazla ter üretilmesine engel olurlar. Ter üretimini aliminyum tuzları sayesinde engelleyip, ter bezlerini sıkıştırırlar. İçerdikleri alüminyum kloride ve benzeri aktif maddeler ile vücuttaki terlemeyi engeller, nemi azaltır ve kokuları sayesinde de tazelik verirler. İçindeki maddelere göre etki süresi ve gücü değişim gösterir. <br />
<br />
Ancak antiperspirant ürünler daha çok pudralı formül içerdikleri için, genellikle koltuk altına uygulanmalıdır. Kıyafet üzerine sıkılan antiperspirant ürünlerin hiçbir etkisi yoktur. Koltuk altına sürülen antiperspirant ürün, ter bakterilerinin pudra tabakası dışına çıkmasını engeller ve böylece bakteriler kuruyup gider. Alkol içermediklerinden dolayı vücut için son derece hafiftirler. Ayrıca ferahlatıcı bir etki sağlarlar.<br />
<br />
KAYNAK...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hasan Doğan Vefat Etti]]></title>
			<link>http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74428</link>
			<pubDate>Sat, 05 Jul 2008 19:46:42 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74428</guid>
			<description><![CDATA[Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Doğan tatilini geçirdiği Bodrum'da kalp krizi geçirdi. Hastaneye kaldırılan Doğan yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. <br />
<br />
<br />
Hasan Doğan kimdir?<br />
Futbol Federasyonu'nun 14-15 Şubat tarihlerinde gerçekleştirilecek genel kurulunda başkan adayı olan Hasan Doğan, 1956 yılında Kastamonu'nun Abana ilçesinde doğdu.<br />
<br />
İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul'da yapan Doğan, 1979 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümünü bitirdikten sonra 1979-1980'de İngiltere'de lisan eğitimi aldı. 1981-1988 arası Koç Holding bünyesindeki Beldesan firmasında pazarlama koordinatörü olarak görev alan Doğan, 1988 yılında kurucusu olduğu Ramsey'in genel müdürlüğü görevini üstlendi.<br />
<br />
Aysel Doğan ile evli olan ve Zeynep ile Selim adlı iki çocuğu bulunan Hasan Doğan, halen Ramsey Giy. San. Tic. A.Ş yönetim kurulu üyeliği, Gürmen Giy. San. Tic. A.Ş yönetim kurulu üyeliği, Kip-Teks Konf. İmalat Paz. San. Tic. A.Ş yönetim kurulu başkanlığı, Star Medya Yayıncılık yönetim kurulu üyeliği görevlerini yürütüyor.<br />
<br />
Doğan, Levent Bıçakcı'nın Futbol Federasyonu başkanı olduğu dönemde federasyonda başkan vekili olarak görev almıştı. Hasan Doğan'ın bu görevleri dışında, İstanbul Sanayi Odası Meclisi, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği sanayi konseyi, Boks Federasyonu yönetim kurulu üyelikleri bulunuyor. Futbol Federasyonu Başkan adayı Doğan, bunun yanında Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi üyeliği ile Beşiktaş Kulübü kongre üyesi olarak sporun içinde yer alıyor<br />
<br />
KAYNAK]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Doğan tatilini geçirdiği Bodrum'da kalp krizi geçirdi. Hastaneye kaldırılan Doğan yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. <br />
<br />
<br />
Hasan Doğan kimdir?<br />
Futbol Federasyonu'nun 14-15 Şubat tarihlerinde gerçekleştirilecek genel kurulunda başkan adayı olan Hasan Doğan, 1956 yılında Kastamonu'nun Abana ilçesinde doğdu.<br />
<br />
İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul'da yapan Doğan, 1979 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümünü bitirdikten sonra 1979-1980'de İngiltere'de lisan eğitimi aldı. 1981-1988 arası Koç Holding bünyesindeki Beldesan firmasında pazarlama koordinatörü olarak görev alan Doğan, 1988 yılında kurucusu olduğu Ramsey'in genel müdürlüğü görevini üstlendi.<br />
<br />
Aysel Doğan ile evli olan ve Zeynep ile Selim adlı iki çocuğu bulunan Hasan Doğan, halen Ramsey Giy. San. Tic. A.Ş yönetim kurulu üyeliği, Gürmen Giy. San. Tic. A.Ş yönetim kurulu üyeliği, Kip-Teks Konf. İmalat Paz. San. Tic. A.Ş yönetim kurulu başkanlığı, Star Medya Yayıncılık yönetim kurulu üyeliği görevlerini yürütüyor.<br />
<br />
Doğan, Levent Bıçakcı'nın Futbol Federasyonu başkanı olduğu dönemde federasyonda başkan vekili olarak görev almıştı. Hasan Doğan'ın bu görevleri dışında, İstanbul Sanayi Odası Meclisi, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği sanayi konseyi, Boks Federasyonu yönetim kurulu üyelikleri bulunuyor. Futbol Federasyonu Başkan adayı Doğan, bunun yanında Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi üyeliği ile Beşiktaş Kulübü kongre üyesi olarak sporun içinde yer alıyor<br />
<br />
KAYNAK]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çiftçiye Kötü Haber]]></title>
			<link>http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74427</link>
			<pubDate>Sat, 05 Jul 2008 19:31:53 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74427</guid>
			<description><![CDATA[Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, Samsun Milletvekili Osman Çakır'ın soru önergesini cevaplandırdı. Açıklama, Türk çiftçisini üzecek nitelikte EKER, 'Tahsil edilemeyen vadesi geçen alacaklara ilişkin olarak yeni bir yapılandırma düşünülmemektedir" dedi.Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından çiftçilere kullandırılan kredilerin vadelerinde ödenmemesi halinde 2 aylık idari takip süresi tanındığını belirten Eker, bu sürede de borçların ödenmemesi halinde yasal yollarla alacakların tahsil edileceğini kaydetti.<br />
<br />
Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, tahsil edilemeyen ve vadesi geçen çiftçi borçlarına yönelik olarak yeni bir yapılanma düşünülmediğini bildirdi.<br />
<br />
Eker, MHP Samsun Milletvekili Osman Çakır'ın, zamanında ödenemeyen çiftçi borçlarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin soru önergesini cevaplandırdı.<br />
<br />
HACİZLER KAPIDA <br />
<br />
Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından çiftçilere kullandırılan kredilerin vadelerinde ödenmemesi halinde 2 aylık idari takip süresi tanındığını belirten Eker, bu sürede de borçların ödenmemesi halinde yasal yollarla alacakların tahsil edildiğini kaydetti. <br />
<br />
Vadesi geçen borcu bulunan çiftçilerin müracaatları halinde borçların yüzde 20'sini peşin ödemek şartıyla 12 aya kadar taksitle ödeme imkanı uygulaması bulunduğunu bildiren Eker, borçlarını peşin ödeyenlere temerrüt faizi tutarından yüzde 20 indirim yapıldığını anımsattı.<br />
<br />
Bu uygulamaların sürekli yapıldığını kaydeden Eker, ödeme kolaylıklarına rağmen tahsil edilemeyen vadesi geçen alacaklara ilişkin olarak yeni bir yapılandırma düşünülmediğini ifade etti.<br />
<br />
KAYNAK<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, Samsun Milletvekili Osman Çakır'ın soru önergesini cevaplandırdı. Açıklama, Türk çiftçisini üzecek nitelikte EKER, 'Tahsil edilemeyen vadesi geçen alacaklara ilişkin olarak yeni bir yapılandırma düşünülmemektedir" dedi.Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından çiftçilere kullandırılan kredilerin vadelerinde ödenmemesi halinde 2 aylık idari takip süresi tanındığını belirten Eker, bu sürede de borçların ödenmemesi halinde yasal yollarla alacakların tahsil edileceğini kaydetti.<br />
<br />
Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, tahsil edilemeyen ve vadesi geçen çiftçi borçlarına yönelik olarak yeni bir yapılanma düşünülmediğini bildirdi.<br />
<br />
Eker, MHP Samsun Milletvekili Osman Çakır'ın, zamanında ödenemeyen çiftçi borçlarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin soru önergesini cevaplandırdı.<br />
<br />
HACİZLER KAPIDA <br />
<br />
Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından çiftçilere kullandırılan kredilerin vadelerinde ödenmemesi halinde 2 aylık idari takip süresi tanındığını belirten Eker, bu sürede de borçların ödenmemesi halinde yasal yollarla alacakların tahsil edildiğini kaydetti. <br />
<br />
Vadesi geçen borcu bulunan çiftçilerin müracaatları halinde borçların yüzde 20'sini peşin ödemek şartıyla 12 aya kadar taksitle ödeme imkanı uygulaması bulunduğunu bildiren Eker, borçlarını peşin ödeyenlere temerrüt faizi tutarından yüzde 20 indirim yapıldığını anımsattı.<br />
<br />
Bu uygulamaların sürekli yapıldığını kaydeden Eker, ödeme kolaylıklarına rağmen tahsil edilemeyen vadesi geçen alacaklara ilişkin olarak yeni bir yapılandırma düşünülmediğini ifade etti.<br />
<br />
KAYNAK<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Asya Kupası Kuraları Çekildi]]></title>
			<link>http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74426</link>
			<pubDate>Sat, 05 Jul 2008 19:28:16 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74426</guid>
			<description><![CDATA[2011'de yapılacak Asya Kupası grup elemeleri kuraları Katar'ın başkenti Doha'da çekildi. Kura çekiminde ülkelerin gruplara göre dağılımı şöyle gerçekleşti.    <br />
Kıtanın en güçlü ekiplerinin iştirak ettiği ve Asya Kupası final elemeleri vizesi alacak 10 ülkenin belirleneceği grup maçları kurası çekimine 20 ülke iştirak etti. Kurada, ülkeler dörderli beş gruba ayrıldı.  <br />
 <br />
Kura çekiminde ülkelerin gruplara göre dağılımı şöyle gerçekleşti. <br />
<br />
A Grubu: Japonya, Bahreyn,Hong Kong, Yaman <br />
<br />
B Grubu: Avustralya, Endonezya, Umman, Kuveyt <br />
<br />
C Grubu: Özbekistan, Birleşik Arap Emirliği, Malezya, Hindistan <br />
<br />
D Grubu: Vietnam, Çin, Suriye, Lübnan <br />
<br />
E Grubu: İran, Tayland, Ürdün, Singapur <br />
<br />
Bundan önce 2007'de oynanan Asya Kupası mücadelesinde ilk dört sırada yer alan Irak, Suudi Arabistan, Güney Kore ve Katar ise "2011 Asya Kupası" final elemelerine kalacak 16 takım arasında direk yer alacak. <br />
<br />
Tacikistan, Afganistan, Kuzey Kore, Kırgızistan, Bangladeş ve Türkmenistan gibi futbolu zayıf diğer kıta ülkeleri ise kendi aralarında ön maçlar yapacak. Bu kategoride yapılan mücadelelerde başarılı iki ülke, kupa yarışında son 16'ya kalan ülkeler arasında yer alacak. <br />
<br />
2011 Asya Kupası elemeleri ilk grup maçları 14 Ocak 2009'da oynanacak. C Grubu'nda yer alan Özbekistan ilk maçında Hindistan'ı ağırlayacak. İkinci maçında ise Birleşik Arap Emirliği (BAE) deplasmanına gidecek. <br />
<br />
Bundan önce, 2007'de oynanan Asya Kupası'nı, Irak kazanmıştı. <br />
<br />
KAYNAK<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[2011'de yapılacak Asya Kupası grup elemeleri kuraları Katar'ın başkenti Doha'da çekildi. Kura çekiminde ülkelerin gruplara göre dağılımı şöyle gerçekleşti.    <br />
Kıtanın en güçlü ekiplerinin iştirak ettiği ve Asya Kupası final elemeleri vizesi alacak 10 ülkenin belirleneceği grup maçları kurası çekimine 20 ülke iştirak etti. Kurada, ülkeler dörderli beş gruba ayrıldı.  <br />
 <br />
Kura çekiminde ülkelerin gruplara göre dağılımı şöyle gerçekleşti. <br />
<br />
A Grubu: Japonya, Bahreyn,Hong Kong, Yaman <br />
<br />
B Grubu: Avustralya, Endonezya, Umman, Kuveyt <br />
<br />
C Grubu: Özbekistan, Birleşik Arap Emirliği, Malezya, Hindistan <br />
<br />
D Grubu: Vietnam, Çin, Suriye, Lübnan <br />
<br />
E Grubu: İran, Tayland, Ürdün, Singapur <br />
<br />
Bundan önce 2007'de oynanan Asya Kupası mücadelesinde ilk dört sırada yer alan Irak, Suudi Arabistan, Güney Kore ve Katar ise "2011 Asya Kupası" final elemelerine kalacak 16 takım arasında direk yer alacak. <br />
<br />
Tacikistan, Afganistan, Kuzey Kore, Kırgızistan, Bangladeş ve Türkmenistan gibi futbolu zayıf diğer kıta ülkeleri ise kendi aralarında ön maçlar yapacak. Bu kategoride yapılan mücadelelerde başarılı iki ülke, kupa yarışında son 16'ya kalan ülkeler arasında yer alacak. <br />
<br />
2011 Asya Kupası elemeleri ilk grup maçları 14 Ocak 2009'da oynanacak. C Grubu'nda yer alan Özbekistan ilk maçında Hindistan'ı ağırlayacak. İkinci maçında ise Birleşik Arap Emirliği (BAE) deplasmanına gidecek. <br />
<br />
Bundan önce, 2007'de oynanan Asya Kupası'nı, Irak kazanmıştı. <br />
<br />
KAYNAK<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[25 Yıldır İnşa Halindeki Köprü Bitti]]></title>
			<link>http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74425</link>
			<pubDate>Sat, 05 Jul 2008 19:24:45 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74425</guid>
			<description><![CDATA[Malatya'nın Arapgir ilçesi Koru köyünde yapımı için 25 yıldır uğraşılan köprü sonunda tamamlanarak hizmete açıldı.    <br />
Kozluk Çayı üzerinde bulunan köprünün açılışına Vali Halil İbrahim Daşöz, Arapgir Kaymakamı Engin Aksakal, İl Genel Meclis Başkanı Abdurrahman Atay, Arapgir Belediye Başkanı Halit Konukçu, AK Parti İl Başkanı Ahmet Çakır, İl Genel Meclis üyeleri, köy muhtarları ile kalabalık bir topluluk katıldı.<br />
<br />
Vali Halil İbharim Daşöz, Hekimhan ilçesinde geçtiğimiz günlerde KÖYDES projesi kapsamında birçok açılış yapıldığını ifade ederek, "Bu proje KÖYDES kapsamında değil ama alt yapısı bu proje kapsamında yapıldı. Bu köprü AB'ye girmiş gibi oldu. AB aslında ülkemizin 19. yüzyılın ortalarından itibaren başlattığı batıya yönelme hareketenin de bir devamı olarak görülmelidir. Ülkemiz aday ülke konumundadır. Millet olarak devlet olarak hükümetler olarak güçlü bir üye olarak AB'ye grmek istiyoruz. Bu köprüün yapımında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum." dedi.<br />
<br />
Köprünün yapım mücadelesine 25 yıl önce başlanıldığı, ancak 2 yıl önce AB'den sağlanan 520 bin Avro hibe fonuyla yapımına başlanabildiği belirtildi. Köprü, Malatya İl Özel İdaresi Genel Sekreterliği'nin verdiği destekle bitirilerek hizmete girdi.<br />
<br />
Konuşmalardan sonra, köprünün açılışı toplu halde yapıldı. Vali Daşöz, kurdeleyi köy kadınları ile çocuklara kestirdi.<br />
<br />
KAYNAK]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Malatya'nın Arapgir ilçesi Koru köyünde yapımı için 25 yıldır uğraşılan köprü sonunda tamamlanarak hizmete açıldı.    <br />
Kozluk Çayı üzerinde bulunan köprünün açılışına Vali Halil İbrahim Daşöz, Arapgir Kaymakamı Engin Aksakal, İl Genel Meclis Başkanı Abdurrahman Atay, Arapgir Belediye Başkanı Halit Konukçu, AK Parti İl Başkanı Ahmet Çakır, İl Genel Meclis üyeleri, köy muhtarları ile kalabalık bir topluluk katıldı.<br />
<br />
Vali Halil İbharim Daşöz, Hekimhan ilçesinde geçtiğimiz günlerde KÖYDES projesi kapsamında birçok açılış yapıldığını ifade ederek, "Bu proje KÖYDES kapsamında değil ama alt yapısı bu proje kapsamında yapıldı. Bu köprü AB'ye girmiş gibi oldu. AB aslında ülkemizin 19. yüzyılın ortalarından itibaren başlattığı batıya yönelme hareketenin de bir devamı olarak görülmelidir. Ülkemiz aday ülke konumundadır. Millet olarak devlet olarak hükümetler olarak güçlü bir üye olarak AB'ye grmek istiyoruz. Bu köprüün yapımında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum." dedi.<br />
<br />
Köprünün yapım mücadelesine 25 yıl önce başlanıldığı, ancak 2 yıl önce AB'den sağlanan 520 bin Avro hibe fonuyla yapımına başlanabildiği belirtildi. Köprü, Malatya İl Özel İdaresi Genel Sekreterliği'nin verdiği destekle bitirilerek hizmete girdi.<br />
<br />
Konuşmalardan sonra, köprünün açılışı toplu halde yapıldı. Vali Daşöz, kurdeleyi köy kadınları ile çocuklara kestirdi.<br />
<br />
KAYNAK]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Başlıksız Ve Yorumsuz]]></title>
			<link>http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74424</link>
			<pubDate>Sat, 05 Jul 2008 19:13:23 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74424</guid>
			<description><![CDATA[AKP hükümet olana kadar 3-5 bin üyesi olan Eğitim Bir- Sen isimli bir sendika var. Kerameti kendinden meçhul, tehdit ve çeşitli vaatlerle hormonlu büyüyen bir kuruluş. Sanki eğitim sendikası değil de AKP hükümetinin sözcüsü gibi var gücüyle çalışan zümre. Adı geçen sendikanın bir üyesinin, internet sitesinde "Ne mutlu bana ki, Elhamdülillah Eğitim Bir-Sen'liyim" diyecek kadar akıllara zarar cümlesinin, nasıl bir topluluk olduklarının en güzel örneğini teşkil etmektedir. Mümin, Müslüman olduğu için Yüce Allah'a "hamd" eder. Ama bunlar herhalde Eğitim Bir-Sen'e üye olmayı da İslam'ın gereği zannediyorlar.<br />
<br />
Adı geçen sendika hakkında yazmayı kesinlikle düşünmüyor, kendime zaman kaybı olarak addediyordum. Ancak, her fırsatta, saldırganlık yapmaları nedeniyle kendimi tutamadım. Çünkü bu arkadaşlar hiçbir çözümleme yapamadıkları gibi, kelime kargaşasıyla sorun üretme ustası olmuşlar. Kendi münafıklarını yaratan bu dar kafalı zihniyet, kendilerinden başkalarının bu ülkeye uzaydan geldiğini sanarak, "benim adamım" mantığıyla eğitimi ve ülkeyi uçurumun eşiğine getirdiğinin farkında değil. <br />
<br />
Çok değil daha on yıl öncesine kadar üniversitelerde türban diye bir sorun yoktu. Türbanı sorun haline getiren bu zihniyettir. Açık lise ve açık ilköğretim okulu sınavlarında yaşanan kargaşa bile bu konuyu özetlemekte yeterlidir. Geçen yıl Milli Eğitim Bakanlığı, idari mahkemenin sınavlara başı açık girilmesi yönündeki kararını bildirdi. Ancak İstanbul'daki sınavlarda başını açmak istemeyenler nedeniyle bazı okullarda problemler yaşandı. Milli Eğitim müdürlüğü mahkeme kararına rağmen, başı açık olmayanları sınava alın ama tutanak tutun diye sözlü talimat verdi. Okul yöneticilerinin bir bölümü, sorumsuz, "tetikçi" medya tarafından başörtüsü düşmanı olarak lanse edilip, isimleri, hatta görev yaptıkları okullar belirtilerek hedef gösterildiler. Allah korusun Danıştay Baskını geliyor insanın aklına. <br />
<br />
Diğer taraftan, AKP hükümete gelene kadar her gün türban eylemi yapılırdı. Ne hikmetse durum yine aynı olmasına rağmen türban eylemlerine rastlamıyoruz. Ne değişti ki türban eylemleri hemencecik bıçak gibi kesiliverdi? Bilen var mı bunun esvabı mucizesini?<br />
<br />
AKP'nin kapatılma davası iddianamesinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının, Eğitim Bir-Sen'i "Cumhuriyet devrimlerine karşı eylemleriyle bilinen" diye adlandırması sonucu hırçınlaştılar. Ne yani Talim Terbiye Kurulu'na atanan 30 kişinin de Eğitim Bir-Sen üyesi olması bir tesadüf mü? Bu, adam kayırmacılık, toplumu biz ve ötekiler diye ayıklamanın en net örneğidir. 22 temmuz seçimleri kimsenin gözlerini kamaştırmasın. Yüzde 47 bu ülkenin efendisi, yüzde 53 de "Kunta Kinte" değildir. Her fırsatta Türkiye'nin yüzde 99'unun "Müslüman" olduğunu hatırlatanlar bilmelidir ki, bu ülkede Müslümanların yüzde 52' si tarafından rağbet görmüyorlar.<br />
<br />
Eğitim sendikası olduklarını unutanlara soruyorum: Milli Eğitim 16 bin 488 vekil müdürlerle yönetiliyor farkında mısınız? Gözünüzü karartan bu hırs neticesinde eğitimi nasıl bir garabet soktuğunuzun, "vekil terörizmi" yarattığınızın farkında mısınız? Vekaletlerin yüzde kaçının Eğitim Bir-Sen üyesi olduğunu açıklama cesaretiniz var mı? Nitelikleri uygun olduğu halde sırf Eğitim Bir-Sen üyesi olmadığı için atanamayanların hakkı ""kul hakkı"na giriyor mu sizce? Bunun hesabını vermek de çok zor olur a dostlar! <br />
<br />
Allah nur içinde yatırsın, devletimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün devrimleriyle "travma"ya girenler, öyle bir panik havasındalar ki, tetikçi medya ile birlikte yeni bir travmanın eşiğinde sağa sola yalpalıyorlar. Önce ABileri geldi, bay Rehn ve Barosso : "AKP kapatılırsa millet iradesi ipotek altına girer" dediler. Birkaç gün önce, ABD dışişleri, AKP'nin kapatılmasının ABD'nin ulusal çıkarlarına aykırı olduğunu beyan etti. Şimdi soruyorum ey halkım: Hükümet acaba AB ve ABD'nin çıkarlarına uygun hareket mi ediyor ki, daha önce kapatılan onlarca parti için gıkını çıkarmayanlar, şimdi kendilerini yerlere atıp, dövünüyor, sağ elinin işaret parmağını sallıyor? <br />
<br />
DTP'nin kapatılmasının, bölücülük yapmaları nedeniyle doğal olduğunu savunan zihniyet şimdi niye bas bas bağırınıyor? DTP'ye oy verenler de bu milletin parçası değil mi? Yani milletin %8'i bir partiye teveccüh gösterirse bu Milli İrade sayılmıyor mu? <br />
<br />
Parti kapatmanın, ülkeyi siyasi ve ekonomik anlamda geriye götüreceğini, halkı yeniden kronik bir fakirleşmeye götüreceğini söylüyorlar. 28 şubat sürecinde Refah Partisi'nin kapatıldığı dönem neredeydi bu cesur (!) insanlar? Acaba koltuk ve makam ihtirasından körleşenler yeni parti kurulur, biz de yerimizi alırız düşüncesinde miydi? Bu kardeşler başlarını kuma sokarken, Türkiye Kamu-Sen'in tamamı "Kesintisiz Demokrasi" eylemi yapıyorlardı. Ama maalesef, günümüz demokrasi havarileri, "adalete" bir gün herkesin ihtiyacı olacağını unuttular. Daha doğrusu "İlahi Adaleti" unuttular.....<br />
<br />
NOT: <br />
<br />
Değerli okurlarım, konuya burada virgül koyarak yarım bırakmak istiyorum. Bir sonraki yazımda konunu devamını sizlerle paylaşacağım. Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.<br />
<br />
Akın YURDAGÜLEN]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[AKP hükümet olana kadar 3-5 bin üyesi olan Eğitim Bir- Sen isimli bir sendika var. Kerameti kendinden meçhul, tehdit ve çeşitli vaatlerle hormonlu büyüyen bir kuruluş. Sanki eğitim sendikası değil de AKP hükümetinin sözcüsü gibi var gücüyle çalışan zümre. Adı geçen sendikanın bir üyesinin, internet sitesinde "Ne mutlu bana ki, Elhamdülillah Eğitim Bir-Sen'liyim" diyecek kadar akıllara zarar cümlesinin, nasıl bir topluluk olduklarının en güzel örneğini teşkil etmektedir. Mümin, Müslüman olduğu için Yüce Allah'a "hamd" eder. Ama bunlar herhalde Eğitim Bir-Sen'e üye olmayı da İslam'ın gereği zannediyorlar.<br />
<br />
Adı geçen sendika hakkında yazmayı kesinlikle düşünmüyor, kendime zaman kaybı olarak addediyordum. Ancak, her fırsatta, saldırganlık yapmaları nedeniyle kendimi tutamadım. Çünkü bu arkadaşlar hiçbir çözümleme yapamadıkları gibi, kelime kargaşasıyla sorun üretme ustası olmuşlar. Kendi münafıklarını yaratan bu dar kafalı zihniyet, kendilerinden başkalarının bu ülkeye uzaydan geldiğini sanarak, "benim adamım" mantığıyla eğitimi ve ülkeyi uçurumun eşiğine getirdiğinin farkında değil. <br />
<br />
Çok değil daha on yıl öncesine kadar üniversitelerde türban diye bir sorun yoktu. Türbanı sorun haline getiren bu zihniyettir. Açık lise ve açık ilköğretim okulu sınavlarında yaşanan kargaşa bile bu konuyu özetlemekte yeterlidir. Geçen yıl Milli Eğitim Bakanlığı, idari mahkemenin sınavlara başı açık girilmesi yönündeki kararını bildirdi. Ancak İstanbul'daki sınavlarda başını açmak istemeyenler nedeniyle bazı okullarda problemler yaşandı. Milli Eğitim müdürlüğü mahkeme kararına rağmen, başı açık olmayanları sınava alın ama tutanak tutun diye sözlü talimat verdi. Okul yöneticilerinin bir bölümü, sorumsuz, "tetikçi" medya tarafından başörtüsü düşmanı olarak lanse edilip, isimleri, hatta görev yaptıkları okullar belirtilerek hedef gösterildiler. Allah korusun Danıştay Baskını geliyor insanın aklına. <br />
<br />
Diğer taraftan, AKP hükümete gelene kadar her gün türban eylemi yapılırdı. Ne hikmetse durum yine aynı olmasına rağmen türban eylemlerine rastlamıyoruz. Ne değişti ki türban eylemleri hemencecik bıçak gibi kesiliverdi? Bilen var mı bunun esvabı mucizesini?<br />
<br />
AKP'nin kapatılma davası iddianamesinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının, Eğitim Bir-Sen'i "Cumhuriyet devrimlerine karşı eylemleriyle bilinen" diye adlandırması sonucu hırçınlaştılar. Ne yani Talim Terbiye Kurulu'na atanan 30 kişinin de Eğitim Bir-Sen üyesi olması bir tesadüf mü? Bu, adam kayırmacılık, toplumu biz ve ötekiler diye ayıklamanın en net örneğidir. 22 temmuz seçimleri kimsenin gözlerini kamaştırmasın. Yüzde 47 bu ülkenin efendisi, yüzde 53 de "Kunta Kinte" değildir. Her fırsatta Türkiye'nin yüzde 99'unun "Müslüman" olduğunu hatırlatanlar bilmelidir ki, bu ülkede Müslümanların yüzde 52' si tarafından rağbet görmüyorlar.<br />
<br />
Eğitim sendikası olduklarını unutanlara soruyorum: Milli Eğitim 16 bin 488 vekil müdürlerle yönetiliyor farkında mısınız? Gözünüzü karartan bu hırs neticesinde eğitimi nasıl bir garabet soktuğunuzun, "vekil terörizmi" yarattığınızın farkında mısınız? Vekaletlerin yüzde kaçının Eğitim Bir-Sen üyesi olduğunu açıklama cesaretiniz var mı? Nitelikleri uygun olduğu halde sırf Eğitim Bir-Sen üyesi olmadığı için atanamayanların hakkı ""kul hakkı"na giriyor mu sizce? Bunun hesabını vermek de çok zor olur a dostlar! <br />
<br />
Allah nur içinde yatırsın, devletimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün devrimleriyle "travma"ya girenler, öyle bir panik havasındalar ki, tetikçi medya ile birlikte yeni bir travmanın eşiğinde sağa sola yalpalıyorlar. Önce ABileri geldi, bay Rehn ve Barosso : "AKP kapatılırsa millet iradesi ipotek altına girer" dediler. Birkaç gün önce, ABD dışişleri, AKP'nin kapatılmasının ABD'nin ulusal çıkarlarına aykırı olduğunu beyan etti. Şimdi soruyorum ey halkım: Hükümet acaba AB ve ABD'nin çıkarlarına uygun hareket mi ediyor ki, daha önce kapatılan onlarca parti için gıkını çıkarmayanlar, şimdi kendilerini yerlere atıp, dövünüyor, sağ elinin işaret parmağını sallıyor? <br />
<br />
DTP'nin kapatılmasının, bölücülük yapmaları nedeniyle doğal olduğunu savunan zihniyet şimdi niye bas bas bağırınıyor? DTP'ye oy verenler de bu milletin parçası değil mi? Yani milletin %8'i bir partiye teveccüh gösterirse bu Milli İrade sayılmıyor mu? <br />
<br />
Parti kapatmanın, ülkeyi siyasi ve ekonomik anlamda geriye götüreceğini, halkı yeniden kronik bir fakirleşmeye götüreceğini söylüyorlar. 28 şubat sürecinde Refah Partisi'nin kapatıldığı dönem neredeydi bu cesur (!) insanlar? Acaba koltuk ve makam ihtirasından körleşenler yeni parti kurulur, biz de yerimizi alırız düşüncesinde miydi? Bu kardeşler başlarını kuma sokarken, Türkiye Kamu-Sen'in tamamı "Kesintisiz Demokrasi" eylemi yapıyorlardı. Ama maalesef, günümüz demokrasi havarileri, "adalete" bir gün herkesin ihtiyacı olacağını unuttular. Daha doğrusu "İlahi Adaleti" unuttular.....<br />
<br />
NOT: <br />
<br />
Değerli okurlarım, konuya burada virgül koyarak yarım bırakmak istiyorum. Bir sonraki yazımda konunu devamını sizlerle paylaşacağım. Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.<br />
<br />
Akın YURDAGÜLEN]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ülkesi İçin Ağlıyor]]></title>
			<link>http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74423</link>
			<pubDate>Sat, 05 Jul 2008 19:11:29 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74423</guid>
			<description><![CDATA[Ortam vahim,,,<br />
<br />
<br />
Piyasayı anlatacak en net kelime bence bu.<br />
<br />
Yaklaşık 15 yıldır borsayı takip ediyorum.<br />
<br />
Aynı yıllar içinde para piyasalarını.<br />
<br />
Vatandaşın geçim endeksini.<br />
<br />
Yabancıların hisse senetlerine giriş çıkışını.<br />
<br />
Doları, hazine kağıtlarını.<br />
<br />
Takip ettim.<br />
<br />
Bir şeyi net olarak söylemem gerek.<br />
<br />
Türkiye Cumhuriyetinin şu an ki hali.<br />
<br />
Ne birinci Irak savaşında.<br />
<br />
Ne ikinci Irak işgalinde.<br />
<br />
Ne de son deprem faciasında.<br />
<br />
Bu kadar içler acısı değildi.<br />
<br />
Yabancı aldığı hisse senedini satmaya çalışıyor.<br />
<br />
Fiyat önemli değil.<br />
<br />
Dışardan gelen ordino net.<br />
<br />
Sat&#8230;<br />
<br />
Bulduğun fiyata sat.<br />
<br />
Çünkü bir şeyi net olarak biliyorlar.<br />
<br />
Çoğu Senette hala kardalar.<br />
<br />
Bazıları da net olarak zararda.<br />
<br />
Ama satıyor.<br />
<br />
Küresel krizden korktuğu için satan var.<br />
<br />
Yükselen petrol fiyatlarından korktuğu için satan var.<br />
<br />
Kapatma davasından ürktüğü için satan var.<br />
<br />
Olası bir İran savaşından panik olduğu için satan var.<br />
<br />
Kapatma davasından korktuğu için satan var.<br />
<br />
Darbe ihtimalini düşündüğü için satan var.<br />
<br />
En önemlisi&#8230;<br />
<br />
AKP"nin ekonomik icraatlarını beğenmediği için satan var.<br />
<br />
Ölümüne satıyor.<br />
<br />
Adamın altı ay önceki hisse senedi bazında total rakamı 650 milyar.<br />
<br />
Bu rakam şimdi 130 milyar.<br />
<br />
Yanı servetinin yaklaşık 5"te dördünü kaybetmiş.<br />
<br />
Ama hala satıyor.<br />
<br />
Hisse senedi aldığına.<br />
<br />
Hatta alacağına bin pişman.<br />
<br />
Toni .isminde bir yabancı ile konuştum.<br />
<br />
Ağlamaklı.<br />
<br />
Gele gele buraya mı? Geldim diyor.<br />
<br />
Keşke tercihim Brezilya,Rusya olsaydı diyor.<br />
<br />
İşin kötüsü Türkiye"nin geldiği ahval.<br />
<br />
Artık herkes tetikte.<br />
<br />
Vatandaş gemiyi terk etmek için&#8230;<br />
<br />
Hisse senedinin fiyatına bakmıyor.<br />
<br />
Satıyor.<br />
<br />
Yatırımcı korkunç bir karamsarlık içinde.<br />
<br />
Sanki Osmanlının çöküş süreci.<br />
<br />
Sanki&#8230;<br />
<br />
Türkiye bitmiş.<br />
<br />
Batık bir ülke.<br />
<br />
Bir tek dolarda kıpırtı yok.<br />
<br />
O da küresel dinamiklerle ilişkili.<br />
<br />
ABD"nin halinden kaynaklanıyor.<br />
<br />
Orada düşük.<br />
<br />
Dünyada da.<br />
<br />
Zaten artık belli ülkeler dolardan feragat etti.<br />
<br />
İran gibi.<br />
<br />
Ancak gidiş böyle olursa.<br />
<br />
Onda da kıpırdanma yakın gibi.<br />
<br />
Öze gelirsek.<br />
<br />
Son altı ayda İMKB"de hisse senetleri dibe vurdu.<br />
<br />
Üç örnek vereyim.<br />
<br />
Senet adı Koza davetiye .<br />
<br />
Yatırımcının 23 trilyon parası altı ayda 4 trilyona indi.<br />
<br />
Senet adı Doğan yayın Holding.<br />
<br />
Yatırımcının 650 milyarı. son altı ayda 130 milyara indi.<br />
<br />
Senet adı Doğan Gazete.<br />
<br />
Yatırımcının 650 milyarı son bir yılda 150 milyara indi.<br />
<br />
Varın ortamı siz düşünün.<br />
<br />
Varın bu insanların halini siz hayal edin.<br />
<br />
Ne diyelim&#8230;<br />
<br />
Akşam televizyonları seyreden yabancı ertesi gün satıyor.<br />
<br />
Televizyonları seyreden yerli vatandaş ise uyuyamıyor bile.<br />
<br />
Korkuyor.<br />
<br />
Ve en önemlisi ülkesi için ağlıyor.<br />
<br />
Ali Öncü<br />
  <br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ortam vahim,,,<br />
<br />
<br />
Piyasayı anlatacak en net kelime bence bu.<br />
<br />
Yaklaşık 15 yıldır borsayı takip ediyorum.<br />
<br />
Aynı yıllar içinde para piyasalarını.<br />
<br />
Vatandaşın geçim endeksini.<br />
<br />
Yabancıların hisse senetlerine giriş çıkışını.<br />
<br />
Doları, hazine kağıtlarını.<br />
<br />
Takip ettim.<br />
<br />
Bir şeyi net olarak söylemem gerek.<br />
<br />
Türkiye Cumhuriyetinin şu an ki hali.<br />
<br />
Ne birinci Irak savaşında.<br />
<br />
Ne ikinci Irak işgalinde.<br />
<br />
Ne de son deprem faciasında.<br />
<br />
Bu kadar içler acısı değildi.<br />
<br />
Yabancı aldığı hisse senedini satmaya çalışıyor.<br />
<br />
Fiyat önemli değil.<br />
<br />
Dışardan gelen ordino net.<br />
<br />
Sat&#8230;<br />
<br />
Bulduğun fiyata sat.<br />
<br />
Çünkü bir şeyi net olarak biliyorlar.<br />
<br />
Çoğu Senette hala kardalar.<br />
<br />
Bazıları da net olarak zararda.<br />
<br />
Ama satıyor.<br />
<br />
Küresel krizden korktuğu için satan var.<br />
<br />
Yükselen petrol fiyatlarından korktuğu için satan var.<br />
<br />
Kapatma davasından ürktüğü için satan var.<br />
<br />
Olası bir İran savaşından panik olduğu için satan var.<br />
<br />
Kapatma davasından korktuğu için satan var.<br />
<br />
Darbe ihtimalini düşündüğü için satan var.<br />
<br />
En önemlisi&#8230;<br />
<br />
AKP"nin ekonomik icraatlarını beğenmediği için satan var.<br />
<br />
Ölümüne satıyor.<br />
<br />
Adamın altı ay önceki hisse senedi bazında total rakamı 650 milyar.<br />
<br />
Bu rakam şimdi 130 milyar.<br />
<br />
Yanı servetinin yaklaşık 5"te dördünü kaybetmiş.<br />
<br />
Ama hala satıyor.<br />
<br />
Hisse senedi aldığına.<br />
<br />
Hatta alacağına bin pişman.<br />
<br />
Toni .isminde bir yabancı ile konuştum.<br />
<br />
Ağlamaklı.<br />
<br />
Gele gele buraya mı? Geldim diyor.<br />
<br />
Keşke tercihim Brezilya,Rusya olsaydı diyor.<br />
<br />
İşin kötüsü Türkiye"nin geldiği ahval.<br />
<br />
Artık herkes tetikte.<br />
<br />
Vatandaş gemiyi terk etmek için&#8230;<br />
<br />
Hisse senedinin fiyatına bakmıyor.<br />
<br />
Satıyor.<br />
<br />
Yatırımcı korkunç bir karamsarlık içinde.<br />
<br />
Sanki Osmanlının çöküş süreci.<br />
<br />
Sanki&#8230;<br />
<br />
Türkiye bitmiş.<br />
<br />
Batık bir ülke.<br />
<br />
Bir tek dolarda kıpırtı yok.<br />
<br />
O da küresel dinamiklerle ilişkili.<br />
<br />
ABD"nin halinden kaynaklanıyor.<br />
<br />
Orada düşük.<br />
<br />
Dünyada da.<br />
<br />
Zaten artık belli ülkeler dolardan feragat etti.<br />
<br />
İran gibi.<br />
<br />
Ancak gidiş böyle olursa.<br />
<br />
Onda da kıpırdanma yakın gibi.<br />
<br />
Öze gelirsek.<br />
<br />
Son altı ayda İMKB"de hisse senetleri dibe vurdu.<br />
<br />
Üç örnek vereyim.<br />
<br />
Senet adı Koza davetiye .<br />
<br />
Yatırımcının 23 trilyon parası altı ayda 4 trilyona indi.<br />
<br />
Senet adı Doğan yayın Holding.<br />
<br />
Yatırımcının 650 milyarı. son altı ayda 130 milyara indi.<br />
<br />
Senet adı Doğan Gazete.<br />
<br />
Yatırımcının 650 milyarı son bir yılda 150 milyara indi.<br />
<br />
Varın ortamı siz düşünün.<br />
<br />
Varın bu insanların halini siz hayal edin.<br />
<br />
Ne diyelim&#8230;<br />
<br />
Akşam televizyonları seyreden yabancı ertesi gün satıyor.<br />
<br />
Televizyonları seyreden yerli vatandaş ise uyuyamıyor bile.<br />
<br />
Korkuyor.<br />
<br />
Ve en önemlisi ülkesi için ağlıyor.<br />
<br />
Ali Öncü<br />
  <br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk Sabatayist Yapılmak İstenirken İzmir'de Sabatay Sevi Tekkesi Açılıyor]]></title>
			<link>http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74422</link>
			<pubDate>Sat, 05 Jul 2008 19:10:36 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74422</guid>
			<description><![CDATA[Sabataycılık denince akla ilk gelen iki şehir Selanik ve İzmir'dir.<br />
<br />
İspanyol Yahudi'si, Avrupalı kaynaklara göre İzmir Yahudi kaynaklarına göre Edirne doğumlu Sabatay Sevi 1665 /1666'da İzmir'in Kemeraltı-Agora semtindeki Portekiz Sinagogu'nda ikinci kez Yahudi Mesih'i olduğunu ilan etti. Daha önce 1648'de 22 yaşındayken de Mesihliğini ilan etmiş fakat yeterli ilgiyi görmemişti. Çok kısa sürede Avrupa, Ortadoğu ve Rusya'da duyulan bu hadise sadece Osmanlı Türkiye'sindeki Yahudileri değil, Müslüman Türkleri ve Doğu Avrupa'daki Hıristiyan tebaayı da derinden etkiledi.<br />
<br />
Gelişmeler üzerine tutuklanarak Edirne'de 11 Eylül 1666'da Divan'da sorgulandı. Sorgulamayı kafes arkasından Padişah Avcı Mehmet'in de takip ettiği Sabatay Sevi, Mesihliğini inkâr etti. Sorgulamada bulunan ve kendisi de bir Yahudi dönmesi olan Hekimbaşı Hayatizade Mustafa Fevzi Efendi'nin (Moses ben Raffael Abrabanel); "Müslüman ol kelleni kurtar" tavsiyesi ile Sevi görünürde Müslüman olup Mehmet Aziz Efendi adını almıştır.<br />
<br />
Sabatay Sevi görünürde Müslüman Türk, hakikatte ise kendi Yahudi inançlarına bağlı kalarak ikili (dual) bir hayat sürdürmüştür. Müritlerinin de benzer ikili kimliği benimsemesiyle tarihte ve günümüzde "dönmelik" veya "Sabataycılık" denen bir tür çift kimlikli "açık Müslüman-gizli Yahudi" "tarikat" doğmuştur.<br />
<br />
Nitekim Rabbi Abraham Danon tarafından Revue des Etudes Juives'de İbranice metni yayınlanan Sabatay Sevi'nin 18 maddeden oluşan inanç risalesi, Prof. Abraham Galante tarafından hem orijinal İspanyolca metin hem de Fransızca tercümesi yayımlandı. Sabatay Sevi'nin 18 emirden oluşan Ladino dilinde yazılmış risalesi ilk kez 1897'de Paris Şarkiyat Kongresi'ne sunulan bir tebliğde Journal'de Selanique'nin yayın yönetmeni Sadi Levi vasıtasıyla ortaya çıkar.<br />
<br />
Niçin 18 emir?<br />
<br />
Sabatay Sevi Yahudi tarihinde ortaya çıkan 17. Mesih'ti ve apokalips (kıyamet) Mesih'inin habercisiydi. 18. Mesih kıyamet gününde ortaya çıkacaktı. İnançlı Sabataycılar 18. mesih'i bekliyorlar.<br />
<br />
18 maddeden oluşan risalenin 16. Maddesi aynen şöyle: "Türklerin adetlerine, onların gözlerini örtmek maksadıyla, dikkat edilsin. Ramazan orucunu tutmak için sıkıntı gösterilmesin ve aynı şey kurban için de yapılsın. Gözün gördüğü her şey yerine getirilmelidir."<br />
<br />
1990'lardan itibaren sık sık gündeme getirilen Sabatay Sevi adı, 2006 yılının son günlerinde Sabatay Sevi adına kurulması düşünülen bir müze tartışmasıyla tekrar basında sık sık yer almaya başladı.<br />
<br />
İnternet sitelerinin dışında Yeni Şafak gazetesi muhabiri Şaban Arslan, araştırmacı yazar Ahmet Almaz'ın "Tevrat'ın Türk Evlatları" kitabı (Yakamoz Yayınları 0212-222 72 75) ile akademisyen Cengiz Şişman'ın "Sabatay Sevi ve Sabataycılar" adlı çalışmasında Sabatay Sevi müzesi kurulması çalışmasıyla ilgili bilgiler yer almakta. Ayrıca tarafımızın özel kaynaklardan elde ettiği bilgileri de dikkatle değerlendirdiğimizde, İzmir'de "müze" adı altında "Sabatay Sevi Tekkesi"nin kurulmak istendiği anlaşılıyor.<br />
<br />
İzmir Selçuk'taki Bülbül dağında 100 yıl kadar önce başlatılan "kutsal Meryem Ana Evi" çalışması nihayetinde 1967 yılının 26 Temmuz günü bizzat Papa 6. Paul'un Bülbül dağına gelerek burayı "kutsaması" ile Hıristiyanlar için "hac" merkezi haline getirildi.<br />
<br />
Yöntem bildik ve bayağı. Yörüklerin "aşağı köyde bir yalan söyledim yukarı köyde kendim de inandım" cinsinden bir "kutsallaştırma" operasyonu.<br />
<br />
Bütün ısrarlara rağmen Rahmetli Atatürk'ün Hıristiyanlara satılmasına izin vermediği Bülbül dağındaki metruk taş yığınını barındıran 29.200 metrekare arazi 1950'de Bayar-Menderes ikilisi döneminde maalesef Hıristiyan Vakıfları destekli Meryem Ana Derneği'ne satıldı. Sonra restorasyon adı altında görkemli bir Meryem Ana Evi inşa edildi. Sonra da Papalık tarafından kutsandı. Artık her Papa burayı ziyaret ediyor. Hıristiyanlar burada hacı oluyor.<br />
<br />
1774 yılında Almanya'da doğan kötürüm ve histerik rahibe olduğu bilinen Anne Catherine Emmerich'in "gördüğü vizyonlar" (rüyalar) önce kitaplaştırıldı, sonra Emmerich'in vizyonlarına Fransız Sorbonne Üniversitesi tarih Profesörü Charles Lenormand tarafından "bilimsel" kılıf geçirildi. Artık "tarihi gerçekler"e göre Meryem Ana'nın Evi İzmir Selçuk'taki Bülbül dağındaydı.<br />
<br />
Dünyanın 43 farklı yerinde Papalık tarafından "kutsanmış" Meryem Ana Evi var, ancak Kudüs ve Bülbül dağındakilerin ayrı bir önemi bulunuyor.<br />
<br />
Şimdi de benzer senaryo İzmir'de Sabatay Sevi Müzesi (tekkesi) için uygulamaya konuyor.<br />
<br />
İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş ile TOBB-ETU Üniversitesi tarih bölümünde ve ABD'nin Boston şehrindeki Harvard Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan Yrd. Doç. Dr. Cengiz Şişman "Sabatay Sevi Müzesi" çalışmasının önderliğini üstlenmiş görünüyor.<br />
<br />
Boston ve çevresindeki Türk akademisyenlerin iddiasına göre Cengiz Şişman Fethullah Gülen cemaatine oldukça yakın.<br />
<br />
Prof. Dr. Yalçın Küçük "Sabatay Sevi Müzesi fikrini kim önermişse Sabatayist'tir" diyor.<br />
<br />
Tarihçi ve biyografi araştırmacısı Mahmut Çetin ise "görünenlerin arkasına iyi bakmak gerekir, bu uluslararası bir organizasyon işine benziyor. Daha önceki örneği de Meryem Ana Evi" şeklinde konuştu.<br />
<br />
İzmir'in Agora semtindeki Portekiz Sinagogu'nda 370 bin YTL'ye bir Sabatay Sevi Müzesi kurmak için İZTO'dan bir grup harekete geçiyor. Ancak İZTO Başkanı Demirtaş, tepkilerden çekinerek, projeyle ilgili teklifi son anda geri çekiyor. (Şaban Arslan-Yeni Şafak 28. 12. 2006)<br />
<br />
İzmir Ticaret Odası'nın 65 bin üyesi var ve İZTO yönetimi "Sabatay Sevi Müzesi" gibi netameli bir teklifin de yer aldığı 425 sayfalık Yönetim Kurulu Çalışma Programı ve 2007 Bütçesi'ni sadece 179 meclis üyesine gönderiyor.<br />
<br />
Çalışma Raporu'nun 378.sayfasındaki Sabatay Sevi Müzesi başlığı altında yer alan şu ifadeleri nasıl yorumlamamız gerekir? "Sabatay Sevi, Musevilik tarihinde önemli yer tutan bir kişiliktir ve İzmir'de yaşamıştır. Hatta Sabataycılık Museviliğin bir kolu olarak varlığını sürdürmüştür. İzmir'in tarihinde önemli bir yeri olan olay ve kişiler, kent belleğinin bir parçasıdır. Bu nedenle Sabatay Sevi'nin Musevi tarihindeki rolünü ortaya koyabilecek ve çeşitli eski eserlerin de yer alacağı bir müze kurulması, müzenin eski bir sinagog veya eski bir binada yapılması düşünülmektedir."<br />
<br />
İZTO Başkanı Ekrem Demirtaş'a göre böyle bir müze "müzeler şehri" yapmayı düşündükleri İzmir'e renk katacak. Demirtaş, "Amacımız tamamen turizme renk getirmek. Bu tür renkli kişilerin de dikkate alınması ferekiyor" dedi.<br />
<br />
İZTO Meclis Üyesi Necmi Çalışkan İZTO'nun daha önce de kilise ve sinagogların restorasyonu için karar aldığını belirtiyor.<br />
<br />
Bu beylere sormak gerekmez mi? Siz kaç cami, kaç Türk eseri ve hele hele İzmir tarihinde önemli bir yeri olan Timur için ne kararlar aldınız, neler yaptınız?<br />
<br />
"Etnografik değerlerimizi korumamız gerekir. Musevi vatandaşların oluşturduğu kültür İzmir için çok önemlidir" diye devam eden Bay Necmi Çalışkan ve Bay Ekrem Demirtaş saf olmadıklarına göre ya cahiller ya da kötü niyetli.<br />
<br />
Nitekim İZTO Meclis Başkan Vekili Necip Nasır "300 yıldır gizli olan bir yapılanmanın ticaret odasının gündemine gelmesi yadırganacak bir şeydir. Farklı bir amaçla yapılmış olabilir" diye konuştu.<br />
<br />
Yine İZTO meclis üyelerinden Salih Büyükuğur İZTO yönetiminin geçen yıl da sinangog ve kiliselerin onarımı için 3 milyon YTL para ayırdığını ve bu karara muhalefet şerhi koyduğunu belirterek şunları söylüyor:<br />
<br />
"Bu talep Yunanistan Konsolosluğu'ndan gelmiş. Kapalı kapılar arkasında dolaplar dönüyor.<br />
<br />
İZTO Başkanı Demirtaş bunun kulisini yapmıştır, meclisten geçirir. Çünkü meclis üyelerinin yüzde 30'u kurduğu şirketlerin de ortağı."<br />
<br />
Bir diğer İZTO meclis üyesi Vasfi Çakıroğlu da Sabatay Sevi Müzesi'ne karşı olduğunu belirterek şöyle diyor:<br />
<br />
"2007 yılında üyelerden, toplanan aidatın 170 YTL'den 250'ye çıkarılacağını, toplanan paraların da toplumu dejenere edici, kamplara bölücü konular için harcanacak. Sevi'ye Yahudiler bile karşı çıkıyor. "Yahudi dönmesi" diyorlar."<br />
<br />
Son zamanlardaki bazı açıklamalarını ve kitaplarındaki bazı metinleri hayretler içinde kalarak takip ettiğimiz Prof. Dr. İlber Ortaylı, Ahmet Almaz'ın kitabındaki bilgiye göre Sabatay Sevi Müzesi'ni destekliyor. Ortaylı'nın sözleri şöyle: "Böyle bir müze kurulmasını çok önemli buluyorum, çok iyi olur. Sabatay Sevi, dini bir kişilik olmasının yanı sıra tarihi bir kişiliktir, şehrin tarihine katkısı vardır, taraftarları olan biridir."<br />
<br />
Türkiye Yahudi Cemaati Başkanı Silvio Ovadio: "Yahudi mekânlarında kesinlikle böyle bir müze kurulmayacaktır. Böyle bir müze, başka bir yerde kurulsa bile, Yahudiler için herhangi bir anlam ifade etmeyecektir. Sıradan bir müzedir" şeklinde konuşuyor.<br />
<br />
Başkan Silvio Ovadio, İZTO ve İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin, yıkık sinagogları restore etmek için kendilerine başvurduğunu da söylüyor. "Biz Yahudi dinindeniz. Bu din Sabatayistliği Yahudi kabul etmez. Ama tabi ki nefret boyutunda değil" diye sözlerini sürdürüyor Ovadio.<br />
<br />
Prof. Yalçın Küçük'e göre, Sabatayistler "Ben Sabataist'im deme cesaretini gösteremedikleri için müze açma isteklerini başka gerekçelere dayandırıyorlar." Küçük Hoca; "Sabatay Sevi ile ilgili müzeye konacak bir tek fotoğraftan başka bir şey yok" diyerek hadisenin bir başka boyutuna dikkat çekiyor: "Bu müze inanç turizmine katkıda bulunmaz. Çünkü Yahudiler Sabataycılardan nefret ederler. Sabataycıları Yahudilerin bir kolu olarak değil, sapkınlık olarak görürler. Bu müzeyi Yahudiler ziyaret etmez. Müslümanlar ve Hıristiyanlar da ziyaret etmeyeceğine göre burayı kim ziyaret edecek ki? Bu müzeyi küçük bir grup, kendi dini liderlerine saygıdan dolayı yapıyorlar."<br />
<br />
Müfit Yüksel'e göre de İzmir Ticaret Odası'nda Sabataycılar var ve bunlar Sabatayistleri Yahudiliğe eklemlemeye çalışıyorlar. "Öyle sanıyorum ki İsrail'deki bazı çevreler müze işine sıcak bakacaklardır. İsrail'de bazı çevreler ne hikmetse Sabataycı kimliğin açığa çıkmasını ve ilgi uyandırmasını istiyorlar" diye sürdürüyor sözlerini Müfit Yüksel.<br />
<br />
Gazeteci Mustafa Aydın ise Portekiz Sinagogu'nun Sabatay Sevi Müzesi'ne dönüştürülmesinin kavgaya sebep olabileceğini ileri sürerken Sevi'nin "doğduğu ev"in müze yapılabileceğini söylüyor.<br />
<br />
Hemen bir bilgi notu ilave edelim. "İzmir'in Agora semtinde bulunan Portekiz ve Galata Sinagogları, TÜSİAD eski Başkanı Tuncay Özilhan ve İzmir'in ölen Belediye Balkanı Ahmet Piriştina tarafından 1999-2000 yıllarında restore ettirdi." (Alişan Satılmış, Ortadoğu gazetesi 26 Aralık 2007)<br />
<br />
TOBB-ETU Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi ve Harvard Üniversitesi'nden doktoralı Cengiz Şişman "Sabatay Sevi ve Sabataycılar-Mitler ve Gerçekler" adlı kitabında İzmir Belediyesi'nin de, Kültür Bakanlığı'nın da Sabatay Sevi Evi Müzesi projesinin içinde olduğunu yazıyor.<br />
<br />
Ne derece doğru bilemiyorum. Ancak pek çok internet sitesinde Cengiz Şişman'ın Harvard Üniversitesi'nde Türkiye Yahudi Hahambaşılığı'nın bursu-finansal desteği ile doktora yaptığı iddiası yer alıyor.<br />
<br />
Cengiz Şişman'a göre Sabatay Sevi Evi tartışması uluslar arası boyutta epey alevlendi.<br />
<br />
Sabatay Sevi Evi konusunda Berry Kapanji (Kapani) nin araştırma yaptığını ve bu araştırmalardan faydalanarak Cengiz Şişman'ın İsrail'in ünlü gazetesi Haaretz'de bir makale yazdığını öğreniyoruz. Bu makaleye atıfta bulunan başka makaleler de ABD'de yayımlanan bazı dergilerde yer alıyor.<br />
<br />
"Berrry Kapanji'nin gayretleriyle bu konu gün yüzüne çıkarıldı ve olay uluslar arası bir tartışma zeminine çekildiğinde bir infial uyandırdı. Ben şimdiye kadar belki onlarca e-posta aldım bu evin kurtarılması konusunda." (C. Şişman, a.g.e, s.127)<br />
<br />
Agora semtindeki evin Sabatay Sevi'nin doğduğu ev olup olmadığını tespit için Cengiz Şişman'ın da içinde bulunduğu bir grup karbon testi yaparak evin yaşını öğrenmeye çalışıyorlar.<br />
<br />
Anladığınız gibi Sabatay Sevi Evi-Müzesi için Berry Kapanji, Cengiz Şişman İZTO yönetimi, İzmir'in CHP'li belediye yönetimi, AKP'li Kültür Bakanlığı, Harvard Üniversitesi, İsrail ve ABD'deki bazı merkezler, bazı İslami cemaatler ve şimdilik "yerli" ve yabancı perdenin arkasındakiler işbirliği yapıyor.<br />
<br />
Tıpkı Meryem Ana Evi tezgâhı gibi.<br />
<br />
Cengiz Şişman'ın yazdığına göre Prof. Marc Bregman 1970'li yıllara ait bir hatırasında, Agora'daki Çingeneler New York'tan gelen bir kadının evin üçüncü katına çıktığını ve ağlayarak dua ettiğini aktarıyor. Yani projenin zihni kökenleri eskiye dayanıyor.<br />
<br />
1992 yılında Michael Grosman adlı Yahudi'nin yaptığı "Sazanikos" adlı belgeselde, Sabatay Sevi'nin doğduğu eve ait olduğu iddia edilen görüntülere de yer veriliyor.<br />
<br />
"Daha sonra evi kurtarmak için birkaç çabada bulunulmuş. Bunlardan birisi de İsrailli Kabala uzmanı olan Abraham Elqayam'a ait. Ancak bu çabaların hiçbiri sonuç vermemiş. İşte son zamanlarda bir de benim de içinde olduğum ULUSLAR ARASI BİR GRUP olarak bir şeyler yapmaya çalışıyoruz." (C. Şişman, a.g.e, s.130)<br />
<br />
İşte Sabatay Sevi Müzesi-Evi projesinin tam merkezindeki isimlerden Cengiz şişman Rahmetli Atatürk'ün babasını Arnavut annesini de Makedonyalı yapıveriyor.<br />
<br />
Cengiz Şişman gibi ben de ABD'de lisansüstü eğitim gördüm. Amerikalıların pek çok devlet politikalarını, hele hele Evanjelist-Kabalist Yahudi tezgâhı Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ni yerden yere vururum. Ama Amerika'da da çok sayıda namuslu siyasetçi hele hele üniversitelerde ilmi ahlakına saygı duyulacak binlerce akademisyen var. Bu insanlar tarihi gerçekler konusunda oldukça dürüsttürler. Yani Cengiz Şişman'ın yaptığı gibi çarpıtma yapmazlar.<br />
<br />
Anlaşılıyor ki Mustafa Kemal Atatürk'e Sabatayist yaftası tutmayınca şimdi de Arnavutluğu tedavüle sürüyor. Türk devletinin kurucusu Gazi, Türk bilinmesinde ne bilinirse bilinsin.<br />
<br />
Bir tarafta İslam ve Peygamberimiz Hz. Muhammed üzerine oynanıyor. Öte yandan Cumhuriyet Türkiye'sinin kurucusu Türk milletinin medarı iftiharı Atatürk üzerine. Ama Türk milleti ahlaki şuurda Muhammed Mustafa'nın, milli şuurda Mustafa Kemal'in rehberliğinde yoluna devam edecektir. Bu durum "travmacılar"a rağmen değişmeyecektir.<br />
<br />
Atatürk Sabataycı mıydı?<br />
<br />
Bu mesnetsiz iddiaların kaynaklarını şöyle sıralayabiliriz:<br />
<br />
1- Atatürk'ün uşağı Cemal Granda'nın hatıralarında naklettiği ve Atatürk'ün söylediğine dair kendisinden başka şahidin olmadığı!<br />
<br />
"Benim için de bazı kimseler, Selanikli olduğumdan Yahudi olduğumu söylemek istiyorlar. Şunu unutmamak lazımdır ki Napolyon da Korsikalı bir İtalyan'dı. Ama Fransız olarak öldü ve tarihe Fransız olarak geçti. İnsanların içinde bulundukları cemiyete çalışmaları lazımdır" sözü.<br />
<br />
Cemal Granda'nın Sabataycı olduğuna dair iddiaların olduğunu belirtelim ve geçelim.<br />
<br />
2- ABD'ye göç eden bir Ermeni asıllı Türk vatandaşının 1923 yılında Amerikan gümrüğünde sorgulanırken söylediği var sayılan "Atatürk'ün Sabatayist olduğu"na dair tevatür.<br />
<br />
3- Yahudi Ansiklopedisi Encylopedia Judaica'nın "Atatürk" maddesinde yer alan bu yöndeki ima.<br />
<br />
4- Mustafa Kemal Atatürk'ün Selanik'te Şemsi Efendi Mektebine gitmesi. Bu mektebin sahibi Şemsi Efendi Sabataycı'dır. Ancak bugün bile gizlenmek, deşifre olmamak için kılı kırk yaran Sabataycıların 1900'lerde sadece Sabataycıların çocuklarının gittiği bir okul açma cesareti! Kelleyi koltuğa almaktan öte bir şeydir. Bugün de Fevziye Mektepleri ve Işık Üniversitesi'nin öğrencilerinin büyük çoğunluğu Müslüman Türk ailelerinin çocuklarıdır.<br />
<br />
Bir başka husus, Atatürk'ün gittiği Şemsi Efendi Mektebi, Atatürk'ün evinin sadece birkaç sokak ilerisindedir.<br />
<br />
5- 1942 yılında Itamar Ben-Zwi adlı İsrailli bir gazetecinin hatıraları yayınlanır. Zwi'nın ölümünden sonra yayımlanan hatıralarına göre, Atatürk 1911 yılında Trablusgarp'a giderken Filistin'e uğrar ve bir otel barında tesadüfen bu gazeteciyle sohbet sırasında kendisinin ilkokuldayken "Shema Yisrael Adonai Eloheinu ve Adonai Ehad" (Dinle ey İsrail Rabbimiz olan Tanrı tektir) duasını okuduklarını hatırladığını söyler. İsrailli gazeteci buradan hareketle Atatürk'ün Sabataycı olabileceğini iddia eder.<br />
<br />
İşte bu hatıralara dayanarak İsrail gazetelerinde defalarca yazı yazan Amerikalı Yahudi Hillel Halkin 1994 yılında Atatürk'ün Sabataycı olduğunu iddia etti. Halkin'in yazısına bazı Avrupalı gazete ve dergilerde atıfta bulunuldu.<br />
<br />
Hillel Halkin'in yazısını şu kaynaktan okuyabilirsiniz:  FORWARD, A Jewish Newspaper published in New York. January 28, 1994.<br />
<br />
Halkin'in uzunca makalesinin elle tutulur yanı yok. Temel dayanak olarak kullandığı İsrailli gazeteci Itamar Ben-Zwi'nin hatıralarının ne zaman yazıldığı belli olmadığı gibi 1911 yılında Atatürk sıradan bir Türk subayıdır, tanınmamaktadır.<br />
<br />
Sakarya Üniversitesi'nden tarih doktoru Emin Sezer Hoca'nın ifadesiyle "Atatürk'ün Türk oğlu Türk olduğuna dair yeterince ve sağlam belge mevcuttur." İsteyen Türk Tarih Kurumu kaynaklarına başvurabilir. Hala bugün Atatürk'ün mensup olduğu Türkmen aşireti aileleri Karaman'da yaşamaktadır.<br />
<br />
Maalesef Milli Gazete yazarı Mehmet Şevki Eygi, Sabatayist-İsrail vatandaşı Yahudi Ilgaz Zorlu'nun Zvi-geyik adlı yayınevinde basılan "İki Kimlikli, Gizli, Esrarlı ve Çok Güçlü Bir Cemaat Yahudi Türkler Yahut Sabataycılar" adlı kitabında Amerikan Yahudi'si Hillel Halkin'in mesnetsiz makalesine dayanarak şunları yazabilmiştir:<br />
<br />
"Türkiye'yi bugünkü perişan hale çocukluğunda bir Karay Hoca'dan gizlice Yahudi diniyle ilgili dersler alan ve her gece "Şema Yisrael" duasını okumadan yatağa girip uyumayan bir kişi sokmuştur." (M.Ş. Eygi, a.g.e, s.112)<br />
<br />
Eygi açıkça Atatürk'ü Sabatayist olmakla itham etmektedir. Anlaşılıyor ki Eygi'nin Suudi Arabistanlı yılları onun maddi kazanç yılları olsa da manevi-insaf yönünü törpülemiş.<br />
<br />
Eygi'nin Halkin'in makalesine dayanarak zikrettiği "Karay Hoca" Karaim/Karay Yahudisidir. Atatürk'e Yahudi duasını öğrettiği iddia edilen Karay Yahudiliği ile Sabataycılık asla bir araya gelmesi mümkün olmayan farklı iki mezheptir.<br />
<br />
Dr. Rıza Nur "Hayat ve Hatıralarım"da Atatürk'ü yer yer ağır şekilde tenkit eder. Ancak Atatürk'ün Sabataycı olduğuna dair en ufak bir imada dahi bulunmaz. Hiç şüpheniz olmasın ki Atatürk'te böyle bir kan bağı olsaydı Rıza Nur bunu en detaylı şekilde kullanırdı.<br />
<br />
Türk Yahudilerinin tarihini yazan değerli araştırmacı Rıfat Bali ile 2007 yılı içinde yaptığımız bir sohbette, benim sorum üzerine "Atatürk'ün Sabataylıkla uzak yakın bir alakası yoktur" dedi ve ve bunu bir makale olarak Ortadoğu gazetesinde yayımladım. Sayın Bali Sarbon Üniversitesi mezunudur. Bazı konularda farklı düşünsek de kendi ifadesiyle bu toprağın evladıdır ve Türk milletinin manevi değerleri konusunda hassasiyetini sürekli dile getirir.<br />
<br />
Bir başka husus, Türk tarihinde mason localarını 10 Ekim 1935 yılında bir gecede kapatan ilk ve tek Türk devlet adamı Atatürk'tür. Hatta bu sebepten dolayı Atatürk'ün Yahudiler ve Sabatayistler tarafından ağır ağır zehirlendiğine dair çok sayıda kaynakta bilgi mevcuttur. Kaldı ki hepimize ilkokuldan beri adeta maksatlı bir şekilde öğretildiği bugün iyice gün yüzüne çıkan; "Atatürk çok içki içtiği için buna bağlı sirozdan öldü" de gerçeği yansıtmamaktadır.<br />
<br />
Atatürk'e biyopsi de otopsi de yapılmamıştır. Atatürk'ün İstiklal Savaşı yıllarında hiç içki içmediği, daha sonraki yıllarda da kendisinin asla aşırı alkol almadığı daha çok karşısındakilere içirdiği pek çok hatıratta yer almaktadır.<br />
<br />
Atatürk'ün "salyrgan"(civalı ilaç) ile tedavi gerekçesiyle aslında ağır ağır zehirlenerek öldürüldüğü artık ortaya çıktı. Bugün mezarından alınacak bir tek saç telinin analizi her şeyin ortaya çıkmasına yeter de artar bile. Öte yandan Atatürk daha önce sıtma geçirmesine rağmen sadece 1937 yılında İstanbul Eczanesi'nden Atatürk için 43 kutu kinin ilacı alınmıştır. Bu ilaç karaciğer ve dalağı yıpratır. <br />
<br />
Görüldüğü gibi Türk milli kimliğinin oluşmasında büyük katkısı olan bizi ümmetten ve tebadan millete geçiren Mustafa Kemal Atatürk Türk kimliğinin dışına çıkarılmak isteniyor.<br />
<br />
Değerli tarihçi, akademisyen Dr. Emin Sezer'in ifade ettiği gibi; "Türk, Muhammed Mustafa'sız da Mustafa Kemal'siz de olmaz." "Sabatayist" iddiaları ile Mustafa Kemal Türk kimliğinden çıkarılmak istenirken, "ılımlı İslam", "dinlerarası diyalog" ve "Kelime-i Tevhid'in Muhammedün Resulullah kısmını söylemeye gerek yoktur" ile Hz. Peygamber İslam'ın alt basamaklarına itilerek "İsevi Müslümanlık" peydahlanmak, İslam, Kabala temelli Yahudi-Hıristiyan inancına monte edilerek Yeni Dünya Düzeni'nin "tek dünya dini", senkretik dinin içi boşaltılmış bir parçası haline dönüştürülmek planlanıyor.<br />
<br />
İzmir Selçuk Bülbül dağındaki Meryem Ana Evi ile İzmir'deki Sabatay Sevi Müzesi-Evi aynı karanlık emellerin kilometre taşlarıdır. Her ne kadar proje tepkiler üzerine biraz "askıya" alınmış görünse de.<br />
<br />
Ahmet Almaz'ın sözünü ettiğimiz kitabından bir alıntı yapalım. Bu bilginin esas kaynağı 28 Aralık 2006 tarihli Yeni Şafak gazetesi ve Şaban Aslan'dır.<br />
<br />
"Sabatay Sevi'nin 300 yıl önce görev yaptığı İzmir'in Agora semtindeki Portekiz Sinagogu'na Sabatay Sevi Müzesi yapma girişimi, Musevi cemaati tarafından da onaylanmamıştı. Sabatay Sevi'nin oturduğu mahalle, Havra Sokağı'nın yanında, tarihi Agora kentinde bulunuyor.<br />
<br />
İzmir Büyükşehir Belediyesi, Agora kentinin cazibesini artırmak için eskiden çoğu Yahudi yerleşimcilerden oluşan, şimdilerde işyeri olan eski binaları yıkarak yeşil alana dönüştürüyor. Agora kentinin yanında yıkımı durdurulan birkaç binadan biri, Sabatay Sevi'nin 300 yıl önce yaşadığı tarihi ev. Evin bulunduğu Namazgâh Mahallesi'nin 15 yıllık muhtarı Erol Ertürkmen "Tüm mahalleyi yıktılar bir o evi bıraktılar. Orayı neden yıkmadıklarını sordum. 'Burası Sabatay Sevi'nin evi' dediler. Bu evde 10 yıl öncesine kadar bir aile oturuyordu. Sanıyorum etrafı temizlenip onarılacak" dedi.(A. Almaz, a.g.e, s.201)<br />
<br />
Size çok ilginç bir örnekten daha bahsetmek istiyorum.<br />
<br />
Evanjelist Hıristiyanlar ve Ortodoks Yahudiler Kudüs'te bir an önce Süleyman Tapınağı'nın yeniden yapılmasını istiyorlar. Süleyman Tapınağı'nın üçüncü kez yapılabilmesi için Mescid-i Aksa ve Kubbetüs Sahra Camilerinin yıkılması gerekiyormuş. <br />
<br />
Bu "kutsal idealin" en önemli isimlerinden biri 1970'lerden beri Frankist (Hıristiyan Yahudi veya Hıristiyan Sabatayist) âlim-papaz Bellarmino Bagatti ve en büyük destekçisi de İsrailli ünlü mimar Tuvia Sagiv. Bu hususta daha geniş bilgiyi Joel Levy'nin 2006'da yayımlanan "Lost Histories/Exploring the World's most Famous Mysteries" adlı kitabında bulabilirsiniz.<br />
<br />
Ruşen Çakır 27 Haziran 2008 tarihli Vatan gazetesindeki köşesinde Cengiz Şişman'ın kitabını konu alan uzunca bir yazı yayınladı.<br />
<br />
Yazının bir bölümü Cengiz Şişman'la yapılmış mülakattan oluşuyor. Aşağıda okuyacağınız satırlar Çakır'ın yazısından derlenmiştir.<br />
<br />
"Hem Yahudilik hem de masonlukla irtibatlı olarak gösterilen Sabataycılar bir de işin içine gizlilik girince iyice hedef tahtasına yerleştirildiler&#8230; Yrd. Doç. Cengiz Şişman'ın "Sabatay Sevi ve Sabataycılar" kitabıyla karşılaştığımda önce tereddüt ettim. Fakat "Mitler ve Gerçekler" altbaşlığı ve yazarın ABD'de Harvard Üniversitesi'nde konuyla ilgili doktora yapmış olduğu bilgisi üzerine okumaya koyuldum&#8230; Sonuçta Şişman'ın kitabı "düşmanımızı tanıyalım" diye alanları hayal kırıklığına uğratıyor; Türkiye mozaiğinin bir parçası olan Sabataycılık hakkında serinkanlı, objektif bilgi sahibi olmak isteyenlerin de takdirini kazanıyor."<br />
<br />
Ruşen Çakır'ın yazısında yer alan Cengiz Şişman'ın sözleri de özetle şöyle:<br />
<br />
"Kolay olmayan bir işe kalkıştığım doğru. Yerleşik yanlışları değiştirmek zorlu ve zaman isteyen bir iş&#8230; Eleştirilerden daha fazla da takdir alıyorum&#8230; Ben bu konu ile yıllardır bilimsel anlamda ilgileniyorum. Çünkü hem Osmanlı tarihçisi hem de dinler tarihçisiyim. Ancak başlangıçtan itibaren bu konudaki yaklaşım tarzları, art niyetler ve cahilane yorumlar beni hep rahatsız ede gelmiştir. Konuya akademik bir disiplin ve hassasiyetle yaklaşıldığında benim vardığım sonuçlar çok şaşırtıcı değil."<br />
<br />
Burada kısa bir açıklama yapalım. Cengiz Şişman söz konusu kitabında, dinler tarihi hususunda büyük otorite olan, ilim insanlığına herkesin hürmet ettiği, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Küçük'ün "Dönmeler-Sabatayistler Tarihi" adlı kitabını (Andaç Yayınları, 0312-384 18 28-29; Faks: 0312-384 38 67) küçümsüyor, beğenmiyor.<br />
<br />
Yine bu hususta Prof. Orhan Türkdoğan ile Mahmut Çetin'in çok değerli eserleri var ve her objektif düşünceli insanın takdirini kazanıyor.<br />
<br />
Şişman'dan devam edelim.<br />
<br />
"Oyunun/güç ilişkilerinin dışında kalan ya da dışında kaldığını hisseden herkesin, kendi yetersizliklerini açıklamakta başvurduğu en kestirme savunma mekanizması bu. En yakın örneklerden biri "dünyanın efendileri"nin katıldığı yıllık Bilderberg toplantıları hakkındaki komplolardır mesela. İslamcıların bir zamanlar en çok spekülasyon yaptıkları konu idi. Ama son iki yıldır gündemden düştü. Niye? Çünkü İslamcılar güç ilişkilerinin merkezine yerleşmeye başladılar ve "komplo kurulan" değil "komplo kuran" bir mevkiye yükseldiler&#8230; Sabataycı kökenli insanlar Osmanlı'nın son dönemlerinde ve çağdaş Türkiye'nin kurulması aşamasında etkili olmuş insanlardır&#8230;<br />
 <br />
Bunların birçoğu 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dini, ırki ya da kabilesel kimliklerinin bırakıp, diğer birçok Türk aydını gibi modernleşmeci, aydınlatmacı ve kısmen de masonik fikirlerin etkisi altında kalmışlardır&#8230; Şurası bir gerçektir ki, Sabataycılık ilk başında oldukça yoğun Yahudilik unsurları barındırmış ama zamanla bu azalmış ve yukarıda bahsettiğim gibi özellikle modernite ile tanıştıktan sonra bir kısmı agnostik ya da ateist olmuşlardır."<br />
Sözün özü&#8230;<br />
<br />
Türkiye teostratejik planlamaya dayalı siyasi, iktisadi, psikolojik, etnik tabanlı sosyal ve dini tehditler altında.<br />
Ramazan K. Kurt<br />
  <br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sabataycılık denince akla ilk gelen iki şehir Selanik ve İzmir'dir.<br />
<br />
İspanyol Yahudi'si, Avrupalı kaynaklara göre İzmir Yahudi kaynaklarına göre Edirne doğumlu Sabatay Sevi 1665 /1666'da İzmir'in Kemeraltı-Agora semtindeki Portekiz Sinagogu'nda ikinci kez Yahudi Mesih'i olduğunu ilan etti. Daha önce 1648'de 22 yaşındayken de Mesihliğini ilan etmiş fakat yeterli ilgiyi görmemişti. Çok kısa sürede Avrupa, Ortadoğu ve Rusya'da duyulan bu hadise sadece Osmanlı Türkiye'sindeki Yahudileri değil, Müslüman Türkleri ve Doğu Avrupa'daki Hıristiyan tebaayı da derinden etkiledi.<br />
<br />
Gelişmeler üzerine tutuklanarak Edirne'de 11 Eylül 1666'da Divan'da sorgulandı. Sorgulamayı kafes arkasından Padişah Avcı Mehmet'in de takip ettiği Sabatay Sevi, Mesihliğini inkâr etti. Sorgulamada bulunan ve kendisi de bir Yahudi dönmesi olan Hekimbaşı Hayatizade Mustafa Fevzi Efendi'nin (Moses ben Raffael Abrabanel); "Müslüman ol kelleni kurtar" tavsiyesi ile Sevi görünürde Müslüman olup Mehmet Aziz Efendi adını almıştır.<br />
<br />
Sabatay Sevi görünürde Müslüman Türk, hakikatte ise kendi Yahudi inançlarına bağlı kalarak ikili (dual) bir hayat sürdürmüştür. Müritlerinin de benzer ikili kimliği benimsemesiyle tarihte ve günümüzde "dönmelik" veya "Sabataycılık" denen bir tür çift kimlikli "açık Müslüman-gizli Yahudi" "tarikat" doğmuştur.<br />
<br />
Nitekim Rabbi Abraham Danon tarafından Revue des Etudes Juives'de İbranice metni yayınlanan Sabatay Sevi'nin 18 maddeden oluşan inanç risalesi, Prof. Abraham Galante tarafından hem orijinal İspanyolca metin hem de Fransızca tercümesi yayımlandı. Sabatay Sevi'nin 18 emirden oluşan Ladino dilinde yazılmış risalesi ilk kez 1897'de Paris Şarkiyat Kongresi'ne sunulan bir tebliğde Journal'de Selanique'nin yayın yönetmeni Sadi Levi vasıtasıyla ortaya çıkar.<br />
<br />
Niçin 18 emir?<br />
<br />
Sabatay Sevi Yahudi tarihinde ortaya çıkan 17. Mesih'ti ve apokalips (kıyamet) Mesih'inin habercisiydi. 18. Mesih kıyamet gününde ortaya çıkacaktı. İnançlı Sabataycılar 18. mesih'i bekliyorlar.<br />
<br />
18 maddeden oluşan risalenin 16. Maddesi aynen şöyle: "Türklerin adetlerine, onların gözlerini örtmek maksadıyla, dikkat edilsin. Ramazan orucunu tutmak için sıkıntı gösterilmesin ve aynı şey kurban için de yapılsın. Gözün gördüğü her şey yerine getirilmelidir."<br />
<br />
1990'lardan itibaren sık sık gündeme getirilen Sabatay Sevi adı, 2006 yılının son günlerinde Sabatay Sevi adına kurulması düşünülen bir müze tartışmasıyla tekrar basında sık sık yer almaya başladı.<br />
<br />
İnternet sitelerinin dışında Yeni Şafak gazetesi muhabiri Şaban Arslan, araştırmacı yazar Ahmet Almaz'ın "Tevrat'ın Türk Evlatları" kitabı (Yakamoz Yayınları 0212-222 72 75) ile akademisyen Cengiz Şişman'ın "Sabatay Sevi ve Sabataycılar" adlı çalışmasında Sabatay Sevi müzesi kurulması çalışmasıyla ilgili bilgiler yer almakta. Ayrıca tarafımızın özel kaynaklardan elde ettiği bilgileri de dikkatle değerlendirdiğimizde, İzmir'de "müze" adı altında "Sabatay Sevi Tekkesi"nin kurulmak istendiği anlaşılıyor.<br />
<br />
İzmir Selçuk'taki Bülbül dağında 100 yıl kadar önce başlatılan "kutsal Meryem Ana Evi" çalışması nihayetinde 1967 yılının 26 Temmuz günü bizzat Papa 6. Paul'un Bülbül dağına gelerek burayı "kutsaması" ile Hıristiyanlar için "hac" merkezi haline getirildi.<br />
<br />
Yöntem bildik ve bayağı. Yörüklerin "aşağı köyde bir yalan söyledim yukarı köyde kendim de inandım" cinsinden bir "kutsallaştırma" operasyonu.<br />
<br />
Bütün ısrarlara rağmen Rahmetli Atatürk'ün Hıristiyanlara satılmasına izin vermediği Bülbül dağındaki metruk taş yığınını barındıran 29.200 metrekare arazi 1950'de Bayar-Menderes ikilisi döneminde maalesef Hıristiyan Vakıfları destekli Meryem Ana Derneği'ne satıldı. Sonra restorasyon adı altında görkemli bir Meryem Ana Evi inşa edildi. Sonra da Papalık tarafından kutsandı. Artık her Papa burayı ziyaret ediyor. Hıristiyanlar burada hacı oluyor.<br />
<br />
1774 yılında Almanya'da doğan kötürüm ve histerik rahibe olduğu bilinen Anne Catherine Emmerich'in "gördüğü vizyonlar" (rüyalar) önce kitaplaştırıldı, sonra Emmerich'in vizyonlarına Fransız Sorbonne Üniversitesi tarih Profesörü Charles Lenormand tarafından "bilimsel" kılıf geçirildi. Artık "tarihi gerçekler"e göre Meryem Ana'nın Evi İzmir Selçuk'taki Bülbül dağındaydı.<br />
<br />
Dünyanın 43 farklı yerinde Papalık tarafından "kutsanmış" Meryem Ana Evi var, ancak Kudüs ve Bülbül dağındakilerin ayrı bir önemi bulunuyor.<br />
<br />
Şimdi de benzer senaryo İzmir'de Sabatay Sevi Müzesi (tekkesi) için uygulamaya konuyor.<br />
<br />
İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş ile TOBB-ETU Üniversitesi tarih bölümünde ve ABD'nin Boston şehrindeki Harvard Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan Yrd. Doç. Dr. Cengiz Şişman "Sabatay Sevi Müzesi" çalışmasının önderliğini üstlenmiş görünüyor.<br />
<br />
Boston ve çevresindeki Türk akademisyenlerin iddiasına göre Cengiz Şişman Fethullah Gülen cemaatine oldukça yakın.<br />
<br />
Prof. Dr. Yalçın Küçük "Sabatay Sevi Müzesi fikrini kim önermişse Sabatayist'tir" diyor.<br />
<br />
Tarihçi ve biyografi araştırmacısı Mahmut Çetin ise "görünenlerin arkasına iyi bakmak gerekir, bu uluslararası bir organizasyon işine benziyor. Daha önceki örneği de Meryem Ana Evi" şeklinde konuştu.<br />
<br />
İzmir'in Agora semtindeki Portekiz Sinagogu'nda 370 bin YTL'ye bir Sabatay Sevi Müzesi kurmak için İZTO'dan bir grup harekete geçiyor. Ancak İZTO Başkanı Demirtaş, tepkilerden çekinerek, projeyle ilgili teklifi son anda geri çekiyor. (Şaban Arslan-Yeni Şafak 28. 12. 2006)<br />
<br />
İzmir Ticaret Odası'nın 65 bin üyesi var ve İZTO yönetimi "Sabatay Sevi Müzesi" gibi netameli bir teklifin de yer aldığı 425 sayfalık Yönetim Kurulu Çalışma Programı ve 2007 Bütçesi'ni sadece 179 meclis üyesine gönderiyor.<br />
<br />
Çalışma Raporu'nun 378.sayfasındaki Sabatay Sevi Müzesi başlığı altında yer alan şu ifadeleri nasıl yorumlamamız gerekir? "Sabatay Sevi, Musevilik tarihinde önemli yer tutan bir kişiliktir ve İzmir'de yaşamıştır. Hatta Sabataycılık Museviliğin bir kolu olarak varlığını sürdürmüştür. İzmir'in tarihinde önemli bir yeri olan olay ve kişiler, kent belleğinin bir parçasıdır. Bu nedenle Sabatay Sevi'nin Musevi tarihindeki rolünü ortaya koyabilecek ve çeşitli eski eserlerin de yer alacağı bir müze kurulması, müzenin eski bir sinagog veya eski bir binada yapılması düşünülmektedir."<br />
<br />
İZTO Başkanı Ekrem Demirtaş'a göre böyle bir müze "müzeler şehri" yapmayı düşündükleri İzmir'e renk katacak. Demirtaş, "Amacımız tamamen turizme renk getirmek. Bu tür renkli kişilerin de dikkate alınması ferekiyor" dedi.<br />
<br />
İZTO Meclis Üyesi Necmi Çalışkan İZTO'nun daha önce de kilise ve sinagogların restorasyonu için karar aldığını belirtiyor.<br />
<br />
Bu beylere sormak gerekmez mi? Siz kaç cami, kaç Türk eseri ve hele hele İzmir tarihinde önemli bir yeri olan Timur için ne kararlar aldınız, neler yaptınız?<br />
<br />
"Etnografik değerlerimizi korumamız gerekir. Musevi vatandaşların oluşturduğu kültür İzmir için çok önemlidir" diye devam eden Bay Necmi Çalışkan ve Bay Ekrem Demirtaş saf olmadıklarına göre ya cahiller ya da kötü niyetli.<br />
<br />
Nitekim İZTO Meclis Başkan Vekili Necip Nasır "300 yıldır gizli olan bir yapılanmanın ticaret odasının gündemine gelmesi yadırganacak bir şeydir. Farklı bir amaçla yapılmış olabilir" diye konuştu.<br />
<br />
Yine İZTO meclis üyelerinden Salih Büyükuğur İZTO yönetiminin geçen yıl da sinangog ve kiliselerin onarımı için 3 milyon YTL para ayırdığını ve bu karara muhalefet şerhi koyduğunu belirterek şunları söylüyor:<br />
<br />
"Bu talep Yunanistan Konsolosluğu'ndan gelmiş. Kapalı kapılar arkasında dolaplar dönüyor.<br />
<br />
İZTO Başkanı Demirtaş bunun kulisini yapmıştır, meclisten geçirir. Çünkü meclis üyelerinin yüzde 30'u kurduğu şirketlerin de ortağı."<br />
<br />
Bir diğer İZTO meclis üyesi Vasfi Çakıroğlu da Sabatay Sevi Müzesi'ne karşı olduğunu belirterek şöyle diyor:<br />
<br />
"2007 yılında üyelerden, toplanan aidatın 170 YTL'den 250'ye çıkarılacağını, toplanan paraların da toplumu dejenere edici, kamplara bölücü konular için harcanacak. Sevi'ye Yahudiler bile karşı çıkıyor. "Yahudi dönmesi" diyorlar."<br />
<br />
Son zamanlardaki bazı açıklamalarını ve kitaplarındaki bazı metinleri hayretler içinde kalarak takip ettiğimiz Prof. Dr. İlber Ortaylı, Ahmet Almaz'ın kitabındaki bilgiye göre Sabatay Sevi Müzesi'ni destekliyor. Ortaylı'nın sözleri şöyle: "Böyle bir müze kurulmasını çok önemli buluyorum, çok iyi olur. Sabatay Sevi, dini bir kişilik olmasının yanı sıra tarihi bir kişiliktir, şehrin tarihine katkısı vardır, taraftarları olan biridir."<br />
<br />
Türkiye Yahudi Cemaati Başkanı Silvio Ovadio: "Yahudi mekânlarında kesinlikle böyle bir müze kurulmayacaktır. Böyle bir müze, başka bir yerde kurulsa bile, Yahudiler için herhangi bir anlam ifade etmeyecektir. Sıradan bir müzedir" şeklinde konuşuyor.<br />
<br />
Başkan Silvio Ovadio, İZTO ve İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin, yıkık sinagogları restore etmek için kendilerine başvurduğunu da söylüyor. "Biz Yahudi dinindeniz. Bu din Sabatayistliği Yahudi kabul etmez. Ama tabi ki nefret boyutunda değil" diye sözlerini sürdürüyor Ovadio.<br />
<br />
Prof. Yalçın Küçük'e göre, Sabatayistler "Ben Sabataist'im deme cesaretini gösteremedikleri için müze açma isteklerini başka gerekçelere dayandırıyorlar." Küçük Hoca; "Sabatay Sevi ile ilgili müzeye konacak bir tek fotoğraftan başka bir şey yok" diyerek hadisenin bir başka boyutuna dikkat çekiyor: "Bu müze inanç turizmine katkıda bulunmaz. Çünkü Yahudiler Sabataycılardan nefret ederler. Sabataycıları Yahudilerin bir kolu olarak değil, sapkınlık olarak görürler. Bu müzeyi Yahudiler ziyaret etmez. Müslümanlar ve Hıristiyanlar da ziyaret etmeyeceğine göre burayı kim ziyaret edecek ki? Bu müzeyi küçük bir grup, kendi dini liderlerine saygıdan dolayı yapıyorlar."<br />
<br />
Müfit Yüksel'e göre de İzmir Ticaret Odası'nda Sabataycılar var ve bunlar Sabatayistleri Yahudiliğe eklemlemeye çalışıyorlar. "Öyle sanıyorum ki İsrail'deki bazı çevreler müze işine sıcak bakacaklardır. İsrail'de bazı çevreler ne hikmetse Sabataycı kimliğin açığa çıkmasını ve ilgi uyandırmasını istiyorlar" diye sürdürüyor sözlerini Müfit Yüksel.<br />
<br />
Gazeteci Mustafa Aydın ise Portekiz Sinagogu'nun Sabatay Sevi Müzesi'ne dönüştürülmesinin kavgaya sebep olabileceğini ileri sürerken Sevi'nin "doğduğu ev"in müze yapılabileceğini söylüyor.<br />
<br />
Hemen bir bilgi notu ilave edelim. "İzmir'in Agora semtinde bulunan Portekiz ve Galata Sinagogları, TÜSİAD eski Başkanı Tuncay Özilhan ve İzmir'in ölen Belediye Balkanı Ahmet Piriştina tarafından 1999-2000 yıllarında restore ettirdi." (Alişan Satılmış, Ortadoğu gazetesi 26 Aralık 2007)<br />
<br />
TOBB-ETU Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi ve Harvard Üniversitesi'nden doktoralı Cengiz Şişman "Sabatay Sevi ve Sabataycılar-Mitler ve Gerçekler" adlı kitabında İzmir Belediyesi'nin de, Kültür Bakanlığı'nın da Sabatay Sevi Evi Müzesi projesinin içinde olduğunu yazıyor.<br />
<br />
Ne derece doğru bilemiyorum. Ancak pek çok internet sitesinde Cengiz Şişman'ın Harvard Üniversitesi'nde Türkiye Yahudi Hahambaşılığı'nın bursu-finansal desteği ile doktora yaptığı iddiası yer alıyor.<br />
<br />
Cengiz Şişman'a göre Sabatay Sevi Evi tartışması uluslar arası boyutta epey alevlendi.<br />
<br />
Sabatay Sevi Evi konusunda Berry Kapanji (Kapani) nin araştırma yaptığını ve bu araştırmalardan faydalanarak Cengiz Şişman'ın İsrail'in ünlü gazetesi Haaretz'de bir makale yazdığını öğreniyoruz. Bu makaleye atıfta bulunan başka makaleler de ABD'de yayımlanan bazı dergilerde yer alıyor.<br />
<br />
"Berrry Kapanji'nin gayretleriyle bu konu gün yüzüne çıkarıldı ve olay uluslar arası bir tartışma zeminine çekildiğinde bir infial uyandırdı. Ben şimdiye kadar belki onlarca e-posta aldım bu evin kurtarılması konusunda." (C. Şişman, a.g.e, s.127)<br />
<br />
Agora semtindeki evin Sabatay Sevi'nin doğduğu ev olup olmadığını tespit için Cengiz Şişman'ın da içinde bulunduğu bir grup karbon testi yaparak evin yaşını öğrenmeye çalışıyorlar.<br />
<br />
Anladığınız gibi Sabatay Sevi Evi-Müzesi için Berry Kapanji, Cengiz Şişman İZTO yönetimi, İzmir'in CHP'li belediye yönetimi, AKP'li Kültür Bakanlığı, Harvard Üniversitesi, İsrail ve ABD'deki bazı merkezler, bazı İslami cemaatler ve şimdilik "yerli" ve yabancı perdenin arkasındakiler işbirliği yapıyor.<br />
<br />
Tıpkı Meryem Ana Evi tezgâhı gibi.<br />
<br />
Cengiz Şişman'ın yazdığına göre Prof. Marc Bregman 1970'li yıllara ait bir hatırasında, Agora'daki Çingeneler New York'tan gelen bir kadının evin üçüncü katına çıktığını ve ağlayarak dua ettiğini aktarıyor. Yani projenin zihni kökenleri eskiye dayanıyor.<br />
<br />
1992 yılında Michael Grosman adlı Yahudi'nin yaptığı "Sazanikos" adlı belgeselde, Sabatay Sevi'nin doğduğu eve ait olduğu iddia edilen görüntülere de yer veriliyor.<br />
<br />
"Daha sonra evi kurtarmak için birkaç çabada bulunulmuş. Bunlardan birisi de İsrailli Kabala uzmanı olan Abraham Elqayam'a ait. Ancak bu çabaların hiçbiri sonuç vermemiş. İşte son zamanlarda bir de benim de içinde olduğum ULUSLAR ARASI BİR GRUP olarak bir şeyler yapmaya çalışıyoruz." (C. Şişman, a.g.e, s.130)<br />
<br />
İşte Sabatay Sevi Müzesi-Evi projesinin tam merkezindeki isimlerden Cengiz şişman Rahmetli Atatürk'ün babasını Arnavut annesini de Makedonyalı yapıveriyor.<br />
<br />
Cengiz Şişman gibi ben de ABD'de lisansüstü eğitim gördüm. Amerikalıların pek çok devlet politikalarını, hele hele Evanjelist-Kabalist Yahudi tezgâhı Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ni yerden yere vururum. Ama Amerika'da da çok sayıda namuslu siyasetçi hele hele üniversitelerde ilmi ahlakına saygı duyulacak binlerce akademisyen var. Bu insanlar tarihi gerçekler konusunda oldukça dürüsttürler. Yani Cengiz Şişman'ın yaptığı gibi çarpıtma yapmazlar.<br />
<br />
Anlaşılıyor ki Mustafa Kemal Atatürk'e Sabatayist yaftası tutmayınca şimdi de Arnavutluğu tedavüle sürüyor. Türk devletinin kurucusu Gazi, Türk bilinmesinde ne bilinirse bilinsin.<br />
<br />
Bir tarafta İslam ve Peygamberimiz Hz. Muhammed üzerine oynanıyor. Öte yandan Cumhuriyet Türkiye'sinin kurucusu Türk milletinin medarı iftiharı Atatürk üzerine. Ama Türk milleti ahlaki şuurda Muhammed Mustafa'nın, milli şuurda Mustafa Kemal'in rehberliğinde yoluna devam edecektir. Bu durum "travmacılar"a rağmen değişmeyecektir.<br />
<br />
Atatürk Sabataycı mıydı?<br />
<br />
Bu mesnetsiz iddiaların kaynaklarını şöyle sıralayabiliriz:<br />
<br />
1- Atatürk'ün uşağı Cemal Granda'nın hatıralarında naklettiği ve Atatürk'ün söylediğine dair kendisinden başka şahidin olmadığı!<br />
<br />
"Benim için de bazı kimseler, Selanikli olduğumdan Yahudi olduğumu söylemek istiyorlar. Şunu unutmamak lazımdır ki Napolyon da Korsikalı bir İtalyan'dı. Ama Fransız olarak öldü ve tarihe Fransız olarak geçti. İnsanların içinde bulundukları cemiyete çalışmaları lazımdır" sözü.<br />
<br />
Cemal Granda'nın Sabataycı olduğuna dair iddiaların olduğunu belirtelim ve geçelim.<br />
<br />
2- ABD'ye göç eden bir Ermeni asıllı Türk vatandaşının 1923 yılında Amerikan gümrüğünde sorgulanırken söylediği var sayılan "Atatürk'ün Sabatayist olduğu"na dair tevatür.<br />
<br />
3- Yahudi Ansiklopedisi Encylopedia Judaica'nın "Atatürk" maddesinde yer alan bu yöndeki ima.<br />
<br />
4- Mustafa Kemal Atatürk'ün Selanik'te Şemsi Efendi Mektebine gitmesi. Bu mektebin sahibi Şemsi Efendi Sabataycı'dır. Ancak bugün bile gizlenmek, deşifre olmamak için kılı kırk yaran Sabataycıların 1900'lerde sadece Sabataycıların çocuklarının gittiği bir okul açma cesareti! Kelleyi koltuğa almaktan öte bir şeydir. Bugün de Fevziye Mektepleri ve Işık Üniversitesi'nin öğrencilerinin büyük çoğunluğu Müslüman Türk ailelerinin çocuklarıdır.<br />
<br />
Bir başka husus, Atatürk'ün gittiği Şemsi Efendi Mektebi, Atatürk'ün evinin sadece birkaç sokak ilerisindedir.<br />
<br />
5- 1942 yılında Itamar Ben-Zwi adlı İsrailli bir gazetecinin hatıraları yayınlanır. Zwi'nın ölümünden sonra yayımlanan hatıralarına göre, Atatürk 1911 yılında Trablusgarp'a giderken Filistin'e uğrar ve bir otel barında tesadüfen bu gazeteciyle sohbet sırasında kendisinin ilkokuldayken "Shema Yisrael Adonai Eloheinu ve Adonai Ehad" (Dinle ey İsrail Rabbimiz olan Tanrı tektir) duasını okuduklarını hatırladığını söyler. İsrailli gazeteci buradan hareketle Atatürk'ün Sabataycı olabileceğini iddia eder.<br />
<br />
İşte bu hatıralara dayanarak İsrail gazetelerinde defalarca yazı yazan Amerikalı Yahudi Hillel Halkin 1994 yılında Atatürk'ün Sabataycı olduğunu iddia etti. Halkin'in yazısına bazı Avrupalı gazete ve dergilerde atıfta bulunuldu.<br />
<br />
Hillel Halkin'in yazısını şu kaynaktan okuyabilirsiniz:  FORWARD, A Jewish Newspaper published in New York. January 28, 1994.<br />
<br />
Halkin'in uzunca makalesinin elle tutulur yanı yok. Temel dayanak olarak kullandığı İsrailli gazeteci Itamar Ben-Zwi'nin hatıralarının ne zaman yazıldığı belli olmadığı gibi 1911 yılında Atatürk sıradan bir Türk subayıdır, tanınmamaktadır.<br />
<br />
Sakarya Üniversitesi'nden tarih doktoru Emin Sezer Hoca'nın ifadesiyle "Atatürk'ün Türk oğlu Türk olduğuna dair yeterince ve sağlam belge mevcuttur." İsteyen Türk Tarih Kurumu kaynaklarına başvurabilir. Hala bugün Atatürk'ün mensup olduğu Türkmen aşireti aileleri Karaman'da yaşamaktadır.<br />
<br />
Maalesef Milli Gazete yazarı Mehmet Şevki Eygi, Sabatayist-İsrail vatandaşı Yahudi Ilgaz Zorlu'nun Zvi-geyik adlı yayınevinde basılan "İki Kimlikli, Gizli, Esrarlı ve Çok Güçlü Bir Cemaat Yahudi Türkler Yahut Sabataycılar" adlı kitabında Amerikan Yahudi'si Hillel Halkin'in mesnetsiz makalesine dayanarak şunları yazabilmiştir:<br />
<br />
"Türkiye'yi bugünkü perişan hale çocukluğunda bir Karay Hoca'dan gizlice Yahudi diniyle ilgili dersler alan ve her gece "Şema Yisrael" duasını okumadan yatağa girip uyumayan bir kişi sokmuştur." (M.Ş. Eygi, a.g.e, s.112)<br />
<br />
Eygi açıkça Atatürk'ü Sabatayist olmakla itham etmektedir. Anlaşılıyor ki Eygi'nin Suudi Arabistanlı yılları onun maddi kazanç yılları olsa da manevi-insaf yönünü törpülemiş.<br />
<br />
Eygi'nin Halkin'in makalesine dayanarak zikrettiği "Karay Hoca" Karaim/Karay Yahudisidir. Atatürk'e Yahudi duasını öğrettiği iddia edilen Karay Yahudiliği ile Sabataycılık asla bir araya gelmesi mümkün olmayan farklı iki mezheptir.<br />
<br />
Dr. Rıza Nur "Hayat ve Hatıralarım"da Atatürk'ü yer yer ağır şekilde tenkit eder. Ancak Atatürk'ün Sabataycı olduğuna dair en ufak bir imada dahi bulunmaz. Hiç şüpheniz olmasın ki Atatürk'te böyle bir kan bağı olsaydı Rıza Nur bunu en detaylı şekilde kullanırdı.<br />
<br />
Türk Yahudilerinin tarihini yazan değerli araştırmacı Rıfat Bali ile 2007 yılı içinde yaptığımız bir sohbette, benim sorum üzerine "Atatürk'ün Sabataylıkla uzak yakın bir alakası yoktur" dedi ve ve bunu bir makale olarak Ortadoğu gazetesinde yayımladım. Sayın Bali Sarbon Üniversitesi mezunudur. Bazı konularda farklı düşünsek de kendi ifadesiyle bu toprağın evladıdır ve Türk milletinin manevi değerleri konusunda hassasiyetini sürekli dile getirir.<br />
<br />
Bir başka husus, Türk tarihinde mason localarını 10 Ekim 1935 yılında bir gecede kapatan ilk ve tek Türk devlet adamı Atatürk'tür. Hatta bu sebepten dolayı Atatürk'ün Yahudiler ve Sabatayistler tarafından ağır ağır zehirlendiğine dair çok sayıda kaynakta bilgi mevcuttur. Kaldı ki hepimize ilkokuldan beri adeta maksatlı bir şekilde öğretildiği bugün iyice gün yüzüne çıkan; "Atatürk çok içki içtiği için buna bağlı sirozdan öldü" de gerçeği yansıtmamaktadır.<br />
<br />
Atatürk'e biyopsi de otopsi de yapılmamıştır. Atatürk'ün İstiklal Savaşı yıllarında hiç içki içmediği, daha sonraki yıllarda da kendisinin asla aşırı alkol almadığı daha çok karşısındakilere içirdiği pek çok hatıratta yer almaktadır.<br />
<br />
Atatürk'ün "salyrgan"(civalı ilaç) ile tedavi gerekçesiyle aslında ağır ağır zehirlenerek öldürüldüğü artık ortaya çıktı. Bugün mezarından alınacak bir tek saç telinin analizi her şeyin ortaya çıkmasına yeter de artar bile. Öte yandan Atatürk daha önce sıtma geçirmesine rağmen sadece 1937 yılında İstanbul Eczanesi'nden Atatürk için 43 kutu kinin ilacı alınmıştır. Bu ilaç karaciğer ve dalağı yıpratır. <br />
<br />
Görüldüğü gibi Türk milli kimliğinin oluşmasında büyük katkısı olan bizi ümmetten ve tebadan millete geçiren Mustafa Kemal Atatürk Türk kimliğinin dışına çıkarılmak isteniyor.<br />
<br />
Değerli tarihçi, akademisyen Dr. Emin Sezer'in ifade ettiği gibi; "Türk, Muhammed Mustafa'sız da Mustafa Kemal'siz de olmaz." "Sabatayist" iddiaları ile Mustafa Kemal Türk kimliğinden çıkarılmak istenirken, "ılımlı İslam", "dinlerarası diyalog" ve "Kelime-i Tevhid'in Muhammedün Resulullah kısmını söylemeye gerek yoktur" ile Hz. Peygamber İslam'ın alt basamaklarına itilerek "İsevi Müslümanlık" peydahlanmak, İslam, Kabala temelli Yahudi-Hıristiyan inancına monte edilerek Yeni Dünya Düzeni'nin "tek dünya dini", senkretik dinin içi boşaltılmış bir parçası haline dönüştürülmek planlanıyor.<br />
<br />
İzmir Selçuk Bülbül dağındaki Meryem Ana Evi ile İzmir'deki Sabatay Sevi Müzesi-Evi aynı karanlık emellerin kilometre taşlarıdır. Her ne kadar proje tepkiler üzerine biraz "askıya" alınmış görünse de.<br />
<br />
Ahmet Almaz'ın sözünü ettiğimiz kitabından bir alıntı yapalım. Bu bilginin esas kaynağı 28 Aralık 2006 tarihli Yeni Şafak gazetesi ve Şaban Aslan'dır.<br />
<br />
"Sabatay Sevi'nin 300 yıl önce görev yaptığı İzmir'in Agora semtindeki Portekiz Sinagogu'na Sabatay Sevi Müzesi yapma girişimi, Musevi cemaati tarafından da onaylanmamıştı. Sabatay Sevi'nin oturduğu mahalle, Havra Sokağı'nın yanında, tarihi Agora kentinde bulunuyor.<br />
<br />
İzmir Büyükşehir Belediyesi, Agora kentinin cazibesini artırmak için eskiden çoğu Yahudi yerleşimcilerden oluşan, şimdilerde işyeri olan eski binaları yıkarak yeşil alana dönüştürüyor. Agora kentinin yanında yıkımı durdurulan birkaç binadan biri, Sabatay Sevi'nin 300 yıl önce yaşadığı tarihi ev. Evin bulunduğu Namazgâh Mahallesi'nin 15 yıllık muhtarı Erol Ertürkmen "Tüm mahalleyi yıktılar bir o evi bıraktılar. Orayı neden yıkmadıklarını sordum. 'Burası Sabatay Sevi'nin evi' dediler. Bu evde 10 yıl öncesine kadar bir aile oturuyordu. Sanıyorum etrafı temizlenip onarılacak" dedi.(A. Almaz, a.g.e, s.201)<br />
<br />
Size çok ilginç bir örnekten daha bahsetmek istiyorum.<br />
<br />
Evanjelist Hıristiyanlar ve Ortodoks Yahudiler Kudüs'te bir an önce Süleyman Tapınağı'nın yeniden yapılmasını istiyorlar. Süleyman Tapınağı'nın üçüncü kez yapılabilmesi için Mescid-i Aksa ve Kubbetüs Sahra Camilerinin yıkılması gerekiyormuş. <br />
<br />
Bu "kutsal idealin" en önemli isimlerinden biri 1970'lerden beri Frankist (Hıristiyan Yahudi veya Hıristiyan Sabatayist) âlim-papaz Bellarmino Bagatti ve en büyük destekçisi de İsrailli ünlü mimar Tuvia Sagiv. Bu hususta daha geniş bilgiyi Joel Levy'nin 2006'da yayımlanan "Lost Histories/Exploring the World's most Famous Mysteries" adlı kitabında bulabilirsiniz.<br />
<br />
Ruşen Çakır 27 Haziran 2008 tarihli Vatan gazetesindeki köşesinde Cengiz Şişman'ın kitabını konu alan uzunca bir yazı yayınladı.<br />
<br />
Yazının bir bölümü Cengiz Şişman'la yapılmış mülakattan oluşuyor. Aşağıda okuyacağınız satırlar Çakır'ın yazısından derlenmiştir.<br />
<br />
"Hem Yahudilik hem de masonlukla irtibatlı olarak gösterilen Sabataycılar bir de işin içine gizlilik girince iyice hedef tahtasına yerleştirildiler&#8230; Yrd. Doç. Cengiz Şişman'ın "Sabatay Sevi ve Sabataycılar" kitabıyla karşılaştığımda önce tereddüt ettim. Fakat "Mitler ve Gerçekler" altbaşlığı ve yazarın ABD'de Harvard Üniversitesi'nde konuyla ilgili doktora yapmış olduğu bilgisi üzerine okumaya koyuldum&#8230; Sonuçta Şişman'ın kitabı "düşmanımızı tanıyalım" diye alanları hayal kırıklığına uğratıyor; Türkiye mozaiğinin bir parçası olan Sabataycılık hakkında serinkanlı, objektif bilgi sahibi olmak isteyenlerin de takdirini kazanıyor."<br />
<br />
Ruşen Çakır'ın yazısında yer alan Cengiz Şişman'ın sözleri de özetle şöyle:<br />
<br />
"Kolay olmayan bir işe kalkıştığım doğru. Yerleşik yanlışları değiştirmek zorlu ve zaman isteyen bir iş&#8230; Eleştirilerden daha fazla da takdir alıyorum&#8230; Ben bu konu ile yıllardır bilimsel anlamda ilgileniyorum. Çünkü hem Osmanlı tarihçisi hem de dinler tarihçisiyim. Ancak başlangıçtan itibaren bu konudaki yaklaşım tarzları, art niyetler ve cahilane yorumlar beni hep rahatsız ede gelmiştir. Konuya akademik bir disiplin ve hassasiyetle yaklaşıldığında benim vardığım sonuçlar çok şaşırtıcı değil."<br />
<br />
Burada kısa bir açıklama yapalım. Cengiz Şişman söz konusu kitabında, dinler tarihi hususunda büyük otorite olan, ilim insanlığına herkesin hürmet ettiği, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Küçük'ün "Dönmeler-Sabatayistler Tarihi" adlı kitabını (Andaç Yayınları, 0312-384 18 28-29; Faks: 0312-384 38 67) küçümsüyor, beğenmiyor.<br />
<br />
Yine bu hususta Prof. Orhan Türkdoğan ile Mahmut Çetin'in çok değerli eserleri var ve her objektif düşünceli insanın takdirini kazanıyor.<br />
<br />
Şişman'dan devam edelim.<br />
<br />
"Oyunun/güç ilişkilerinin dışında kalan ya da dışında kaldığını hisseden herkesin, kendi yetersizliklerini açıklamakta başvurduğu en kestirme savunma mekanizması bu. En yakın örneklerden biri "dünyanın efendileri"nin katıldığı yıllık Bilderberg toplantıları hakkındaki komplolardır mesela. İslamcıların bir zamanlar en çok spekülasyon yaptıkları konu idi. Ama son iki yıldır gündemden düştü. Niye? Çünkü İslamcılar güç ilişkilerinin merkezine yerleşmeye başladılar ve "komplo kurulan" değil "komplo kuran" bir mevkiye yükseldiler&#8230; Sabataycı kökenli insanlar Osmanlı'nın son dönemlerinde ve çağdaş Türkiye'nin kurulması aşamasında etkili olmuş insanlardır&#8230;<br />
 <br />
Bunların birçoğu 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dini, ırki ya da kabilesel kimliklerinin bırakıp, diğer birçok Türk aydını gibi modernleşmeci, aydınlatmacı ve kısmen de masonik fikirlerin etkisi altında kalmışlardır&#8230; Şurası bir gerçektir ki, Sabataycılık ilk başında oldukça yoğun Yahudilik unsurları barındırmış ama zamanla bu azalmış ve yukarıda bahsettiğim gibi özellikle modernite ile tanıştıktan sonra bir kısmı agnostik ya da ateist olmuşlardır."<br />
Sözün özü&#8230;<br />
<br />
Türkiye teostratejik planlamaya dayalı siyasi, iktisadi, psikolojik, etnik tabanlı sosyal ve dini tehditler altında.<br />
Ramazan K. Kurt<br />
  <br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Beklenmedik Barış]]></title>
			<link>http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74421</link>
			<pubDate>Sat, 05 Jul 2008 19:08:44 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74421</guid>
			<description><![CDATA[Şimdiye kadar hiç kimse, Kıbrıs barış sürecinin başarısız olacağına dair bahse girip para kaybetmemiştir. Ancak yıllardan sonra bu yıl, söz konusu anlaşmazlığı sona erdireceken iyi şans sessizce yerel ve uluslararası karar vericilere yaklaştı ve şimdi Avrupa Birliği'nin geçmişteki hatalarını affettirmek için son bir fırsatı var. <br />
<br />
Her ikisi de AB'ye yakınlaşmaya istekli olan Kıbrıslı Türkler ve Türkiye, yönlerini ilk değiştirenler olmuşlardı. 250 bin Kıbrıslı Türk 2004 yılında liderleri Rauf Denktaş'ı oylarıyla görevden uzaklaştırdı. Birleşmiş Milletler'in aracı olduğu, AB'nin onayladığı ve yeni bir Kıbrıs federasyonunun kurulmasını ve Türk askerlerinin çekilmesini öngören, Annan Planı olarak bilinen planı kabul etti. <br />
<br />
Buna karşın, 750 bin Kıbrıslı Rum büyük oy çoğunluğuyla Annan Planını reddeti. Ancak anlaşılmaz bir şekilde bu uzlaşmaz tavırları için oylamanın hemen ardından AB tam üyeliğiyle ödüllendirildiler. Ondan sonra da istenmiyen sonuçlar kuralı devreye girdi. <br />
 <br />
AB üyeliği Kıbrıslı Rumlara öylesine bir güven duygusu aşıladı ki, artık orduları için yedek parçayı bile zor alıyorlar. Üyelik Rumların ayrıca eninde sonunda Türkiye'nin askeri gücü tarafından desteklenen Kıbrıslı Türklerle adil bir anlaşma yapabileceklerine inanmalarını sağladı. <br />
RUMLARIN TUTUMU <br />
<br />
Kıbrıslı Rumlar, aynı zamanda katı tutumlu liderleri Tasos Papadopulos'un uyuşmaz politikalarını, kendi bağımsızlıklığını ilan eden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin uluslararası tanınmasını artırdığının farkına vardılar. Kapılarında ikinci bir Kosova'nın oluşmasından korktular. Ve böylece Kıbrıslı Rum seçmenler geride bıraktığımız Şubat ayında kampanyasını Annan Planının reddedilmesine dayandıran ve herhangi bir uzlaşma anlaşmasına engel olacağını duyuran Papadopulus'u görevden uzaklaştırdılar. Daha önce görev başındaki hiçbir Kıbrıslı Rum lider seçimlerin ilk turunda kaybetmemişti. <br />
<br />
Seçimin galibi pragmatik komünist lider Dimitris Hristofyas ise aksine Kıbrıslı Türklere verilecek tavizler konusunda kampanya yaptı. İktidara gelmesinden bu yana bir çok tabuyu yıkan Hristofyas, Kıbrıslı Rumların uzlaşmazlığın sorumluluğunu paylaşması gerektiğini kabul etti. Hristofyas, 1960'ların toplumsal şidet olaylarında öldürülen bir Kıbrıslı Türkün yeniden yapılan cenaze törenine çelenk ve temsilci yolladı. <br />
<br />
GÖRÜŞMELERİN BAŞARI ŞANSI <br />
<br />
Adının Rum kesiminin artık AB'de olması nedeniyle görüşmelerde başarısız olunmasının bedeli Avrupa'nın geri kalanına da yansıyacaktır. Kısaca Avrupalı liderlerin Kıbrıs'a öncelik vermelerinin zamanı artık gelmiştir. İrlanda'nın Lizbon Antlaşmasını reddetmesinden sonra, AB'ye ilgi çekmek için Kıbrıs'a barış getirmekten daha iyi ne olabilir? Demokrasi ve refah yaymak, AB'nin en asli amacı ve en büyük başarısı olmuştur. AB bunu, 2004 yılında herkes tarafından çok yanlış bir şekilde anlaşılanı, 2008 yılında Hristofyas ve Talat beyefendilerin doğru yapmalarına yardımcı olarak yeniden başarabilir. Artık yapılacak iş 25 Temmuz tarihini beklemek olmalıdır. <br />
Kamuran Özbir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Şimdiye kadar hiç kimse, Kıbrıs barış sürecinin başarısız olacağına dair bahse girip para kaybetmemiştir. Ancak yıllardan sonra bu yıl, söz konusu anlaşmazlığı sona erdireceken iyi şans sessizce yerel ve uluslararası karar vericilere yaklaştı ve şimdi Avrupa Birliği'nin geçmişteki hatalarını affettirmek için son bir fırsatı var. <br />
<br />
Her ikisi de AB'ye yakınlaşmaya istekli olan Kıbrıslı Türkler ve Türkiye, yönlerini ilk değiştirenler olmuşlardı. 250 bin Kıbrıslı Türk 2004 yılında liderleri Rauf Denktaş'ı oylarıyla görevden uzaklaştırdı. Birleşmiş Milletler'in aracı olduğu, AB'nin onayladığı ve yeni bir Kıbrıs federasyonunun kurulmasını ve Türk askerlerinin çekilmesini öngören, Annan Planı olarak bilinen planı kabul etti. <br />
<br />
Buna karşın, 750 bin Kıbrıslı Rum büyük oy çoğunluğuyla Annan Planını reddeti. Ancak anlaşılmaz bir şekilde bu uzlaşmaz tavırları için oylamanın hemen ardından AB tam üyeliğiyle ödüllendirildiler. Ondan sonra da istenmiyen sonuçlar kuralı devreye girdi. <br />
 <br />
AB üyeliği Kıbrıslı Rumlara öylesine bir güven duygusu aşıladı ki, artık orduları için yedek parçayı bile zor alıyorlar. Üyelik Rumların ayrıca eninde sonunda Türkiye'nin askeri gücü tarafından desteklenen Kıbrıslı Türklerle adil bir anlaşma yapabileceklerine inanmalarını sağladı. <br />
RUMLARIN TUTUMU <br />
<br />
Kıbrıslı Rumlar, aynı zamanda katı tutumlu liderleri Tasos Papadopulos'un uyuşmaz politikalarını, kendi bağımsızlıklığını ilan eden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin uluslararası tanınmasını artırdığının farkına vardılar. Kapılarında ikinci bir Kosova'nın oluşmasından korktular. Ve böylece Kıbrıslı Rum seçmenler geride bıraktığımız Şubat ayında kampanyasını Annan Planının reddedilmesine dayandıran ve herhangi bir uzlaşma anlaşmasına engel olacağını duyuran Papadopulus'u görevden uzaklaştırdılar. Daha önce görev başındaki hiçbir Kıbrıslı Rum lider seçimlerin ilk turunda kaybetmemişti. <br />
<br />
Seçimin galibi pragmatik komünist lider Dimitris Hristofyas ise aksine Kıbrıslı Türklere verilecek tavizler konusunda kampanya yaptı. İktidara gelmesinden bu yana bir çok tabuyu yıkan Hristofyas, Kıbrıslı Rumların uzlaşmazlığın sorumluluğunu paylaşması gerektiğini kabul etti. Hristofyas, 1960'ların toplumsal şidet olaylarında öldürülen bir Kıbrıslı Türkün yeniden yapılan cenaze törenine çelenk ve temsilci yolladı. <br />
<br />
GÖRÜŞMELERİN BAŞARI ŞANSI <br />
<br />
Adının Rum kesiminin artık AB'de olması nedeniyle görüşmelerde başarısız olunmasının bedeli Avrupa'nın geri kalanına da yansıyacaktır. Kısaca Avrupalı liderlerin Kıbrıs'a öncelik vermelerinin zamanı artık gelmiştir. İrlanda'nın Lizbon Antlaşmasını reddetmesinden sonra, AB'ye ilgi çekmek için Kıbrıs'a barış getirmekten daha iyi ne olabilir? Demokrasi ve refah yaymak, AB'nin en asli amacı ve en büyük başarısı olmuştur. AB bunu, 2004 yılında herkes tarafından çok yanlış bir şekilde anlaşılanı, 2008 yılında Hristofyas ve Talat beyefendilerin doğru yapmalarına yardımcı olarak yeniden başarabilir. Artık yapılacak iş 25 Temmuz tarihini beklemek olmalıdır. <br />
Kamuran Özbir]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bakalım Ne Çıkacak...]]></title>
			<link>http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74420</link>
			<pubDate>Sat, 05 Jul 2008 19:07:51 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74420</guid>
			<description><![CDATA[Bir yılı aştı. Bitmedi. Ne zaman biteceğini de bilen yok. Herkes tahmin üzere konuşuyor: "Yakında iddianame çıkar, yeni gözaltına alınanlarla ilgili ek iddianame düzenlenir&#8230;" filan&#8230; <br />
<br />
<br />
Adı Ümraniye'de bulunan el bombalarından dolayı "Ümraniye" olarak başladı. Kesmemiş olacak ki, "Ergenekon" olarak değiştirildi. Gazetelere baktım şu an itibariyle beş ayrı safha atlatmış, ama yine de bitmemiş&#8230;<br />
<br />
<br />
Yanlış anlaşılmasın bitmeyen dava değil. Bu memlekette davalar öyle kolayına bitmez. Bitmeyen iddianame hazırlığı. Ortada olmayan iddianameye rağmen tam 49 kişi ise tutuklu&#8230;<br />
<br />
<br />
Yazdıklarımıza bakıp, tutuklananları veya gözaltına alınanları savunduğumu çıkarmasın kimse. Öyle bir derdim yok. Bu satırların yazarı olarak, yüzlerce binlerce kez yazdım, yine tekrarlarım: Hukukun üstünlüğüne inanıyorum. Demokrasiye inanıyorum. Bir Türk milliyetçisi olarak, milletimin mutlu ve huzurlu geleceğine inanıyorum. İnsanlarımızın ağzının tadını kaçıran, birlik ve bütünlüğüne kasdeden, demokrasiye karşı olan, hukuku tanımayan her anlayış ve kişiye karşıyım, onları da ben tanımıyorum.<br />
<br />
<br />
Mamafih, hukukun üstünlüğü bağlamında, bir iddianamenin bir yıla varan bir zaman diliminde yazılmamış olmasını, insanların neyle suçlandıklarını bilmeden aylardan beri içeri tıkılmasını da asla onaylamıyorum.<br />
<br />
<br />
Artık, MHP Genel Başkanı Sn. Dr. Devlet Bahçeli'nin gazetecilerin sorusu üzerine ifade ettiği gibi, iddianamenin açık ve anlaşılır bir şekilde bir an önce kamuoyuna açıklanmasını ve insanlarımızın hukuka olan bağlılık ve saygılarına halel gelmemesini diliyorum.<br />
<br />
<br />
Alakalı alakasız insanların "darbeci", "çeteci" veya "terör örgütü üyesi" gibi çok ağır bir suçlamalarla yüzyüze kalmasını ise gerçekten doğru bulmuyorum. Bu konuda savcıların çok daha titiz olması gerektiğini düşünüyorum. İktidarın hoşuna gitmeyen, eleştirileriyle dozu aşan herkesi bu kapsamda değerlendirmediklerine dair toplumu ikna etmelerinde fayda vardır. Yoksa yine hukukun üstünlüğü tartışılır. <br />
<br />
<br />
Ayrıca, bazı kimselerin hatırlattıkları üzere, sanki darbe dönemindeymiş gibi, insanların balık istifi gözaltına alınmalarını, kollarının kelepçelenip, şık olmayan bir şekilde medyada teşhirlerini de kimsenin hukukun üstünlüğü ile bağdaştırması mümkün değildir. <br />
<br />
<br />
Gözaltına alınan insanların neredeyse tümü zaten kamuoyunun bilip tanıdığı, adresi, ikameti, meşguliyeti belli isimler. Eğer bilgileri lazımsa çağırılıp bilgi alınsın, yok evrakı, bilgisayarı şunu bunu lazımsa buna göre davranılsın ama nedir öyle aşağılarcasına, linç edercesine bu insanlara kelepçe takmak, kafalarına bastırarak polis otolarına bindirmek?... Böyle mi tesis edeceğiz hukukun üstünlüğünü?<br />
<br />
<br />
Evet, hukukun üstünlüğünü tesis etmek isterken ülkemizi bir polis devletine, korku diktatörlüğüne doğru götürmemek gerektiğini görmemiz lazım. Darbelerden kaçalım derken, insanlarımızı ve ülkemizi bir başka istenmeyene doğru zorlamamamız lazım. <br />
<br />
<br />
Şimdi, herkesin eteğindeki taşları döküp, şapkasını önüne alıp muhasebe yapma zamanıdır. Ama öyle kırıp dökerek olmaz. <br />
<br />
<br />
Yarın bir yılı aşkın tutuklu bulunanların çoğunun ilk mahkeme celsesini müteakip bırakılması durumunda, gözaltına alınanların hakeza serbest kalması halinde bunun hesabı nasıl verilecektir?<br />
<br />
<br />
Biz sayın savcıların iddialarının tümüyle boş olduğunu söylemiyoruz, ama savcıların bu kadar siyasallaşmış bir iklimde davalarını siyasetin konusu, kavgaların cephanesi olmaktan korumalarını da vurgulamak istiyoruz. <br />
<br />
<br />
Bir önemli ayrıntı da, bazı emekli zevat üzerinden ordumuza yapılan yalan yanlış, haddini hududunu aşan eleştiri ve yaklaşımlara ilişkin olacaktır. Unutulmasın ki, ordusu olmayan milletin yurdu da olmaz. Bazı emekli zevatın konumlarını hesaba katmaksızın, girişmiş oldukları hukuk dışı ilişkiler ayrıdır, Türk Silahlı Kuvvetleri ayrıdır. Bu konuda, TSK zaten hem geçmişte, hem son olaylar vesilesiyle gerekli açıklamayı yapmıştır: İnsanlar emekli olduğu andan itibaren, sivil vatandaştır ve sivil vatandaşlar da hangi hukuka tabi ise ona tabidirler. Ötesi yoktur. <br />
 <br />
Onların geçmişte yapmış oldukları görevlerden kaynaklanan bir sıkıntı olursa da zaten TSK gereğini yapmaktadır. Bu ordu, kuvvet komutanını bile görevini kötüye kullandığı için yargılamış, rutbelerini ve geçmişte elde ettiği özlük haklarını geri almış, hapse atabilmiştir. Bu orduya leke bulaşmaz, atılan lekeler de üzerinde durmaz&#8230;<br />
<br />
Cihan Türker]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bir yılı aştı. Bitmedi. Ne zaman biteceğini de bilen yok. Herkes tahmin üzere konuşuyor: "Yakında iddianame çıkar, yeni gözaltına alınanlarla ilgili ek iddianame düzenlenir&#8230;" filan&#8230; <br />
<br />
<br />
Adı Ümraniye'de bulunan el bombalarından dolayı "Ümraniye" olarak başladı. Kesmemiş olacak ki, "Ergenekon" olarak değiştirildi. Gazetelere baktım şu an itibariyle beş ayrı safha atlatmış, ama yine de bitmemiş&#8230;<br />
<br />
<br />
Yanlış anlaşılmasın bitmeyen dava değil. Bu memlekette davalar öyle kolayına bitmez. Bitmeyen iddianame hazırlığı. Ortada olmayan iddianameye rağmen tam 49 kişi ise tutuklu&#8230;<br />
<br />
<br />
Yazdıklarımıza bakıp, tutuklananları veya gözaltına alınanları savunduğumu çıkarmasın kimse. Öyle bir derdim yok. Bu satırların yazarı olarak, yüzlerce binlerce kez yazdım, yine tekrarlarım: Hukukun üstünlüğüne inanıyorum. Demokrasiye inanıyorum. Bir Türk milliyetçisi olarak, milletimin mutlu ve huzurlu geleceğine inanıyorum. İnsanlarımızın ağzının tadını kaçıran, birlik ve bütünlüğüne kasdeden, demokrasiye karşı olan, hukuku tanımayan her anlayış ve kişiye karşıyım, onları da ben tanımıyorum.<br />
<br />
<br />
Mamafih, hukukun üstünlüğü bağlamında, bir iddianamenin bir yıla varan bir zaman diliminde yazılmamış olmasını, insanların neyle suçlandıklarını bilmeden aylardan beri içeri tıkılmasını da asla onaylamıyorum.<br />
<br />
<br />
Artık, MHP Genel Başkanı Sn. Dr. Devlet Bahçeli'nin gazetecilerin sorusu üzerine ifade ettiği gibi, iddianamenin açık ve anlaşılır bir şekilde bir an önce kamuoyuna açıklanmasını ve insanlarımızın hukuka olan bağlılık ve saygılarına halel gelmemesini diliyorum.<br />
<br />
<br />
Alakalı alakasız insanların "darbeci", "çeteci" veya "terör örgütü üyesi" gibi çok ağır bir suçlamalarla yüzyüze kalmasını ise gerçekten doğru bulmuyorum. Bu konuda savcıların çok daha titiz olması gerektiğini düşünüyorum. İktidarın hoşuna gitmeyen, eleştirileriyle dozu aşan herkesi bu kapsamda değerlendirmediklerine dair toplumu ikna etmelerinde fayda vardır. Yoksa yine hukukun üstünlüğü tartışılır. <br />
<br />
<br />
Ayrıca, bazı kimselerin hatırlattıkları üzere, sanki darbe dönemindeymiş gibi, insanların balık istifi gözaltına alınmalarını, kollarının kelepçelenip, şık olmayan bir şekilde medyada teşhirlerini de kimsenin hukukun üstünlüğü ile bağdaştırması mümkün değildir. <br />
<br />
<br />
Gözaltına alınan insanların neredeyse tümü zaten kamuoyunun bilip tanıdığı, adresi, ikameti, meşguliyeti belli isimler. Eğer bilgileri lazımsa çağırılıp bilgi alınsın, yok evrakı, bilgisayarı şunu bunu lazımsa buna göre davranılsın ama nedir öyle aşağılarcasına, linç edercesine bu insanlara kelepçe takmak, kafalarına bastırarak polis otolarına bindirmek?... Böyle mi tesis edeceğiz hukukun üstünlüğünü?<br />
<br />
<br />
Evet, hukukun üstünlüğünü tesis etmek isterken ülkemizi bir polis devletine, korku diktatörlüğüne doğru götürmemek gerektiğini görmemiz lazım. Darbelerden kaçalım derken, insanlarımızı ve ülkemizi bir başka istenmeyene doğru zorlamamamız lazım. <br />
<br />
<br />
Şimdi, herkesin eteğindeki taşları döküp, şapkasını önüne alıp muhasebe yapma zamanıdır. Ama öyle kırıp dökerek olmaz. <br />
<br />
<br />
Yarın bir yılı aşkın tutuklu bulunanların çoğunun ilk mahkeme celsesini müteakip bırakılması durumunda, gözaltına alınanların hakeza serbest kalması halinde bunun hesabı nasıl verilecektir?<br />
<br />
<br />
Biz sayın savcıların iddialarının tümüyle boş olduğunu söylemiyoruz, ama savcıların bu kadar siyasallaşmış bir iklimde davalarını siyasetin konusu, kavgaların cephanesi olmaktan korumalarını da vurgulamak istiyoruz. <br />
<br />
<br />
Bir önemli ayrıntı da, bazı emekli zevat üzerinden ordumuza yapılan yalan yanlış, haddini hududunu aşan eleştiri ve yaklaşımlara ilişkin olacaktır. Unutulmasın ki, ordusu olmayan milletin yurdu da olmaz. Bazı emekli zevatın konumlarını hesaba katmaksızın, girişmiş oldukları hukuk dışı ilişkiler ayrıdır, Türk Silahlı Kuvvetleri ayrıdır. Bu konuda, TSK zaten hem geçmişte, hem son olaylar vesilesiyle gerekli açıklamayı yapmıştır: İnsanlar emekli olduğu andan itibaren, sivil vatandaştır ve sivil vatandaşlar da hangi hukuka tabi ise ona tabidirler. Ötesi yoktur. <br />
 <br />
Onların geçmişte yapmış oldukları görevlerden kaynaklanan bir sıkıntı olursa da zaten TSK gereğini yapmaktadır. Bu ordu, kuvvet komutanını bile görevini kötüye kullandığı için yargılamış, rutbelerini ve geçmişte elde ettiği özlük haklarını geri almış, hapse atabilmiştir. Bu orduya leke bulaşmaz, atılan lekeler de üzerinde durmaz&#8230;<br />
<br />
Cihan Türker]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Egenekon Soruşturması Sürerken:]]></title>
			<link>http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74419</link>
			<pubDate>Sat, 05 Jul 2008 19:06:45 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.hilalturk.com/showthread.php?tid=74419</guid>
			<description><![CDATA[Egenekon Soruşturması Sürerken: "Yeni Zabtiyeler"- Merkez Bankası Ve Toprak Satışı- Erzurum Kongresi Ve Zaman Ve Liderler... <br />
<br />
3 Temmuz 1919 Mustafa Kemal Paşa, Atatürk'ün Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali'ni başlatmasının önde gelen adımlarını attığı sırada Erzurum'a varışı günüdür. Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali'nin şanlı şehri Erzurum'da 3 Temmuz günü bir anma töreni düzenlenmiştir. Erzurum'daki bu anma günü ekranlarda yoktur. Ama bir tek ekranda vardır: Başkent Televizyonu. <br />
<br />
1- "MANDA KABUL EDİLEMEZ"... <br />
<br />
Erzurum Kongresi'nin başlangıcı 23 Temmuz günüdür. Bitişi 7 Ağustos günü olmuştur. Kongre kararlarının 1'inci maddesi şöyledir: "...Ulusal sınırlar içinde Vatan bir bütündür. Onun değişik bölümleri bir birinden ayrılamaz..." Kongre kararlarının 6'ıncı maddesi şöyledir: "...Manda ve himaye kabul edilemez..." Eskiden yakın zamanlara kadar böyle günlerde TRT'de programlar yapılırdı. Şimdi yapılmış mıdır? Şahsen görmedim. <br />
<br />
2- ŞU AVRUPA BİRLİĞİ... <br />
<br />
Avrupa Birliği Türkiye'nin bütün dahili meselelerine burnunu sokarak, akıl vermeyi, müdahaleciliği, haddini aşan tam emperyalist bir zihniyetle adet edinmiştir. Son marifetleri de, 1- Anayasa Mahkemesi'ne karşı baskıcı açıklamalar yapmak, yürütmekte olan Ergenekon soruşturmasına destek vermek, hatta akıl vermek olmuştur. Brüksel kendisini halâ galiba 30 Ekim 1918 sonrası teslimiyet günlerinde görmektedir. Ama, o günler tarihin çöplüğündedir. <br />
<br />
3- İSTANBUL MANDATERLİĞİ... <br />
<br />
Erzurum Kongresi yapılırken İstanbul'da Amerikan mandası mı İngiltere mandası mı tartışmaları yapılmaktaydı. Tabii bunların başında işbirlikçi Sadrazam Damat Ferit vardı. Vatan işgal edilmişti. Ama Mustafa Kemal Paşa'nın emrinde Kuvvayı Milliye doğmuş, Türk Ordusu'da o süre içinde yeniden düzenlenerek emperyalizme karşı Vatan savaşına başlamıştı. <br />
<br />
4- BAŞKENT TV... <br />
<br />
Başkent Televizyonu Erzurum Kongresi için Erzurum'a giden Mustafa Kemal Paşa'nın Erzurum'a varışı günü olan 3 Temmuz anma toplantısını geniş bir şekilde vermiştir. Aslında "izlenmesi gereken" bir ekrandır. Orada Nahit Duru gibi bir usta meslekdaşım, Yaşar Aysev gibi bir başka değerli meslekdaşım vardır. Ellerine sağlıktır. Başkent Televizyonunun programları mesleğin deneyimli isimleri Nahit Duru ve Yaşar Aysev'in söyleşileri ve haberleri gerçekten izlenmye değer. Başkent TV Vatan sevdası dolu bir televizyondur. <br />
<br />
5- SENATO BİLDİRİSİ... <br />
<br />
Başkent Üniversitesi Senatosu'nun aynı gün şaheser anlamlı bir bildirisi yayımlanmıştır. Medyada göremedim. Notda alamadım. Ama, bildiri son derece anlamlı, yani emperyalizme karşı özellikler taşımıştır. Orada değerli bir rektör vardır: Mehmet Haberal. Öğretim üyeleri ile bir büyük bütünlük içinde Cumhuriyet ve Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali felsefesine sahip gençler yetiştirilmektedir. Bu yılki diploma töreni bunun şaheser bir örneği olmuştur. Şimdi şu talihe bakınız: Cumhuriyet Gazetesi'nin dünkü manşeti şuydu: "Yeni hedef rektörler". Bazı gazetelerde gözaltılardan sonra sıranın kimlerde olduğunun açık açık yazıldığı o manşetin tamamlayıcı bölümüdür. <br />
<br />
6- ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM... <br />
<br />
Milliyet Gazetesi'nin manşetinde iki fotoğraf yan yana konuşmuştu. Ergenekon soruşturması nedeniyle, Ergenekon sanıklarına finansal destek sağladığı iddiası ile haziran 2007'de tutuklanan iş adamı 60 yaşındaki Kuddisi Okkır kanser hastalığına yakalanmış ve artık ölüm döşeğine düştüğü için önceki gün tahliye edilmiştir. Milliyet'in yan yana koyduğu iki fotoğraf üzerinde yorum yapmaya gerek yoktur. <br />
<br />
7- BAHÇELİ AÇIKLAMASI... <br />
<br />
Ergenekon soruşturmasının başlamasının ardından kimi "merkezler" ve Brüksel, Türk Ordusu'n karşı sanki bir yıpratma siyaseti başlatmışlardı. Ancak, Türk Ordusu'nu yıpratmak kimsenin gücünde de değildir, ama, böylesine bir siyaset vardır. Bir taraftan emperyalizmin tetikçisi terörün pusuları, mayınları karşısında yeni şehitler veren Türk Ordusu, öteki taraftan "merkezi" bir kampanya ile karşı karşıyadır. MHP Lideri Devlet Bahçeli "tarihsel bir sorumlulukla" yaptığı açıklamada bu çirkin siyasetin üzerinde durmuş, geniş bir açıklama yapmıştır. <br />
<br />
8- O SIRADA YABANCI SATIŞ... <br />
<br />
Kamuoyu "Ergenekon soruşturması ile meşgulken" Anayasa Mahkemesi'nin daha önce iptal ettiği yabancılara toprak satışı ile ilgili bir kanun TBMM'den geçirilmiştir. Yabancılara toprak satışının tarihsel süreci de vardır. İlk olarak Osmanlı İmparatorluğu Dönemi'nde 1870 yılında çıkarılan Maadin Nizamnamesi ile böyle bir düzenleme yapılmıştı. Cumhuriyet bunu reddetmişti. Şimdi yabancılara yeniden arazi satışının önü açılmıştır. Tarihsel bir hata daha böylece ortaya çıkmıştır. <br />
<br />
9- ERZURUM KONGRESİ... <br />
<br />
23 Temmuz günü toplanan Erzurum Kongresi Kararları'nın 5'inci maddesi şöyledir: "...Azınlıklara, hristiyan ahaliye siyasal egemenliğimizi ve sosyal dengemizi bozucu ayrıcalıklar verilemez..." Karar böyledir de ne olmuştur? Bir süre önce, Brüksel ve Washinton'un talepleri uyarınca Yeni Vakıflar Kanunu çıkarılmıştır. Kanunun tartışılması sırasında TBMM'deki CHP ve MHP milletvekilleri çıkarılmıştır. Kanun tartışılması sırasında TBMM'deki CHP ve MHP milletvekilleri söz konusu kanunun yabancılara geniş imtiyazlar tanıdığını, bunun sanki yeni bir kapitülasyon olduğunu belirtmişlerdir. Ancak, söz konusu kanun AKP grubu olayları ile ve tarihsel bir hata sonucu TBMM'den geçirilmiştir. <br />
<br />
10- MERKEZ BANKASI VE BAYKAL... <br />
<br />
"Ergenekon soruşturması sürerken" CHP Lideri Baykal soruşturmanın arkasında siyasi iktidarın etkilerinin bulunduğunu ileriye sürmüştür. Bu arada yaptığı geniş açıklamada Merkez Bankası'nın İstanbul'a taşınması ile ilgili bir kanun teklifinin alel acele TBMM'ne getirildiğini açıklamıştır. Söz konusu kanun daha önce de gündeme getirilmişti. Biz de bu sütunda bunun "...Ankara'nın boşaltılmasının bir adımı olduğunu" ileriye sürmüştük. CHP Lideri Baykal önceki günkü açıklamasında siyasi iktidarın rejim değişikliği aradığını belirtmiştir. <br />
<br />
11- BAŞKENT ANKARA... <br />
<br />
Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali'nin merkezi Ankara, Cumhuriyet'in ilanı ile birlikte "Başkent" olarak ilan edilmiştir. Merkez Bankası da özel bir kanun ile "Merkezi Ankara" maddesi de "özellikle konularak" kurulmuştur. Merkez Bankası'nın İstanbul'a taşınmasına, Merkez Bankası yönetimi bile karşıdır. Fakat daha öncede mesela Dolmabahçe Sarayı'nın bir bölümü "Başbakanlık çalışması merkezi" olarak düzenlenmiştir. <br />
<br />
12- YENİ ZABİTLER... <br />
<br />
Şimdi "Ergenekon soruşturmaları" sürerken ekranlardaki tartışmalar da ilginç sahneler yaşanmaktadır. Kimileri, karşılarındakilere "...Söyle bakalım darbeye karşı mısın değil misin..." gibilerinden hem de bağıra çağıra sorular sormaya başlamışlard